"Komünizm", "Kapitalizm" ve "Sosyalizm" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Öncelikli olarak Üstad, eserlerinde, müminlerin aklını ve zihnini bulandıracak batıl ve muzır düşünce ve mefkurelerden bahsederken, onların fikirlerini teferruatı ile ilan etmeden, esaslarını çürütür. Ta ki müminlerin saf zihinleri bulanmasın. Onun için bu gibi düşünce ekollerini uzun uzadıya tarif etmez, sadece mesleğine ilişen esasa dair noktalarda, onların bozuk ve çürük taraflarını gösterir.

Üstad bu gibi felsefi ekolleri iki yönden değerlendirir. Biri fıtri olup olmadıkları, diğeri ise, insanlığa getirdiği dünyevi ve uhrevi saadet nelerdir. Biz de Risale-i Nur'dan mülhem bir tarz ile bu felsefi ekolleri tek tek değerlendirelim.

Komünizm: Sınıflar arası çatışma sonucunda, toplumsal katmanların kalkıp tek sınıf bir insan topluluğunun oluşturulması fikridir. Netice olarak özel mülkiyet, bireysel gelişim, farklı düşünce sistemlerinin tamamen yok edildiği, tek tip, tek sınıf, tek katmanın olduğu, yani mutlak eşitlik düzenini hedefleyen bir düşüncedir. Kurucusu Alman filozof Karl Marks'tır.

Düşünce farklılıkları ve imtiyazları doğuran bütün faktörlere düşmandırlar. Dini, insanları burjuva sınıfına itaat ettiren bir unsur, mutlak eşitlik ilkesine ters düşen; manevi sınıflar üreten bir faktör görmelerinden, dini temelden inkar ederler. Maddeci ve materyalist bir düşünce sistemidir. Allah ve yaratma fikirlerini tamamen reddederler. İktisadi olarak tamamen devletçidir. Ticaret ve özel mülkiyet haklarını bireylere vermezler. Bütün üretim araç ve vasıtaları devletindir. Dolayısı ile birey bu sistem içinde kendi istidat ve yeteneklerini gösteremeyen silik bir kurşun askerdir. Tarih ve inanç yönünden materyalisttir. İnsanlığın evrim yolu ile türden türe geçerek geliştiğini ilk merhalede ilkel bir toplum sonra köle, ücretli, kapitalist ve en sonunda komünist nizama doğru evrimleştiğini varsayarlar.

Üstat, komünizmin fıtri bir düşünce olmadığını söyler. Çok düşünceleri ütopyadan öteye gitmez. Bu yüzden ömrü yetmiş seksen yıl olmuştur. Dünyanın her yerinde her açıdan iflas etmiş bir teoridir. Üstat zaten eserlerinde maddeci felsefenin teoloji kısmını yani tabiat, tesadüf ve sebepler icat ediyor gibi fikirlerini kati delilleri ile çürütmüştür. İktisadi açıdan da fıtri olmamasından zaten fazla dayanamayıp iflas etmiş bir fikirdir. Yine Üstad'ın ifadesi ile "Her batıl mezhep içinde, bir dane hakikat olabilir." kaidesince; bu komünizmin her tarafı da yanlış ve batıl değildir. Mesela kainattaki tekamül yasası ve işçi sınıfının temel hak ve özgürlükleri gibi fıtri ve dine mutabık kısımları da vardır.

Temeli ve felsefesi Marx ve Engels tarafından 1848 yılında hazırlanan “Komünist Manifestosu” başlıklı bir belgede de ana hatları açıklanan siyasî, sosyal ve ekonomik bir düzen şeklidir. Ekonomik anlamda komünizm, kollektivist bir düzendir. Bellibaşlı bütün üretim araçları ve imkânları devlete aittir. Bütün ekonomik hayat, kesin emredici nitelikle olan bir planlama çerçevesinde yürütülür. Planın öngördüğü ağır sanayi genellikle birinci önceliğe sahiptir. Fertleri ilgilendiren tüketim sanayi ise daha çok önemlidir. Sosyal alanda ise bu düzen iskân, sağlık, eğitim, kültürel faaliyetler ve diğer yönlerden tamamen devletçidir. Kişisel mülkiyet hakları yok denilecek kadar sınırlıdır. Miras hakkı da yoktur.

Bu anlayış temel olarak ontolojik ve mekanik materyalizme dayanır ve onun gibi ateist yani dinsizdir. İnsanı hayvandan bir kademe üstün gördüğü için, onun mânevî ve ruhî hayatını dikkate almaksızın sadece bir üretim aracı olarak değerlendirir.

Bediüzzaman, Risale-i Nur’un çeşitli yerlerinde Komünizm’le ilgili bazı değerlendirmeler yapmıştır. Buna göre 1917 yılında Rusya’da gerçekleştirilen Bolşevik İhtilâliyle Komünizm, bir sistem olarak Asya’nın büyük bölümünü hâkimiyeti altına aldı. Bu bölgedeki insanların Müslüman olsun, Hıristiyan olsun, inançlarından uzaklaştırılması için her türlü zemin hazırladı. İnanç boşluğuna düşen ve bütün mukaddesatından kopan insanlar, tarih boyunca hiçbir düşmanın ve saldırganın vermediği zararı kendi değerlerine, tarihî birikimine, kültürüne, örf ve âdetlerine verdi.

Bediüzzaman, Komünizmin ortaya çıkardığı ve özellikle inanç alanında yaşanan tahribatı engellemek ve yaraları tedavi etmek için çareler ortaya koymuştur. Emirdağ Lâhikasında Komünizm, toplum hayatında kaos ortamını hazırlayan zararlı akımlar arasında sayılır ve bu tehlikeye karşı alınması gerekli tedbirlerden bahsedilir:
“Komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik, doğrudan doğruya anarşistliği intaç ediyor. Ve bu dehşetli tahrip edicilere karşı ancak ve ancak hakikat-i Kur’âniye etrafında ittihad-ı İslâm (İslâm birliği) dayanabilir. Ve beşeri (insanlığı) bu tehlikeden kurtarmaya vesile olduğu gibi, bu vatanı istilâ-yı ecanipten (yabancıların istilâsından) ve bu milleti anarşilikten kurtaracak yalnız odur.”

Sosyalizm: Sosyalizme komünizmin biraz daha fıtri ve gerçekçi bir hâli nazarı ile bakabiliriz. Komünizm bireyi yok eden aşırı bir toplumsalcılık uçtur, sosyalizm ise bu aşırılıkların biraz törpülenmesi hareketidir. Birey toplum dengesini eşitlemeye çalışan ama tam Muvaffak olamayan bir düşünce disiplinidir. Tıpkı kapitalizm ile liberalizm gibi... Marks'ın ifadesi ile "Sosyalizm, toplumsal evrimin bir dönemidir, bu dönemden sonra nihai hedef komünizm gelecektir." Yani sosyalizm insanlığın iktisadi evrimleşme sürecinde bir merhaledir. Ama Marks'ın kehanetleri tutmamıştır.

Sosyalizm, özellikle Fransız İhtilâlinden sonra gelişen ferdiyetçi ve hürriyetçi (liberalist) sistemlere karşı bir tepki olarak doğdu. Sermaye sahipleriyle işçiler arasındaki eşitsizliği, servet ve refah farklarını ortadan kaldırma iddiasında olan Sosyalizm, daha çok ekonomik bir çerçeve içinde; yani servetin üretimi, tüketimi, paylaşılması ve dağıtımı açısından ele alınmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Sosyalizmi meydana getiren şartlar büyük önem arzetmektedir. Batı dünyasında hızla yayılan Liberal demokrasi ve Kapitalizmin belli bir süre sonra hemen her alanda yetersiz ve adaletsiz bir ortam oluşturdu.

Sosyalizm, öncelikle Liberal Kapitalist düzenin adaletsizliklerine karşı çıkmak ve isyan etmekle ezilen geniş halk kesimleri arasında büyük kabul gördü. Böylece Sosyalizmin ilk temel karakteri, kurulu düzeni adaletsiz, çağ dışı ilân etmesiyle ortaya çıktı. Buna göre Sosyalizm, Liberal Kapitalist düzenin mülkiyet ve çalışma kurumlarını yetersiz ve adaletsiz bulduğu için, değiştirmek ve onun yerine geçmek isteyen bir rejim hâlini aldı. Bu hâliyle Sosyalizm, Kollektivizmin zaman içinde fiiliyata geçmesi ve uygulanması şeklinde tanımlanmaya başlandı.

Kapitalist sistemler, özel mülkiyet, piyasa ekonomisi ve kâr esasına dayanan bir sistem kurmuştu. Bu düzen, başta Fransız İhtilâli olmak üzere bir dizi tarihî gelişmenin ve sanayileşmenin ürünüydü. Sosyalizm de bu düzene antitez olarak tasarladığı düzenini, tarihî şartların meydana çıkardığı bir düzen olarak gördü. Sosyalistler bu düzenin de tıpkı Kapitalist düzen gibi ihtilâl sonucu kurulacağı iddiasını dile getirdiler.

Sosyalizmin ikinci esas dayanağı da, ekonomik faaliyetlerin özel sektörden kamuya, kişilerden topluma aktarılmasıdır. Bu anlamda Sosyalizm, uygulamada mevcut olan üretim araçlarının tümünü, yahut büyük bir kısmını toplumun şuurlu ve yönetici durumunda olan organlarına bağlama amacını güder. Bu sistemde üretim araçları toplumun mülkiyetine geçecek, neticede özel mülkiyet yerine kollektif ve sosyal mülkiyet kurumu oluşturulmuş olacaktır.

Sosyalizme göre kollektif mülkiyetin sadece toplumun malı yapılması da yetmez. Aynı zamanda, bu mallar toplumun hizmetinde olmalıdır. Yani kârın hizmetinden çıkarılıp çalışanın (işçinin) hayat standardını artırıcı hâle getirilmelidir.

Sonuç olarak Sosyalizm, objektif tarih şartları içinde Kapitalizmi takip ederek onun yerine geçme iddiasıyla ortaya çıkan bir düzendir.

Diğer yandan Sosyalizmi benimseyenler arasında zaman içinde büyük farklılıklar gözlenmiştir. Sosyalistler bazı ana fikirlerde birleşseler de, bu hedeflere nasıl ve hangi yollarla ulaşacakları konusunda, yani uygulayacakları metotlar hakkında ayrılığa düştüler. Bu ayrılıkların sonucu olarak Ütopik Sosyalizm, Bilimsel Sosyalizm, Kürsü Sosyalizmi, Hıristiyan Sosyalizmi, Devrimci Sosyalizm, Reformcu Sosyalizm, Demokratik Sosyalizm gibi kavramlar ortaya çıktı.

Sosyalizmin ciddî anlamda bir yönetim şekli olarak ilk defa 1917 İhtilâliyle Rusya’da kuruldu. Takip eden yıllarda Orta ve Doğu Avrupa’da yaygınlaştı. Orta ve Doğu Avrupa, Arnavutluk, Bulgaristan, Çekoslovakya, Doğu Almanya, Macaristan, Polonya, Romanya, Yugoslavya’da Sosyalizmin uygulama şekli Komünist rejimler hep 1943-1944 yıllarında başladı. Daha sonra doğu ve uzak doğuda Çin Halk Cumhuriyeti, Kuzey Kore, Kuzey Vietnam, Moğolistan, Küba vb. gibi ülkelerde yaygınlaştı. Batı ve uzak doğuyu yarım asır etkisi altında bulunduran Sosyalizm, Türkiye’de ilk defa 1910 yılında resmen adını duyurdu ve “Osmanlı Sosyalist Partisi” adıyla Sosyalist Hüseyin Hilmi tarafından bir parti kuruldu.

1980'li yıllarda ise Gorbaçov bu sistemden bazı tavizlerde bulunmak zorunda kaldı. Hak dağıtmak için ortaya çıkan siyasî rejim, 75 yıl boyunca bir zulüm düzeni hâline dönüşmüş ve 1991’de ömrünü tamamlayarak büyük ölçüde tarih sayfalarındaki yerine çekilmiştir.

Kapitalizm: Üretim araçlarının ve sermayenin devletin tekelinde değil de özel mülkiyette olduğu serbest piyasa ekonomisidir. Bireyselliğin ve özgürlüklerin had safhada ön planda olduğu bir iktisadi rejimdir. Hatta bu rejimde toplumsalcılık manası tamamen yok olma durumuna gelmiştir. Nasıl komünizmde bireysellik ve özel mülkiyet tamamen yok edilmişse; burada da toplumsal ve sosyallik yok olma durumuna gelmiştir. Yani iki aşırı uç... Biri birey için toplumsalcığı yok ediyor, diğeri de toplumsalcılık için bireyi silip yok ediyor.

Kapitalizmde serbestlik ve hırs öyle şiddetli ki haram, helal ve ahlak kavramı adeta yok hükmüne girmiştir. Tam bir canavar sistemidir. Güçlü zayıfı ezer, büyük küçüğü yutar. Zaten Marks'ın teorisinde komünizm ancak kapitalizmin şiddetlenmesi durumunda gelebilir, esası vardır. Zira her iki taraf da sınıf hegomonyasını savunuyor, çatışmalardan besleniyor. Bir nevi birbirlerine varlık alanı açıyorlar. Kapitalizm biraz daha fıtrata yakın olmasından, komünizme göre ömrü uzun olmuştur ama; onun da sonu yakındır. Her ikisinde de bir dane-i hakikat vardır; birinde bireyin fıtri istidat ve kabiliyetleri, diğer tarafta sosyal dayanışma ve yardımlaşma hakikatleri.

Üstat bu noktada İslam’ın bu iki hakikati cem edip insanlığa gerçekçi ve uygulanabilir bir sistemi sunduğunu ve insanların çoğunluğunun saadetinin İslam’da olduğunu çok kati deliller ile izah ve ispat ediyor. Sınıf kavgasının ancak iki sınıf arasında bir köprü kurmak ile olacağını söylüyor. Yoksa her iki tarafın birbirlerini inkar ile yok saymaları çözüm değildir. İslam bu hususta hem fıtrata, hem de gerçeklere uygun bir nizam getiriyor. Onun için hem dünyada hem ahirette saadeti temin ancak İslam ile mümkündür. Bu gibi rejimler kısa ve fani dünyada bile saadeti temin edemiyorlar; kaldı ki ahireti kurtarsın.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

EnesKanaat
Komünizmle yönetilen çok az ülke kaldı, ancak komünizmle neşredilen ve insanların zihinlerine işlenen materyalizm hale ayaktadır. Bu nedenle, Risale-i Nur ve onun hizmeti, insanların zihinlerine işlenen materyalizmle kıyamete kadar mücadelesini sürdürecektir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...