"Kesif, maddî şeylerin akisleridir. O akisler hem gayrdır, ayn değil." Temessülün birincisi olan, maddî şeylerin akisleri ile Cenâb-ı Hakk’ın ulûhiyet hakikatinin şuunatı arasında nasıl bir münasebet vardır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İlâhî kudretin küllî işleri birlikte yapmasına misal olarak, bir tek zâtın muhtelif aynalarda külliyet kesbetmesi verilmiş, bu da üçe ayrılarak incelenmiştir. Bu Söz’de nazara verilen üç temessül içerisinde hakikate en yakın olan temessül, “nuranî ruhların aksi” olmakla birlikte, o noktaya kadar iki kademe daha nazara verilmiştir. Her üçünde de temessüller o varlıkların kendi irade ve kudretleriyle değil, İlâhî irade ve kudretle gerçekleştiği için, her üçü de Allah’ın kudretinin küllî işleri birlikte ve gayet kolay yapmasına misal olurlar.

Aynalar mahzenine giren bir şahsın binler şahıs olması Allah’ın koyduğu temessül kanunuyla tahakkuk etmektedir. O sûretleri yaratan da Allah’tır. Mahzendeki o şahıs, mesela, elini kaldırsa binlerce el birden kalkar. Sanki o şahıs binlerce eli bir kolaylığında kaldırmış gibi olur.

Üstad Hazretleri Lemeât adlı eserinde, "Temessülün Aksamı Muhtelifedir" başlıklı dersinde temessülü dört kısma ayırır ve bir şeyin hem mahiyet, hem de hüviyetiyle çok yerlerde birlikte temessül edebileceğine “kelime”yi misal olarak verir. Yani bir kelimenin bütün kulaklara aynı hüviyet ve mahiyetiyle girmesini buna delil olarak getirir. Bir kelimeyi bir anda hadsiz kulaklara aynen işittiren İlâhî kudret, aynı kolaylıkla mahlukat âleminde hadsiz işleri birlikte ve son derece kolay olarak icra eder.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...