Block title
Block content

"Kezalik Hâlık ile nefis arasında da bir kurb ve bu'd vardır. Kurb Hâlıkındır, bu'd nefsindir. Eğer nefis uzaklığı cihetiyle enaniyet ile Hâlıka bakıp, 'Bana tesir edemez' diye bir ahmaklıkta bulunursa dalalete düşer..." örnekle izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kezalik Hâlık ile nefis arasında da bir kurb ve bu'd vardır. Kurb Hâlıkındır, bu'd nefsindir. Eğer nefis uzaklığı cihetiyle enaniyet ile Hâlıka bakıp, 'Bana tesir edemez' diye bir ahmaklıkta bulunursa dalalete düşer. Ve keza nefis mükâfatı gördüğü zaman 'Keşke ben de öyle yapaydım, böyle olaydım.' der. Mücazatın şiddetini de gördüğü vakit, teâmî ve inkâr ile kendisini teselli eder."

Allah zatı ile değil, isim ve sıfatları ile her yerde hazır ve nazırdır. Allah’ın zatı ile her yerde hazır ve nazır olması, Allah’a zaman ve mekan isnat etmek olur ki, bu da şirktir. Allah’ın zatı zaman ve mekandan münezzehtir. Allah zaman ve mekanın yanında, içinde, dışında gibi kavramlar Allah’a zaman ve mekan ittisal etme veya onlara benzetme olacağı için caiz değildir.

On Altıncı Söz'deki güneş örneği bu hakikati akla yaklaştırmak için verilmiştir. Güneş zatı itibarı ile bizden çok uzak olmasına rağmen, ısı ve ışığı ile göz bebeğimizin içine kadar giriyor. La teşbih, Allah zatı itibari ile mahlukattan nihayetsiz uzak ve münezzeh iken, isim ve sıfatları ile bize şah damarımızdan daha yakındır. Uzak tabiri mekan açısından değil, mekandan münezzeh olma açısındandır. Bu mana itibari ile Allah kainatta zatı ile değil, isim ve sıfatları ile iş görüyor. Ama isim ve sıfatların arkasında ve membaı olarak yine mübarek Zat-ı Akdesi vardır.

Nefis, muhakeme ve akıldan yoksun olduğu için, hakikatleri göremez ve tam manası ile ihata edemez. İnsan maddi ve cismani olduğu için, zaman ve mekanın kayıtları ile kayıtlıdır. Ve mücerret şeyleri anlamakta zorlanır. Hatta her şeye maddi ve mekani bir kalıp giydirmeye çalışır. Allah hakkında düşündüğü zaman, Onu da zaman ve mekan kavramları içinde hapsetmeye çalışır.

Allah bize sıfatları ile şahdamarımızdan daha yakındır, ama Zatı itibari ile biz ondan çok uzağız. Burada uzak tabiri, tenzih ve tebriye anlamındadır. Yani Allah’ın Zat-ı Akdesi zaman ve mekandan mukaddes ve münezzehtir, demektir.

İnsanın nefsi maddeci olmasından dolayı, her şeyi maddede arar ve onun ile kıyaslar. Allah’ın sıfatları ile bize olan yakınlığını mekani bir yakınlık olarak tevehhüm eder ve Allah’ı -haşa- kendi dünyasında maddileştirir. Maddi bir İlah anlayışı da çok çıkmazları ve çelişkileri beraberinde getireceği için, nefis şüphe ve karanlıklar içinde kalır ve en sonunda ta’tili eşgal eder, yani inkara sapar.

Diğer cihetten, yani bizim Allah’tan olan uzaklığımız cihetini de yine nefis kendi maddi kıstaslarına göre değerlendirir. Madem biz ondan çok uzağız, bize tesir edemez der. Yani Allah’ın kainattaki tedbir ve tasarrufunu kabul etmeye yanaşmaz, en sonunda inkar eder, her şeyi maddeye ve sebeplere taksim eder.

Nefis, ödülü kaçırdığını görünce, keşke onu elde edecek şeyleri yapsaydım der, pişmanlık ile hayıflanır. Şiddetli bir ceza tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı zaman da, onun inkarı yoluna gider. Yani nefis her hususu maddi mizanı ile kendine uydurmaya çalışır. Hakka teslim olmak istemez. 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...