şeyler inşa ilminden doğarlar. Ruhun zaman ve mekânlarda cevelan edip esrar-ı kâinatta nüfuz etmesine olan meylinin hatırı için, tarihvarî elde edilen malûmatlarla haberleşir. İşte bu da infialî ilimden hasıl olur.

***

اِعْلَمْو اِنَّهُ يَتَفَرَّعَ مِنَ الْاَمْرِ كَالنَّهْيِ اَلتَّهْدِيدُصصص الخ

Hazret-i Üstad, bu i’lemde emrin de nehy gibi ondan teferru’ ve teşaub eden çeşitli kısımlarını, manalarını ondokuza kadar iblağ ederek zikretmiştir. Zikretmediği kısımlar da vardır.

Şöyle ki: Tehdid, taciz, tashir, tavsiye, temenni, temniye (yani öldürmek), te’dib, irşad, imtinan, ikram, imtihan, ihtikar, vücub, hürmet, nedb, kerahet, ibaha, tahyir, icad ve keza ta’cib ve başkası ve emsali gibi makamların itibarına göre emir ve nehiy lafzının teşerrüb ettiği havaî manalar vardır.

***

اِعْلَمْو اِنَّ فِي جُمْلَةِ الْعَالَمِ تَرْكِيبًاصصص الخ

Hazret-i Üstad (R.A.) şu i’lemde şöyle emrediyor: Âlemin hey’et-i umumiyesinde husule gelen eserler, semereler, tahavvüllere ve inkılablara medar ve masdar olmak üzere; âlemin içine almış olduğu eczanın ihtilat, irtibat, bağlantılar sebebiyle birbirinin içerisine girmiş silsile şeklinde sonsuz bir terkib vardır ki; âsârın masdarı da budur. Kezalik kâinatın umumunda hükümlere medar olmak üzere, her tarafına dal budak salmış bir kanun, bir nizam da vardır.

Evet kâinatta hiçbir küll yoktur ki, terkibin semeratından bir semereyi telmih etmesin. Ve hiç bir külliyet yoktur ki, nizam-ı umumînin bir kanununu telvih etmesin.

***

« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Yükleniyor...