Block title
Block content

"Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan umum ins ve cinnin umum tabakalarına karşı konuşan bir hutbe-i ezeliyedir. Elbette nev-i beşerin her bir tabakası, her bir âyât-ı Kur’âniyeden hissesini alacak..." Devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kur’an-ı Kerim avam havas, cahil alim, zengin fakir, köylü şehirli, her kesime hitap eden bir kitap olmasından, bazen bir kelimesi veya cümlesi çok manaların depolu olduğu bir kitap hükmünü alır. Bu yüzden herkesin istifade ve anlayışı, kabiliyet ve idrak seviyesine göre oluyor. Ama en alt kademedeki bir avam insan da  Kur’an'dan istifade edebiliyor ki, bu farklı anlayış tabakalarının hepsinin tatmin edilmesi Kur’an’ın bir mucizesi oluyor.

Bu husus Birinci Şua'da geçen hadisde şu şekilde beyan ediliyor:

Birinci nokta: Hadîste vârid olduğu gibi, 'Her bir âyetin mânâ mertebelerinde bir zâhiri, bir bâtını, bir haddi, bir muttalaı vardır. Bu dört tabakadan her birisinin (hadîsçe 1 شُجُونٍ وَغُسُونٍ   tâbir edilen)  fürûatı, işârâtı, dal ve budakları vardır.' meâlindeki hadîsin hükmüyle, Kur’ân hakkında nazil olan bu âyet-i kudsiye fer’î bir tabakadan ve bir mânâ-yı işârîsiyle de Kur’ân ile münasebeti çok kuvvetli bir tefsirine bakmak, şe’nine bir nakîse değil, belki o lisanü’l-gaybdaki i’câz-ı mânevîsinin muktezasıdır.”

1 “Her bir âyetin mânâ mertebeleri vardır; zâhirî (açık), bâtınî (açık ve görünür mânâsının içindeki, ehlinin anlayabileceği mânâ), haddi (kapsamı) ve muttala’ı (anlam çerçevesi) vardır. Bu dört mânâ tabakasından herbirinin de fürûatı (detayları), işaretleri, dalları ve ayrıntıları vardır.” (bk. Ebû Yâ’lâ, el-Müsned 9:287; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat 1:236)” (1)

Demek Kur’an içinde insanların bitirip tüketemeyeceği manalar ve incelikler vardır. Yalnız bu incelik ve manaların veriliş formatları farklılık arz eder. Bazı manalar herkesin kavrayacağı şekilde açık ifade edilirken, -buna muhkem ve zahir mana- denilir, bazı manalar da müphem ve kapalı olarak ifade edilir -ki buna işari ve remzi manalar- denir. Yani manalar inceliğine ve kesafetine göre ifade kalıplarına ayrılır ve ona göre işaret olunur. Bazı manalar vardır ki kökü derindir, her insan bunu kavrayamaz, bunun için derin düşünecek ve köke ulaşabilecek uzman bir nazar ister.

İnsanların idrak ve anlayış kapasitesi muhteliftir. Her insan Kur’an'dan kendi kabı kadar mana doldurur.  Ekser insanlar avamdır, derin ve ince meseleleri göremezler. Kur’an, idrak noktasından muhtelif olan bu tabakaları ihmal etmeyip hepsine kabı kadar manalar ve işaretler koymuştur.

Demek anlayış noktasında herkesi aynı kefeye koymak ve herkesi eşitlemek sosyal gerçeklere aykırıdır. Dolayısı ile Kur’an’ın hadsiz sırlarından bilineni var bilinmeyeni var. Bilineni anlayanlar bilinmeyenlerini ehline bırakırlar.

Özetle, Kur’an öyle bir mana sofrasıdır ki, bu sofrada herkes nasibini bulur ve o sofradan doyarak kalkar.

(1) bk. Şualar, Birinci Şua, Yirmi Dördüncü Ayet ve Ayetler.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Mesele-i Mühimme | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1365 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...