Block title
Block content

Kur’an-ı Kerim'in "ism-i azamdan ve her ismin mertebe-i azamından gelen" ve "ism-i azamın muhitinden nüzul ile, arş-ı azamın bütün muhatına bakan, teftiş eden hikmetfeşan bir Kitab-ı mukaddes" olmasını izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İsm-i a'zam Cenab-ı Hakk'ın bütün isimlerini ihtiva ettiği gibi, Kur’an-ı Kerim de bütün hakaiki camidir. Yirmi Dördüncü Söz'de şöyle bir ifade geçer:

“Şeriat ve Sünnet-i Seniyyenin ahkâmları içinde cilveleri intişâr eden Esmâ-i Hüsnânın herbir isminin feyz-i tecellîsine bir mazhar-ı câmi' olmaya çalış.”

Kur’an-ı Kerim'in bir özelliği, kıyamete kadar gelecek bütün insanların bütün ihtiyaçlarına cevap verecek esasları ihtiva etmesidir. İman ve ibadetten, aile hayatına, miras hukukundan harp hukukuna, devlet yönetimine kadar her konuda hükümler Kur’an'da vardır. Bu hükümlerin ve Kur’an'ın birinci tefsiri olan hadis-i şeriflerin ortaya koyduğu esasların her biri insan için bir tekâmül vesilesi olduğu gibi, onlara uymakla da müminin ruhunda ayrı ayrı isimler tecelli ederler. Meselâ, muhtaçlara ihsanda bulunmak ayrı bir kemal, adil hükümler vermek yine farklı bir güzelliktir. Bunların her biri o fiili işleyen kişide bir ismin tecellisini netice verir. Birincisinde Muhsin, Kerîm isimleri, ikincisinde Âdil ve Hakîm isimleri tecelli eder.

Allah’ın isimlerinin sonsuz olduğu görüşünü esas alarak diyebiliriz ki, itikat ve muamelat sahalarına ait bütün hükümleri ihtiva eden Kur’an ism-i a'zamdan geldiği gibi, Onun bütün hükümlerini tatbik eden ve yaşayan bir mümin de ism-i a'zama mazhar olmuş olur. Bu mana, kemaliyle Allah Resulünde (asm.) tecelli eder, sonra derecesine göre diğer has kullarda.

Her ismin mertebe-i azamına gelince, her insan bütün esmaya mazhar olmakla birlikte bazı isimler bazı zevatta daha ileri derecede tecelli eder. Evliyadan bir kısmı Vedud ismine, bir kısmı Hayy ismine, bir kısmı Hakîm ismine mazhar oldukları gibi,  Peygamber Efendimiz (asm.) bütün isimlere azamî dereceleriyle mazhar olmuştur. Onun üstadı ve feyiz kaynağı olan Kur’an-ı Kerim de, bahsettiği hakikatler ile, bütün isimlerin azami mertebelerini ihtiva etmektedir. Diğer semavi kitaplar bu derecede değildir. Çünkü Üstad Hazretlerinin ifade ettiği gibi,

“… Sâir kelimât-ı İlâhiye ise, bir kısmı has bir itibar ile ve cüz'î bir ünvan ve hususi bir ismin cüz'î tecellîsiyle ve has bir rubûbiyetle ve mahsus bir saltanatla ve hususi bir rahmetle zâhir olan kelâmdır.” (1)

Çünkü o kitapların muhatapları mahdut bir zaman ve mekâna sığıştıkları için, onlara nazil olan kitap ve suhuflarda da beşer için lüzumu bulunan bütün meseleler yerine, o ümmeti ilgilendiren hükümlere yer verilmiştir. İncil’de devlet yönetimiyle ilgili ayetlerin bulunmaması bunun en güzel delilidir. Bunun içindir ki, yönetime etki etmek isteyen din adamlarını bilim adamları aslî görevlerine çağırmışlardır. Rönesans ve reform hareketleri ile din adamları devlet yönetimine karışmaktan men edilerek, sadece İncil’de yer alan konularda insanları bilgilendirme görevini yapmaya çağrılmışlardır.

Kur’an-ı Kerim'in, “arş-ı a'zamın bütün muhatına” bakmasına gelince:

Bilindiği gibi bütün cismanî âlemler kürsinin altında kalırlar. Arş ise kürsiyi de ihata eder. Hatta,

“Cennetin sakfı (tavanı) Rahmanın arşıdır.”

hadis-i şerifine göre arş cenneti de ihata etmiştir. Ancak bu ihata maddî manada bir ihata değildir. Zira arş, madde âleminden değil emir âlemindendir. Arş “İlâhî emirlerin bütün meleklere ilk tebliğ edildiği makam” şeklinde tarif edilir. Üstad Hazretleri “Kalb de bir arştır. … ” buyurmakla arşın bütün âlemleri kaplamasını, insanın manevî kalbinin bütün bedeni kaplamasına benzetmiş oluyor. İnsanın, ilim sıfatı  bütün vücudunun ihata ettiği gibi, sevgisi de bütün bedenini kaplamıştır. Yani, insan, saçını da sever, kaşını da, ciğerini de sever böbreğini de. Bu sıfatın bütün bedeni ihata etmesi maddi manada bir kaplama değildir.

Arş-ı a'zamın bütün muhatına bakan ifadesi,  “Arşın ihata ettiği, kapladığı ne kadar varlık varsa  Kur’an onların hepsinden ya sarahaten, ya işareten, ya remzen,…, bahsetmekte, ayetlerinde bunların hepsine  yer vermektedir.” manasına gelir.

(1) bk. Sözler, On İkinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...