İşte hüda-yı münevver ile, deha-i müzevverin arasındaki fark ve tefavüte bak, gör!

***

اِعْلَمْ

Ey birader bilmiş ol ki! Cenab-ı Hak Sübhanehu ve Teâlâ sana yakındır. Sen ise O’ndan uzaksın. Evet Cenab-ı Hak, seninle beraber ve senin yanında olduğu aynı anında, senin bütün efrad-ı nev’inle de beraberdir. Hem senin nev’inle beraber olduğu aynı zamanında, senin cinsinin cemi-i efradıyla da beraberdir. Hem senin cinsinle beraber olduğu aynı vaktinde, zevil-hayatın bütün cüz’iyatıyla dahi beraberdir. Hem bütün zevil-hayatla beraber olduğu aynı dakikada mevcudatın sair tabakat ve devairiyle de beraberdir. Ve aynı vakitte tabaka tabaka tâ bütün mevcudatla birden ve tâ zerrat ve esîr ve ruhaniyat ve maneviyatla; tâ vehm ü hayalin ihata edemediği âlemlerle de aynı anda beraberdir.

İşte sen, bu vaziyette kendi cihetinden ona yakınlaşmak istediğin zaman, evvelâ senin kendinden geçip cüz’iyetten ayrılarak, inbisat edip yükselerek; tâ nev’inin makam-ı külliyetine çıkman lâzımdır. Sonra o külliyetin içinde de terakki ederek tecerrüd içindeki ıtlak-ı ruh ile gide gide tâ cinsinin makam-ı külliyetine çıkman gerektir. Ve hakeza yetmişbin hicaba yakın perdeleri kat’etmek icab edecektir.

Zira Cenab-ı Hak (C.C.) nasılki senin yanında hazırdır. Aynı zamanda bütün herşeyin de yanındadır. Öyle ise sen, kendi cihetinden onun yanında olman için; ancak herşeyin yanında olabildiğin vakit, (yani öyle bir makam-ı külliyete çıkabildiğin zaman) onun yanında olabilirsin. Ayrıca bundan sonra da, imkân ile vücûb arasındaki hadsiz bir mesafe karşına çıkar ki; sen şu acib bu’diyeti kat’edip de, ulaşmak ve onun kurbüne vusül bulmak nasıl mümkün olabilir. Daha bundan başka da, yani imkân ve vücub arasındaki hadsiz mesafeden sonra da, sonsuz seradikat-ı tecelliyat vardır. Ve bunların ötesi ise, ölüm ve helakettir.

İşte madem hakikat böyledir; Kendinden ve baidlik cihetinden taraf fani ol. Tâ ki onunla beka bulup kurbuyla bi yakınlık peyda edebilesin.

***

« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Yükleniyor...