Block title
Block content

"Kur’ân-ı Hakîmin cümleleri birer mânâya münhasır değil;.. Herbir müfessir, herbir ârif, o küllîden bir cüz’ü zikrediyor. Ya keşfine ya deliline veyahut meşrebine istinad edip, bir mânâyı tercih ediyor." Burayı izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kur’an’ın ayetleri, Allah’ın sonsuz ilminden ve isimlerinden süzülüp geldiği için, bu ayetler içinde külli ve geniş manalar vardır. İnsan kelamı gibi bir veya iki mana ve maksadı takip etmiyorlar, ayetlerin mana dairesinde sonsuz ve külli mana ve maksatlar vardır. Ayetlerde depolanan bu mana ve maksatları, her meslek ve meşrep sahibi, kendi meslek ve meşrebine uygun olarak anlar ve onu insanların nazarlarına takdim eder.

Tarihte Kur’an üzerine yazılmış ve halen de yazılmakta olan üç yüz bini aşkın tefsir ve eserler, Kur’an’ın mana bakımından ne denli geniş ve külli olduğunu ispat eder. Her meslek kendi mesleğinin penceresinden Kur’an’a baktığı için, manalar da buna göre farklı ve muhtelif oluyor.

Mesela, tarih ve siyer üzerinde uzman bir müfessir, Kur’an’ı bu vecihten okur ve tefsirini bu noktada şekillendirir. Sosyoloji ve psikoloji üstünde uzman bir müfessir, Kur’an’ı bu ilimlerin gözü ile inceler ve eserlerini buna göre yazar. Kelam aliminin nazarında Kur’an baştan sona kadar mantık ve akliyat ile doludur. Tasavvuf ehli bir velinin nazarında Kur’an bir gönül haritasıdır vs.

Risale-i Nur'da bu tabakalara işaret eden bir misali burada takdim edelim:

"Hayme-nîşin bir edibin bu kelâmdan nasibi: Zeminin yüzünü bir çöl ve sahrâ, dağların silsilelerini pek kesretle ve çok muhtelif bedevî çadırları gibi, güya tabaka-i türabiye yüksek direkler üstünde atılmış, o direklerin sivri başları o perde-i türabiyeyi yukarıya kaldırmış, birbirine bakar, pek çok muhtelif mahlûkatın meskeni olarak tasavvur eder. O büyük, azametli mahlûkları böyle yeryüzünde çadırlar misillü kolayca kuran ve koyan Fâtır-ı Zülcelâline karşı secde-i hayret eder."

"Coğrafyacı bir edibin o kelâmdan kısmeti: Küre-i zemin, bahr-i muhit-i havaîde veya esirîde yüzen bir sefine; ve dağları, o sefinenin üstünde tesbit ve muvazene için çakılmış kazıklar ve direkler şeklinde tefekkür eder. O koca küre-i zemini muntazam bir gemi gibi yapıp, bizleri içine koyup aktâr-ı âlemde gezdiren Kadîr-i Zülkemâle karşı سُبْحَانَكَ مَا اَعْظَمَ شَانَكَ  der."

"Medeniyet ve heyet-i içtimaiyenin mütehassıs bir hakîminin bu kelâmdan hissesi: Zemini bir hane; ve o hane hayatının direği, hayat-ı hayvaniye; ve hayat-ı hayvaniye direği, şerâit-i hayat olan su, hava ve topraktır. Su ve hava ve toprağın direği ve kazığı dağlardır. Zira dağlar suyun mahzeni, havanın tarağı (gazat ı muzırrayı tersip edip havayı tasfiye eder) ve toprağın hâmisi (bataklıktan ve denizin istilâsından muhafaza eder) ve sair levâzımât-ı hayat-ı insaniyenin hazinesi olarak fehmeder. Şu koca dağları şu suretle hane-i hayatımız olan zemine direk yapan ve maişetimize hazinedar tayin eden Sâni-i Zü’l-Celâl ve’l-İkrâma, kemâl-i tazimle hamd ü senâ eder."

"Hikmet-i tabiiyenin bir feylesofunun şu kelâmdan nasibi şudur ki: Küre-i zeminin karnında bazı inkılâbat ve imtizâcâtın neticesi olarak hasıl olan zelzele ve ihtizâzâtı, dağların zuhuruyla sükûnet bulduğunu ve medar ve mihverindeki istikrarına ve zelzelenin irticâcıyla medar-ı senevîsinden çıkmamasına sebep, dağların hurucu olduğunu ve zeminin hiddeti ve gazabı, dağların menâfiziyle teneffüs etmekle sükûnet ettiğini fehmeder, tamamen imana gelir, 'Elhikmetü lillâh' der."(1)

(1) bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Dördüncü Mebhas, Birinci Mesele | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2889 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...