Block title
Block content

Kelam alimlerinin, Allah'ın varlığını ispatlamak için öne sürdükleri meşhur on iki delil nedir? İzah edebilir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Arşi ve süllemi ismi ile meşhur bu on iki delil, Kelam alimlerinin devir ve teselsülü çürütmek için ortaya koydukları ve daha çok, mantık ve matemetik ağırlıklı bir yoldur. Bunların isimleri ve manalarını kısa olarak izah etmeye çalışalım.

1. Burhan-i Tatbik:

a. Birbirlerine eşit olan iki miktarın birinden muayyen miktar çıkarılınca, eşitlik bozulur. İki sonsuz silsilesi de birbirine eşittir. İki sonsuz silsilesinin birinden belli bir kısım çıkarılınca, bunların eşitliği bozulur.

b. Bir cemiyet silsilesinden bazı parçalar çıkarılınca, kalan kısım o silsilenin tamamından küçüktür.

Kelamcılar, son ma'lûlden başlamak üzere, mazi cihetine doğru giden bir illet-ma'lûl silsilesi, ayrıca buna nisbetle bir kaç halka (mesela beş halka) geride bitmiş başka bir illet-malûl zincirini tasavvur ederler. Teselsül zincirinde her halka kendisinden öncekine nisbetle ma'lûl, kendisinden sonrakine göre illet(sebep)tir.

Mesela, iki halka düşünelim, biri fillerin halkası ki, halen de devam ediyor. Bu birinci halka olsun. Bir de dinazorların türünün halkası olsun. Bu ikinci halka kesildi ve bitti. Bu iki türü ve halkayı, maziye uzanan iki çizgi ve hat olarak düşünecek olursak, birbiri ile hizaladığımız zaman, dinazor halkası, fil halkasıdan kısa olduğu anlaşılır. O zaman, ezeliyet manası da olmaz. Zira ezeliyette noksan ve eksik kavramı olamayacağı için bu türlerin de ezeliyete gitmesinin imkansız olduğu anlaşılır. Filler halkası diğer halka ile nispet edilebildiğine göre, bu da ezeli olamaz, fazlalık ve eksiklik kavramı ezeliyet ile bağdaşmaz.

2. Burhân-ı Tezâyüf: Bu delil, hadiselerin illet ve ma'lûl sayılarının birbirine eşit olmaması esasına dayanır. Teselsül ve devir de mantık sebeplerin sonsuza denk gitmesi demektir.  O zaman her sonuç için bir sebep sonsuza dek gitmek gerekir. Halbuki her netice için bir sebep olmadığına göre ve sebeb ve sonuçlar sayı bakımından birbirine denk olmadığı için, o zaman ezeliyet cihetine gidilemez. Bir tarlaya iki çuval tohum atarsın on ton buğday alırsın.

3. Burhân-ı Süllemî: Bir mebdeden (başlangıçtan), bir üçgenin iki kenarı şeklinde uzanan iki çizgi ileri doğru çizilip büyüdükçe, aralarında kalan boyut ve alan da büyür. Bu iki çizginin sonsuza doğru uzandıklarını farzedelim. Bunların arasında kalan alanların iki çizgi arasına sıkıştırılmış oldukları halde, sonsuz olmaları imkansızdır. İki çizgi arasında kalan boyutlar A-B-C-D-E-G çizgileriyle bölünür. Çizgiler çoğaldıkça, bunlar arasındaki kalan boyutlar git gide büyür. Bu çizgiler arasında sonsuz zannedilen boyutlar, son bir boyutta nihayet bulur. (Çünkü sonlu parçalardan meydana gelen bir butün de sonludur.) O halde sonsuza doğru uzanacağı sanılan bir üçgenin iki kenarının da sonluluğu lâzım gelir .

4. Burhan-ı Türs:  Boşlukta, kalkan şeklinde bir daire farz edelim. Bu dairenin çemberi üzerinde altı nokta olsun. Bu noktalardan, dairenin merkezinden geçecek şekilde ü çizgi (çap) çizeriz. Bu şekilde, kalkanın yüzeyi altı eşit kısma taksim edilmiş ve her bir kısım, iki kenar arasında mahsur olur. Sonra bu kısımlardan her biri hakkında şöyle düşünürüz:  Şu kısım ya sonludur veya sonsuzdur. Eğer sonsuz olsa, sonsuz olan bir şeyin iki kenar arasında kalması imkansız olduğu için, sonsuz kabul edilen bu kısmın sonlu olması gerekir. Eğer ABC üçgeni içinde kalan kısım sonlu ise bunun gibi, diğer beş kısımdan her birinin de sonlu olması gerekir.

5. Burhân-ı Arşî:  Sonsuz sanılan illet ve ma'lul silsilesinden muayyen bir parçanın çıkarılması esasına dayanır. Bu parça silsileden çıkarılınca, silsileden geriye kalan kısım da gerek kendisinden çıkarılan parçadan çok, gerek az olsun, sonlu olacaktır. Çünkü, sonlu parçalardan meydana gelen bir cemiyet de sonludur.

6. Burhan-ı Hudus: Âlem mütegayyirdir. Her mütegayyir hâdistir. Herbir hâdisin bir muhdisi, yani mucidi var. Öyleyse bu kâinatın kadîm bir mucidi var."

7. Burhan-ı İmkan: Mütekellimîn demişler ki: "İmkân, mütesâviyü't-tarafeyndir. Yani, adem ve vücud, ikisi de müsavi olsa, bir tahsis edici, bir tercih edici, bir mucid lâzımdır. Çünkü, mümkinat birbirini icad edip teselsül edemez. Yahut o onu, o da onu icad edip devir suretinde dahi olamaz. Öyleyse, bir Vâcibü'l-Vücud vardır ki bunları icad ediyor."

8. Burhan-ı Gaye ve Nizam: Kainatta açıkça görünen hikmet ve gayelerin sebepler tarafından sonsuza dek gitmesinde ki imkansızlıktır.

9. Burhan-ı Kabulu amme: Allah inancının insanlık için her dönem ve devirde fıtri olarak kabul edilmesi fikri ve genel geçer bir inanç olması da bir delildir.

10. Burhan-ı İlmi evvel: İlmin bir evvelde son bulması, yani her alim, ilmini bir önceki alimden öğrenir, O da bir öncekinden, bu da en nihayetinde Allahın ezeli ilmine dayanır.

11. Burhan-ı Temanü: Şayet iki ilah olsa, kainatta nizam ve ahenk fesada uğrardı, çekişme yüzünden kavga ve gürültü olması gerekirdi   Alemde, fesat ve çekişme alameti olmadığına göre, İlah da tektir. Buna, Üstad, bir köyde iki muhtar olmaz, ifadesi ile işaret eder.

12. Burhan-ı İnayet: Yani kainatta görünen ihsan ve ikramlar, bir münimi akla gösterir. Yani, ikram ve ihsan eden, keremli ve lütufkar bir Zat'a işaret eder.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Otuzuncu Pencere | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 8486 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...