Block title
Block content

"Kerâmâta, keşfiyata, müşahedata yetişen binlerce evliya, vahdâniyete delâlet ettikleri gibi, üstadları olan bu zâtın sadıkıyetine ve risaletine icmâ ve ittifakla şehadet ediyorlar." Hristiyan azizlerinin gösterdikleri olağanüstü hâllerin izahı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İslam inancında olağanüstü durumlar mucize, keramet ve istidraç olmak üzere üç başlık altında değerlendirilmiştir.

Mucize, sadece peygamberlerin mazhar olduğu olağanüstü durumlardır ki, mucizenin en belirgin ve ayırt edici özelliği, tahaddi yani meydan okumadır. Yani peygamberler -Allah'ın izniyle- mucizeleri ilan ederek ve meydan okuyarak izhar ederler. Bu da onların Allah’ın seçkin ve seçilmiş bir elçisi olduğunu gösteriyor. Yoksa peygamberlerin peygamber olduğunu bilmemiz mümkün olmazdı.

"Mu’cize ise, Hâlık-ı Kâinat tarafından, onun dâvâsına bir tasdiktir, sadakte hükmüne geçer. Nasıl ki, sen bir padişahın meclisinde ve daire-i nazarında desen ki, 'Padişah beni filân işe memur etmiş.' Senden o dâvâya bir delil istenilse, padişah 'Evet!..' dese, nasıl seni tasdik eder. Öyle de âdetini ve vaziyetini senin iltimasınla değiştirirse, 'Evet!..' sözünden daha kat’î, daha sağlam, senin dâvânı tasdik eder."(1)

Bir şeyi dava etmek, iddia etmek, tahaddi ile meydan okumak ancak peygamberlere has bir vasıftır. Onlar nübüvvetini insanlara gösterip ilan etmek için bu yola başvururlar ve vurmaları da gerekir.

Evliyaların ya da alimlerin "Ben evliyayım, ben alimim." diye davada ve tahaddide bulunmaları caiz olmaz, hem de dalalet olur. Bu yüzden evliya ve alimler daima tevazu içinde, kendine layık görülen makamları kabul etmeyip kibarca geri çevirmişler. Kendilerini daima en aşağıda en kusurlu olarak telakki etmişler ki, bu manevi bir kemaldir.

Şayet birisi kalkıp "Ben evliya ya da alimin." diye dava ve tahaddide bulunuyor ise, bu kimse ya meczup ya da hayalperesttir. Tarihte ve günümüzde böyle dava ve tahaddi ile ben evliya ya da alimim diyen meczup ve hodfürüşler çok çıkmış.

Keramet, hak dininde manevi bir mertebe kazanan velilerin mazhar olduğu bir olağanüstü durumdur. Hak dinin dışında kalan insanların keramete mazhar olması mümkün değildir. Keramet meydan okunarak gösterilmez, Allah’ın bir lütfu bir ikramıdır, ne zaman olacağı konusu da belli değildir. Ayrıca keramete mazhar olan veliler, bu durumları açıktan ilan etmezler, hatta gizlemeye çalışırlar. Oysa mucize tam tersi idi.

İstidraç ise, kâfir ve inancı bozuk olan, hatta ateist kimselerin mazhar olduğu olağanüstü durumlardır. Lenin, Stalin, Firavun, Süfyan gibi azılı kâfirler, birtakım istidraçlara sahip olmuşlar. Mesela, Firavun'un ömründe bir kez baş ağrısına tutulmaması hem bir istidraç hem de bir mekr-i ilahidir.

Bu yüzden kâfirlerde görünen olağanüstü durumlara itibar edilmez, bu durumlar istidraçtır. Faraza bir papaz olağanüstü bir duruma mazhar olmuş olsa, bu durum onun hak olduğuna delil olmaz. Şayet olağanüstü durumlar tek başına hakka şahit olmaya yeterli olsa idi, Firavun da hak ve muteber olurdu.

(1) bk. Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, İkinci Nükteli İşaret.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...