Block title
Block content

"Kendindeki mihengi ona ayar edemez. Edebiyatta vardır üç meydan-ı cevelân; onlar içinde gezer, haricine çıkamaz." cümleleriyle beraber, "üç meydan-ı cevelanı" açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kendindeki mihengi ona ayar edemez. Edebiyatta vardır üç meydan-ı cevelân; onlar içinde gezer, haricine çıkamaz."

Batı medeniyetinin zevk ve beğeni ayarı ile Kur'an’ın yüksek zevklerini tartamazsın. Edebiyat üç temel konu üzerine bina olmuştur.

"Ya aşkla hüsündür, ya hamâset ve şehâmet, ya tasvir-i hakikat. İşte yabanî edepse, hamâset noktasında hakperestliği etmez."

Güzellikler ve ona olan aşk. Kahramanlık ve yiğitlik. Hakikatin tasvir ve betimlenmesi.

"Belki zalim nev-i beşerin gaddarlıklarını alkışlamakla kuvvetperestlik hissini telkin eder. Hüsün ve aşk noktasında, aşk-ı hakikî bilmez."

Batı edebiyatı, zalim ve despotların zulüm ve gaddarlıklarını alkışlar. Kuvvete tapmayı telkin eder. Güzellik ve aşkta sadece suret ve cinselliği ön plana çıkarır, siret ve ahlak güzelliğini vurgulamaz.

"Şehvet-engiz bir zevki nefislere de zerk eder. Tasvir-i hakikat maddesinde, kâinata san'at-ı İlâhî suretinde bakmaz."

Şehvetin adi zevklerini insanlığa şırınga ediyor, edebi eserleri ile. Hakikati tasvir sadedinde ise hakkı değil, sureti resmeder. Sanat-ı İlahiyeye  tabiat nazarı ile bakar.

"Bir sıbga-i Rahmânî suretinde göremez. Belki tabiat noktasında tutar, tasvir ediyor; hem ondan da çıkamaz. Onun için telkini aşk-ı tabiat olur. Maddeperestlik hissi, kalbe de yerleştirir; ondan ucuzca kendini kurtaramaz."

Batı edebiyatında aşktan kasıt, suret ve madde bağımlılığıdır.

"Yine ondan gelen, dalâletten neş'et eden ruhun ıztırâbâtına, o edepsizlenmiş edeb müsekkin, hem münevvim, hakikî fayda vermez."

Küfür ve sapkınlıktan gelen ruh ve kalbin ağlamalarını, edepsiz edebiyatı ile uyutup avutmaya çalışıyor, ama hakiki bir teselli değil geçici bir uyutma oluyor.

"Tek bir ilâcı bulmuş, o da romanlarıymış. Kitap gibi bir hayy-ı meyyit, sinema gibi bir müteharrik emvat. Meyyit hayat veremez."

Bu ruh ve kalbin ızdırap ve hüznünden ölmüş halini, roman ve sinema gibi vasıtalarla hayatlandırmaya çalışıyor, ama hayat vermez.

"Hem tiyatro gibi tenasuhvâri, mazi denilen geniş kabrin hortlakları gibi şu üç nevi romanlarıyla hiç de utanmaz."

Mazideki olayları tiyatro ve sinema gibi vasıtalarla yeniden canlandırmaya çalışsalar da Batı'nın karanlıklı bakış açısı ancak hortlatır.

"Beşerin ağzına yalancı bir dil koymuş, hem insanın yüzüne fâsık bir göz takmış, dünyaya bir âlüfte fistanını giydirmiş, hüsn-ü mücerred tanımaz."

İnsanları hep suret güzelliğine sevk ediyor, gözü hep şekle hapsediyor. Soyut ve yüksek bir hakikat ve güzellik tanımıyor.

"Güneşi gösterirse, sarı saçlı güzel bir aktrisi kàrie ihtar eder. Zahiren der: 'Sefahet fenadır, insanlara yakışmaz.'"

Roman ve sinemalarında, güya insanları fenalıktan kaçındırmak için zahiren "ahlaksızlık kötüdür" der.

"Netice-i muzırrayı gösterir. Halbuki sefahete öyle müşevvikane bir tasviri yapar ki, ağız suyu akıtır, akıl hâkim kalamaz."

Zararlı neticeleri gösterir. Ama batılı ve ahlaksızlığı öyle bir tasvir eder ki, ağız suyu akıtır, akıl o çirkinliğe müptela olur. Tamir ediyorum derken bozar, dağıtır.

"İştihayı kabartır, hevesi tehyiç eder, his daha söz dinlemez. Kur'ân'daki edepse hevâyı karıştırmaz."(1)

Batı edebi eserlerine dikkat ile bakıldığında, haram ve ahlaksızlığa karşı iştah açar, hevesi teşvik eder, hissiyatları kamçılar. Güya insanlara doğru yolu gösterir...

(1) bk. Sözler, Lemeat.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...