"Kur’ân-ı Hakim'de peygamberlere en mühim ihsanın mağfiret olduğunu gösteriyor ve onları istiğfar etmeye davet ediyor." cümlesini, peygamberlerin günahsız oldukları halde istiğfar etmelerini açıklar mısınız? En büyük ihsan neden istiğfardır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte, bunun içindir ki, Cenâb-ı Hakk'ın Gafûr, Rahîm gibi iki ismi, tecellî-i âzamla ehl-i imana teveccüh ediyor. Ve Kur'ân-ı Hakîm'de peygamberlere en mühim ihsanı mağfiret olduğunu gösteriyor ve onları istiğfar etmeye davet ediyor." (Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.)

Bu paragrafı iki farklı şekilde değerlendirmek mümkün:

Birincisi: Bu ifade peygamberlerin şahsında insanlığa hitap ediyor. Yani Allah, peygamberlere şöyle hitap etmiş gibidir:

“Kullarıma söyle, onlar çoğu zaman günah ve gaflet içindeler. Onlara en büyük ihsanım mağfiret ve aftır. Bu sebeple samimi bir şekilde çok tövbe ve istiğfar etsinler."

Üstad'ımız bu hususu hülasa olarak şöyle ifade etmiştir:

"Surenin başı -hakiki günahlardan mağfiret değil; çünkü ismet var, günah yok- belki makam-ı nübüvvete layık bir mana ile Peygambere müjde-i mağfiret ve ahirinde sahabelere mağfiret ile müjde etmekle, o imaya bir letafet daha katar." (bk. age., Yedinci Lem'a)

İkincisi: Mağfiret, peygamberler hakkında şu manadadır: Onlar manevi terakki ve kemalat yolunda bir üst makama çıktıklarında bir alt makamdaki hâlleri için istiğfar ederler. Hazreti Peygamber (asm)'in günde yüz defa tövbe etmesini tasavvuf âlimleri, onun manevi terakkisi ile bir önceki makamını kâfi görmeyip, tövbe ve istiğfar ettiğini ifade etmişlerdir.

Gafletin çok dereceleri var, küfür mutlak bir gaflet olduğu gibi ibadetlerdeki noksanlıklar da bir gaflettir. Bu yüzden gaflet sadece küfür ve fısk ile sınırlı değildir. Marifetin zirvesinde olan asfiyalar bile gafletten şikâyet edip o hâllerine tövbe etmişler.

Hatta Allah’ın kemalini hakkıyla idrak etme noktasında, bütün mahlukat -peygamberler de dâhil- hepsi mutlak bir gaflet içindedir. Nitekim akıl ve marifette en ileri, esma-i ilahiyenin en mükemmel aynası, saltanat-ı ilahiyenin en büyük dellalı olan Habib-i Kibriya Efendimiz (asm.), miraç vasıtasıyla ferşten arşa yükseldi, yedi kat semayı geçerek Sidretü'l-Müntehaya ve kâbe kavseyne, yani imkân ve vücub arası olan ilahi visalin en mahrem bucağına erişti, cenneti ve cehennemi gördü, sonsuz sırlara vakıf oldu, oradaki harika eserleri ve nice âlemleri okudu, buna rağmen “Subhâneke maarefnake hakkamarifetike ya maruf” / "Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben seni tam bir marifetle bilemedim." diyerek acziyetini ifade etti.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...