"Kur'an-ı Hakîm ehl-i şuura imamdır, cinn ve inse mürşiddir, ehl-i kemale rehberdir, ehl-i hakikata muallimdir." Buradaki "ehl-i şuur", "ehl-i kemal" ve "ehl-i hakikat" ifadelerini ve paragrafı açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ehl-i şuur; Kur’an’ı dinleme, anlama ve kabul etme istidadına sahip insanlara, meleklere ve cinlere verilen umumî bir tabirdir. Kur’an’ı kendine imam görebilmek için sadece akıl sahibi olmak kifayet etmiyor, şuur sahibi de olmak gerekiyor. Her akıl sahibi şuurlu olamıyor. Mesela, Aristo akıllı bir adam, ama şuur sahibi değildir.

Ehl-i kemal; iman, ibadet ve ahlakça kemalat kazanmış insanları ve cinleri içine alan bir tabirdir. Zaten insanları ve cinleri kemale erdiren rehber Kur’an’dır. İnsan iman, ibadet ve ahlakta terakki etmedikçe ehl-i kemal olamaz. Olsa da dünyanın fani işlerinde kısmen olur. Mesela, Edison’ın kemali fen ilimleri sahasındadır, ama iman ve ibadet noktası olmadığı için, hakiki mânada ehl-i kemal sayılmaz.

Ehl-i hakikat; Hak ve hakikate susamış ve onu arayan insanlar ve cinlerdir. Bu hususta Kur’an onlara muallimlik ve üstadlık yapmaktadır. Çünkü insan kendi başına ve sadece aklı ile hak ve hakikati bulamaz, bulmaya da gücü yetmez; mutlaka vahyin muallimliğine muhtaçtır.

Bir insan ne kadar zeki, kabiliyetli, ince anlayışlı, ilim ve irfanda ileri olursa olsun yine de bir peygambere ihtiyacı vardır, ondan müstağni olamaz. İnsan, sadece aklını kullanarak varlıkları tanır ve vazifelerini bilir; fakat onların yaratılış gayelerini, tesbih ve ibadetlerini anlayamaz. Tevhid akidesi, hakikat-ı eşya, insanın ve kâinatın yaratılış gayesi gibi ulvî hakikatler, ancak onlar ile anlaşılır ve bilinir. Hem bu kâinatın ve insanın yaratılışındaki âli maksatlar ve ilahî hikmetler ancak “yüksek dellal, doğru keşşaf, muhakkik üstad ve sadık muallim” olan başta Hz. Muhammed (s.a.v) olmak üzere diğer bütün peygamberlerle bilinir ve anlaşılır.

Peygambersiz akıl, her zaman sırat-ı müstakimde yürüyemez, ufku her şeyi kuşatamaz ve tam bir mürşid olamaz. Çünkü akıl da bir mahlûktur, idraki sınırlı ve mahduttur. Nitekim Aristo ve Eflatun gibi üstün zekâ sahibi olan dâhiler, Allah’a iman ettikleri halde, tekrar dirilmenin ruhen olacağına inanmışlar ve bedenin de dirilmesini akıllarına sığıştıramamışlardır.

İnsan, mücerred akıl ile Cenab-ı Hakk’ın varlığını bilse dahi, O Zât-ı Akdes'in kudsî sıfatlarını, isimlerini, bu kâinatın yaratılış hikmetini, insanların vazifelerini, şu mevcudatın nereden gelip, nereye gittiklerini ve ahirete ait hakikatleri bilemeyeceğinden Cenâb-ı Hak onlara peygamberler ve semavî kitaplar gönderdi.

Peygamberler, sıddıklar, şehitler, âlimler ve salih insanlar bu üçüne de misal gruplardır.

Bu paragrafta; Kur’an neden beşer kelamına benziyor, neden Allah kendi kelamı gibi hitap etmedi sualine cevap veriliyor.

Kur’an insanlara ve cinlere hitap ettiği için, onların seviyesine uygun bir üslup ve belağat ile konuşuyor. Bu da avam tabakası için büyük bir rahmettir. Şuur, kemal, hakikat ifadeleri insanlar ve cinlere ait sıfatlardır. Yine Kur’an insanları ve cinleri irşad eden bir mürşittir.

Yine Kur’an, insanların fıtratlarında bulunan istidatları geliştirip büyüten bir kemal rehberidir. Ve yine Kur’an insanlara hakikatleri ders verip talim eden bir hakikat muallimidir. İnsanlar ve cinler hakikatleri Kur’an’ın talimi ile ders alabilirler.

Ayrıca Kur’an, insanlara ve cinlere iman, itikad, ibadet, dua, edeb ve ahlak dersi veriyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...