Block title
Block content

"Küfür ve dalaletin hilkati" ifadesi ne demektir? Haşa, evrimi savunan bir kişinin kafasına bir yaratıcının olmadığı fikrini Allah mı vermiştir? Ayrıca "beşer kendi fiilinin halıkı" ne demektir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, külliyâtı ve semâvâtı ve arzı halk eden kim ise, semâvat ve arzda olan cüz'iyâtı ve efrad-ı zîhayatiyeyi halk eden elbette yine Odur ve Ondan başka olamaz. Çünkü o küçük cüz'iyat, o külliyâtın meyveleri, çekirdekleri, misal-i musaggarlarıdır."(1)

"İhtar: Bu kuvvetin şu üç mertebeye inkısamı gibi, füruatı da o üç mertebeyi hâvidir. Meselâ, halk-ı ef'al meselesinde Cebr mezhebi ifrattır ki, bütün bütün insanı mahrum eder. İtizal mezhebi de tefrittir ki, tesiri insana verir. Ehl-i Sünnet mezhebi vasattır. Çünkü bu mezhep, beyne-beynedir ki, o fiillerin bidayetini irade-i cüz'iyeye, nihayetini irade-i külliyeye veriyor."(2)

Bu iki paragrafın mülahazası ile meseleye bakalım.

Evrimi savunan birisi evrimi beyin, akıl, hayat, muhakeme gibi araçlar sayesinde düşünür, tartar ve kabul eder. Bütün bu araç ve vasıtalar ise insana Allah tarafından bahşedilmiş İlahi mevhibelerdir.

Mesela, insanın nasıl yemek yeme işleminde, yemeğin kendisinden tutun da ta çiğneme ve hazmetme sürecine kadar, bütün safhaların maliki ve yaratıcısı Allah ise aynı şekilde düşünce ve inanç dünyasında da bütün vasıta ve süreçleri yaratan ve hazırlayan Allah’tır. Bu süreçte insana düşen sadece batıl ile hakkı tercih etmektir. Hakkı seçtikten sonra hakkın kalp ve kafadaki süreçleri nasıl Allah’a ait ise, aynı şekilde batılın seçilmesinden sonra onun kalp ve kafa sürecinden geçirdiği evrelerin hepsi de yine Allah’a aittir. İnsan burada sadece müreccihtir, tercihini yapar, Allah da bu tercihi yaratır.

İnsan iradesini küfür ve inkardan yana kullandıktan sonra, küfürden hasıl olan kalbi ve ruhi neticeleri yaratan Allah’tır. Hidayeti de dalaleti de yaratan Allah’tır; tercih ve seçmek ise insana aittir. Öyle ise mesuliyet yaratana değil tercih edene aittir.

İnsanın maddi ve manevi iki cephesi ve iki bedeni vardır. İnsan yaratma noktasında maddi cephede nasıl muztar ve aciz ise, aynı şekilde manevi cephede de muztar ve acizdir. İnsan nasıl beyninin işleyişine hükmedemiyor ise, beyin ile orantılı çalışan ve manevi bir mekanizması olan aklına da aynı şekilde hükmedemiyor. Çam kozalağına benzeyen maddi kalbimiz nasıl istem dışı ve haberimiz olmadan çalışıyor ise, aynı şekilde gönül ve manevi kalp dediğimiz cihaz da aynı şekilde manevi bir mekanizma ile istem dışı ve haberimiz olmadan Allah tarafından çalıştırılıyor.

Bize ait olan tek mekanizma cüzi irademizdir ki, bu mekanizmanın da çok az ve itibari olan kısmı bize aittir; onun dışında maddi ve manevi her şeyin icadı ve işlettirilmesi Allah’a aittir. 

Kulun kendi fiilinin yaratıcısı olmadığını maddeler halinde inceleyelim:

1. Kur'an ve sünnet açısından kul kendi fiilinin yaratıcısı değildir. Bu kesin olarak ayet ve hadislerce reddedilmiştir.

2. Bir fiili yaratmak için o fiilin lazımı olan bütün sebep ve donanımları da yaratmak gerekir. Mesela namaz fiilini yaratmak için namazın rükünleri olan ayakları, kolları, başı, yatıp kalkma gibi bütün ayrıntılarını hem bilmek hem de yaratmak gerekir, yoksa o fiilin yaratıcısı olmak havada kalır.

3. Bir kolun basit kalkıp inme hareketi bile fennin beyanı ile milyonlarca hücre, kas, kan gibi organ ve azaların mükemmel bir ahenk içinde çalışması ile mümkündür. İnsanın "kolumu ben kaldırdım, ben indirdim" diyebilmesi için bütün o hücre, kan ve kaslara hükmetmesi ve ilminin içinde olması gerekir. Halbuki insanın bunlardan haberi bile yok. İlmin ve kudretin dairesinde olmayan işlere nasıl sahip çıkılabilir, bu bir hezayandır.

4. Cenab-ı Hak, kainatta en basit bir işi dahi kompleks olarak yaratmıştır. Yani basit bir işin olabilmesi için bütün sebeplerin ve kainat çarklarının işlemesi ve beraber hareket etmesi  lazımdır.

Mesela, abdest alacağın suyun oluşması, bütün kainatın bir neticesidir. Öyle ise bir amelimize sahip olmamız için bütün sebeplerin ve kainatın dizgini elimizde olması gerekir, ancak o zaman o amel bizim olabilir, yoksa gerisi safsatan başka bir şey değildir.

5. Bir şeyden sorumlu olmak için, illaki o şeyin yaratıcısı olmak gerekmez. Allah, insanları sorumlu ve mesul kılacak, yaratmadan yoksun ama seçmeye muktedir bir irade ile donatmıştır.

Üstad Hazretleri bu manayı şöyle izah edip temsil ile akla yaklaştırıyor:

"İrade-i cüz'iye-i insaniye ve cüz-ü ihtiyariyesi, çendan zayıftır, bir emr-i itibarîdir. Fakat Cenâb-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, o zayıf, cüz'î iradeyi, irade-i külliyesinin taallûkuna bir şart-ı âdi yapmıştır. Yani, mânen der: 'Ey abdim, ihtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyleyse mes'uliyet sana aittir.'"

"Teşbihte hata olmasın, sen bir iktidarsız çocuğu omuzuna alsan, onu muhayyer bırakıp 'Nereyi istersen seni oraya götüreceğim.' desen; o çocuk yüksek bir dağı istedi, götürdün. Çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette 'Sen istedin.' diyerek itab edip, üstünde bir tokat vuracaksın."

"İşte, Cenâb-ı Hak, Ahkemü'l-Hâkimîn, nihayet zaafta olan abdin iradesini bir şart-ı âdi yapıp, irade-i külliyesi ona nazar eder."(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam.
(2) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Fâtiha Sûresi
(3) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...