KUDRET

YAPMAK YAHUT TERKETMEK

Kudret; “fiilin sıhhati ve terki” şeklinde tarif ediliyor.

İnsan; kolunu çevirirken, güneş de gezegenlerini etrafında döndürür. Şu var ki, insan, yaptığı bu harekete her an son verebilir; yani bu işi yapmaya da, terk etmeye de güç yetirebilir. İşte bu, bir kudret tecellisidir. Ama, güneşteki, kudret değildir; zira o, bu döndürme fiilininin terkine güç yetiremez.

Bu âlemdeki aralıksız değişmeler, gelip gitmeler, konup göçmeler mutlak bir kudretin faaliyetinden haber verirler bize.

Bu kudretin sonsuz icraatlarından birisi olan tasvir yani “suret verme, şekillendirme” fiiliyle bedenler birer elbise gibi dokunurlar ve bu fiilin terkiyle de, o elbiseler ipliklere döner, yeniden element olurlar.

Hayat verme, bir başka kudret tecellisi. İhya fiiliyle varlıklar hayat bulur, aziz olurlar; görür, işitir, gezer, otururlar. Bu kudret tecellisine, İlâhî irade ile son verildiğinde, hayattan coşup gelen bütün bu faaliyetler bir anda sona ererler. Artık o gören gözler, sadece birer yağ kümesi, o yürüyen ayaklar birer et ve kemik yığınıdır.

İnsan yaratılmadan önce de, bu kudret faaliyette idi. Ama, ne taşta, ne ağaçta, ne güneşte, ne yıldızda o kudretin varlığını keşfedecek kabiliyet yoktu. Çünkü kendileri kudret sahibi değillerdi.

İnsan, bu âleme sonradan geldi, ama kendisine cüz’î bir kudret verilmesiyle, Allah’ın kudretini bilme noktasında güneşleri, ayları geri bıraktı.

BİR İŞ DİĞERİNE MANİ OLMUYOR

“O, sizi rahimlerde, dilediği gibi şekillendirendir. O’ndan başka ilâh yoktur....” Âli İmran Sûresi, 6

Şu kâinat hakkında yapılmış harika bir teşbih: Kitab-ı Kebir...

Bu kitap içinde hadsiz küçük kitapçıklar mevcut. Bunların tamamı, beraber yazılıyor...

Bir kitabın ilk sahifesi yazılırken, aynı anda berikinin ikinci, bir diğerinin üçüncü sahifesi yazılıyor...

Bütün canlılarda her an cârî olan bu büyük hakikatın sadece bir misâlini vermekle yetinelim:

Bilindiği gibi bir çocuk dokuz ayda dünyaya geliyor. Bu dokuz ayın her ânında ayrı bir faaliyete, ayrı bir terakkiye mazhar oluyor.

Bugün dünyaya gelen, meselâ, ikiyüzbin çocuk varsa, bir o kadar çocuk da doğumlarına bir gün kalmış vaziyette rahimlerde bekleşmede... Bir başka grubun doğumuna üç gün, diğerlerinin bir hafta, bir kısmının bir ay, daha başkasının beş ay ve nihayet bugün rahimlere düşenlerin ise tam dokuz ayları var.

Demek ki, şu anda anne rahimlerinde bu dokuz aylık sürenin değişik safhalarını yaşayan milyonlarca yavru hayata hazırlanıyor. Bir kısmı “nutfeden alakaya” adım atarken, berikiler “alakadan mudgaya” geçiyor. Bir başka grupta kemikler yeni teşekküle başlıyor.

İşte bütün bu faaliyetler aynı anda beraber icra ediliyorlar.

Biz bütün bu faaliyetlerden habersiz olarak, sadece bugün dünyamıza adım atan yavruları görüyoruz..

İşte, insan nev’i için verdiğimiz bu misâli bütün hayvanlar âlemine tatbik ettiğimizde, Cenâb-ı Hakk’ın sadece rahimlerde icra ettiği, birbirinden farklı sonsuz faaliyeti hayretle düşünür ve bu faaliyetlerin, ancak nihayetsiz bir kudret ve mutlak bir irade ile olabileceğine yakînen inanırız.

KÜLLÎ KUDRET

“Bir iş, bir işe mâni olmuyor.” Sözler

Bir mimar, köprüsünü yaparken, ötede çeşmesi onun yolunu bekler. Han ile uğraşırken hamamı ihmal eder. Bir işi tamamlaması için berikini yarım bırakması gerekir. Çünkü insan her şeyiyle sınırlı, her cihetle âciz ve bütün sıfatlarıyla cüz’îdir.

İradesi cüz’îdir, bir anda iki farklı işe yönelemez.

Bakışı cüz’îdir, iki ayrı yöne aynı anda bakamaz.

Düşüncesi cüz’îdir, iki ayrı mânaya birlikte kafa yoramaz.

Sevgisi cüz’îdir, bir eserini severken diğerlerini unutma durumundadır.

Böyle bir yaratılışa sahip olması, insan için büyük bir irşad ve ikaz vesilesidir.

İnsan, o cüz’î sıfatlarını iyi değerlendirebilse, haddini bilmenin yanısıra Rabbini bilmede de hayli mesafe katedecektir.

İlâhî isimlerin her an birlikte tecelli ettiklerini hayretle düşünecek, O’nun bütün varlık âlemini kaplayan sıfatlarıyla her şeyin yanında hâzır ve nâzır olduğuna dair imanı gittikçe inkişaf edecektir.

KUDRET KALEMİYLE

İnsan, kendi vücudunda, onun iradesi dışında icra edilen fiillerde kudret kaleminin önünde bir sayfa gibi... Bu noktada diğer varlıklarla omuz omuza. Semâda yıldızları, ağaçlarda yaprakları, denizlerde balıkları, tarlalarda tahılları yazan aynı kalem, onda da hücreleri, alyuvarları yazıyor.

İnsanın o sahifelerden üstünlüğü, kendisinde yazılanlardan bir derece haberdar olabilmesi...

Kendisini de diğer sahifeler gibi, aklının önüne koyup tefekkür edebilmesi...

Dala takılan meyve yanında, kendi eline takılan kabiliyete de hamd edebilmesi...

Geceleyin yatağına girdiğinde, kendi iradesiyle uyumaktan ve uyanmaktan âciz olduğunu idrak ederek “zulmeti” ve “nuru” yaratan kudretin, insanda da “uykuyu” ve “uyanıklığı” yarattığını tefekkür edebilmesi...

Kendisine yürüme gücünü veren kim ise, kuşu uçuran, balığı yüzdüren, dünyayı döndüren, rüzgârı estirenin de O olduğunu düşünebilmesi...

Sofraya oturduğunda, bütün canlıları hayâlen yanıbaşında farzedip, onları rızıklarıyla birlikte temâşa ederek, kendisini rızıklandıran Rabbinin bütün o canlıların da Rezzakı olduğunu anlayabilmesi...

Kısacası, tefekkürünü cüz’iyetten çıkarıp,küllüllîleştirebilmesi...

Bu noktaya gelemeyen ve imanla şereflenemeyen insan, bulunduğu ovadan, onda serilmiş köylerden habersiz olarak, sadece birkaç metre karelik dar bir daire içinde dolaşıp duran bir karınca gibi, kendi günlük işleri ve zevkleri içinde boğulur gider...

Ve zararı çok, ama çok büyük olur!..

***

AYNI KOLAYLIKLA

Birisi bize, “Dağ yazmak mı daha kolaydır, taş yazmak mı?”, yahut “Güneş yazmak mı daha rahattır, lâmba yazmak mı?” diye sorsa, bu soruları saçma bulur ve soru sahibine deriz ki: Dağ taştan, güneş lâmbadan büyüktür, ama ben bunların tamamını aynı kolaylıkla bilir ve yine aynı kolaylıkla yazarım.

Eşyanın büyük veya küçük; az veya çok oluşları birbirlerine göredir ve kendi aralarında geçerlidir. İlâhî ilim, azla çoğu, büyükle küçüğü bir bildiği gibi, İlâhî kudret de bunları aynı kolaylıkla yazar, vücuda getirir.

Biz, “muhteşem gökyüzü” derken, kendi cirmimizi ve cismimizi esas alırız. Allah’ın kudreti nazarında ne gökyüzü büyüktür, ne atom küçük.

İkisini de aynı kolaylıkla yazar ve siler.

İlâhî kudret şu gördüğümüz âlemde sayısız işleri birlikte icra ediyor.

Güneşi yandırması, gülü açtırmasına mâni olmuyor.

Dünyayı döndürmesi kelebeği uçurmasına engel değil.

Rahimlerde bebekleri, yumurtalarda yavruları, tarlalarda başakları, ağaçlarda yaprakları birlikte büyütüyor.

Vadilerde nehirleri, damarlarda kanları, kalplerde mânaları, dimağlarda fikirleri beraber akıtıyor.

Tepelerde çamları, kafalarda saçları, koyunlarda yünleri birlikte büyütüyor.

Ve bütün bu işler sonsuz bir kudretle ve yine sonsuz bir kolaylıkla icra ediliyorlar.

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...