وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِ

Yani bu, ondan daha çok ona kolaydır.

İşte bu küçücük cüz’î misale, küll ve küllî işleri kıyas et. Tâ ki mazideki vukuatın birer mu’cize olduğunu gördüğün gibi; elbette bunları halkeden Sani, mümkinat-ı istikbaliyeye de kadir ve istikbalin bütün tafsilatına alim ve onun her tarafını muhit ve basir bulunduğunu şehadet ettiğini anlayıp bilesin!..

Evet, bostan-ı kâinatta olan şu mevcudat-ı celiyye ve bu ecram-ı ulviye; onları halkeden Hallak’ın herşeye kadir, her şeye alim olduğuna şehadet eden ve onu ilan eden birer mu’cize olduğu gibi; öyle de, küre-i arz bahçesinde serpilmiş şu rengârenk çiçekli nebatat da ve her tarafına yayılmış şu mütenevvi süslü hayvanat dahi, herşeye kadir ve herşeyi herşeyiyle bilen Sani’lerinin vücuduna en yüksek sada ile şehadetlerini ilan eden birer havarık-ı san’attırlar. Ve elbette böyle, bir Hallak ve Saniin kudretine nisbeten zerrat ile şümûs ve bir ağacın semerelerini neşretmek ile, bütün ebna-i beşeri haşretmek mütesavidir.

Evet, bir ağacın, ince ve dakik olan dalları üstünde neşredilip yayılan çiçeklerini inşa etmesinden, nev’-i insanın ebna-yı cinsini, birbirinden ayrılmış ve toprak olmuş olan kemiklerinin üstünde inşa etmekten daha kolay değildir.

***

اِعْلَمْ

Ey kardeş bil ki! Birçok nimetler vardır ki, -ağaçtan semerin çıkması gibi- bütün kâinattan ince bir nizam, dakik bir mizan ile sıkıştırılıp sağılan birer katre gibidir.

İşte madem ki o nimet, birbirinden nihayet derece uzak olan kâinatın bütün eczalarından hakikat olarak sağılmış bir katre gibidir. O Halde, elbette o nimetin mün’imi, öyle bir zat olabilir ki; bütün kâinat kabza-i tasarrufunda olup, istediği şekilde sıkar ve ondan baran-ı nimetini ibadına inzal buyurur. Ki zâhir ve hak ve gözle görünen de budur. Öyleyse o, öyle bir Mün’imdir ki, onun hazineleri kâf ü nun arasındadır. O halde, o nimet, öyle bir zattan olabilir ki, ‘Kün’ emrini kâinata bir

« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Yükleniyor...