Block title
Block content

"Kellâ.. sümme kellâ!.. Zira Kitab-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın misdakı i'cazıdır. Müfessiri eczasıdır. Manası içindedir. Sadefinde dürrdür, meder değildir. Farazâ bu mutabakatı izhar etmekten maksad, o şahid-i sadıkın tezkiyesi için olsa da yine abestir." İzahı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kellâ, sümme kellâ! Zira Kitab-ı Mu'cizü'l-Beyânın misdakı, i'câzıdır. Müfessiri eczasıdır. Mânâsı içindedir. Sadefi de dürrdür, meder değildir. ..."(1) 

Kur’an’ın misdakı, yani doğru ve hak olduğunun en büyük şahidi ve kanıtı, birçok cihetle mucize oluşudur. 

Müfessiri eczasıdır.

Kur’an üzerine yapılan tefsirler, Kur’an’ın tamamı değil bir cüzü bir parçasıdır. Yani bir tefsire bakıp "Kur’an bu yorumdan ibarettir." diyemeyiz. Her bir müfessirin çıkardığı farklı anlam Kur’an’ın eşsiz mana zenginliğinden sadece bir ecza bir parçadır, o kadar.

Mânâsı içindedir.

Kur’an mana olarak o kadar güçlü ve parlaktır ki, harici bir yardıma, dıştan bir desteğe ihtiyacı yoktur. Bu yüzden felsefe, Tevrat ve İncil gibi muharrref ve safi olmayan kaynakların yardımına muhtaç değildir. Eski zamanlarda bazı müfessirler Kur’an’ı Yunan felsefesi ya da İsrailiyat ile izaha çalışmışlar. Oysa Kur’ân’ın manası içinde olup harici bir desteğe muhtaç değildir.    

Sadefi de dürrdür, meder değildir.

Kur’an’ın dışı da içi gibi inci ve yakut değerindedir, değersiz bir taş gibi değildir. Yani Kur’an’ın içi manası ise dışı da lafzıdır. İçi yani manası nasıl mükemmel ve zengin ise dışı yani lafzı da o kadar mükemmel ve edebidir. İçi de dışı da mualla olan bir kitabın, değersiz taşlar mesabesinde olan kaynaklara ihtiyacı olmaz.

"Faraza, bu mutabakatı izhar etmekten maksat, o şahid-i sadıkın tezkiyesi için olsa da yine abestir. Zira Kur'ân-ı Mübîn, ona mekalid-i inkıyadı teslim eden öyle akıl ve naklin tezkiyelerinden pek yüksek ve ganîdir. Çünkü o, onları tezkiye etmezse, şehadetleri mesmû olamaz."(2)

Kur’an’ı yüceltmeye kimsenin gücü yetmez, çünkü o zaten yücedir. Hatta Kur’an referans aramaz, referans olur. Kur’an’ın onayladığı ve değer verdiği bir şey değerli ve makbul olur. Yani kimse Kur’an’a değer ve makbul olma yönünden referans olamaz. Kur’an’ın temize çıkarmadığı bir şeyi kimse temize çıkaramaz. Dolayısı ile onların şahitliği de makbul değildir. Mesela Tevrat ve İncil konusunda Kur’an onlara referanstır onları tasdik eder, Tevrat ve İncil Kur’an’a referans değildir.

"Evet, Süreyya'yı serâda değil, semada aramak gerektir. Kur'ân'ın mâanîsini de esdafında ara. Yoksa, karma karışık olan senin cebinden arama; zira bulamıyorsun. Bulsan da sikke-i belâgat olmadığından, Kur'ân kabul etmez."(3)

Yıldız yerde değil gökte aranır. Kur’an da manevi bir yıldızdır, bir güneştir, yerlerde sürünen felsefe ve İsrailiyat Kur’an’ı anlama ve tefsir etmede yardımcı, kaynak ve referans olamazlar. Kur’an’ın manası sadefinde yani lafzında dürülüdür, Kur’an’ı yine Kur’an ve sahih hadisler izah eder, harici şeylere muhtaç değildir. Burada harici şeyden murat felsefe ve İsrailiyattır (Tevrat ve İncil gibi eski ve bozulmuş kaynaklara işaret).   

Dipnotlar:

(1) bk. Muhakemat, Birinci Makale (Unsuru'l-Hakikat)
(2) bk. age.
(3) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...