Block title
Block content

“Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân, bütün kâinattaki âdiyât nâmiyle yâd olunan, hârikulâde ve birer mu'cize-i kudret olan mevcudât üstündeki âdet ve ülfet perdesini keskin beyânâtıyla yırtıp, o hakâik-ı acîbeyi zîşuura açıp..."

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân, bütün kâinattaki âdiyât nâmiyle yâd olunan, hârikulâde ve birer mu'cize-i kudret olan mevcudât üstündeki âdet ve ülfet perdesini keskin beyânâtıyla yırtıp, o hakâik-ı acîbeyi zîşuura açıp, nazar-ı ibretlerini celb edip, ukûle tükenmez bir hazîne-i ulûm açar.”

a. Bu cümlede “adiyat” kelimesi ne anlama geliyor? Adet ve ülfet perdesinin yırtılması ne demektir? Adiyat diye nazara verilen mahlûkat, aynı zamanda harikulade ve mucize olarak tavsif ediliyor. Bunu nasıl anlamalıyız?

b. “Tükenmez bir hazine-i ulûm”dan neler anlaşılmalıdır? Burada, birinci derecede, kastedilenler ilim adamları mıdır?

a. Adiyat, “adet üzere her zaman vuku bulan işler” manasına geliyor. Her sabah güneşin doğması ve  her akşam batması normal bir olay olarak görülmekte, her zaman meydana geldiği için de insanlar bu olaya ülfet etmekte, üzerinde düşünülmeye değer bulmamaktadırlar. Halbuki bunlar “hârikulâde birer mu'cize-i kudrettirler.”

Dünyanın kendi etrafında ve güneş etrafında saatlerce dönmesi sonunda sabah olmakta ve güneş doğmaktadır. Bir dağ yerinden kopsa da semaya doğru uçsa bu olaya kimse lakayt kalmaz, herkes günlerce onu konuşur. Halbuki, dünya böyle nice dağlar, nice denizler ve ovalarla birlikte dönmekte ve iki ayrı hareketle nizamını hiç bozmadan hareket etmektedir. Bu olay sürekli cereyan ettiği için insanlar onu adet ve ülfet perdesinde saklarlar ve gerekli hayreti göstermezler. Sabah ve akşam namazlarını kılan bir mümin, bu ülfet perdesini yırtar ve bu büyük icraatın sahibi olan Allah’a Onun emrettiği gibi ibadet eder.

İşte Kur’an-ı Kerim birçok ayetiyle kâinattaki bu harika olaylara dikkatimizi çeker. Kışın ölmüş yerin, bahar mevsiminde yeniden dirilmesini sıkça nazara verir ve insanların haşir meydanına böyle çıkacaklarını hatırlatır.

Ana rahminde nutfenin, alakaya, mudğaya tâ insan haline gelinceye kadar geçirdiği devreler de Kur’an'da sıkça söz konusu edilir. İnsanı o karanlık menzilde, anne ve babasının ilim ve iradeleri haricinde devirden devire geçirerek, bu dünya hayatı için gerekli bütün cihazlarla donatan ancak Allah’tır. Kur’an-ı Kerim bu mucize icraatlara dikkat çekerek, doğum olayını normal ve basit gören ve üzerinde gereğince düşünmeyen insanları ikaz eder. Onlara sahipsiz olmadıklarını, ana rahminde kendilerini böylece terbiye eden Allah’ın onları başıboş ve hesapsız bırakmayacağını, çocukluk, gençlik, ihtiyarlık safhalarını müteakip onlara ölümü tattıracağını ve ebedi âleme sevk edeceğini defalarca nazara verir.

Kur’an-ı Kerim, rüzgârlardan, bulutlardan, arıdan, örümcekten, deveden, meyvelerden, gece ve gündüzden, aydan, yıldızlardan ve daha nice mahlukattan bahsederek insanların nazarını bu mucize eserlere çevirir.

“İnsanları fikren dalalete atan sebeblerden biri; ülfeti, ilim telakki etmeleridir. Yani melufları olan şeyleri kendilerince malûm bilirler. Hattâ ülfet dolayısıyla âdiyata teemmül edip ehemmiyet vermezler. Halbuki ülfetlerinden dolayı malûm zannettikleri o âdi şeyler, birer hârika ve birer mu'cize-i kudret oldukları halde, ülfet saikasıyla onları teemmüle, dikkate almıyorlar; tâ onların fevkinde olan tecelliyat-ı seyyaleye im'an-ı nazar edebilsinler.” (Mesnevî-i Nuriye, Şemme)

b. Cenab-ı Hakk’ın bu âlemde yarattığı harika mahluklara ve hadiselere ibret nazarıyla bakan herkes, ilimden bir nasip alır. “ukul” kelimesi bütün akıl sahiplerinin bu noktada hisse sahibi olduklarına işaret eder. Aksi halde, âlimler diye açıkça beyan edilirdi.

“Bu harika varlıkları böyle hikmetli ve güzel yaratan bir zat var.” diye hükmetmek bir ilimdir. Eşyanın özellikleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olanların, tefekkürleri daha derin ve hayretleri daha ileri derecede olabilir. Ancak, bu harika eserleri ülfet perdesiyle seyredenler, eşya hakkında ne kadar bilgi sahibi olurlarsa olsunlar, ibret nazarına kavuşmadıkça gerçek manada bir ilim sahibi olmazlar. On İkinci Söz'de geçen  “mücevherlerle yazılmış Kur’an” misalini hatırlayalım. Böyle kimseler, eşya hakkında çok şey bilseler de onları Allah’ın eseri olarak seyretmedikleri takdirde, mücevherlerle yazılan o Kur’an'ın Allah kelamı olduğunu hiç düşünmeden sadece o cevherlerin özelliklerinden söz eden kişiler gibi olurlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Kur'an'ın ve Felsefenin Üslubu | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 3669 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...