Block title
Block content

Kur’ân, sâlihat’ı mutlak, müphem bırakıyor. Çünkü ahlâk ve faziletler, hüsün ve hayır çoğu nisbîdirler. Nev’den nev’e geçtikçe değişir. Sınıftan sınıfa nâzil oldukça ayrılır. Mahalden mahalle tebdil-i mekân ettikçe,.. İzahı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kur’an'da ahlak ve salih kavramları; mutlak ve müphem, yani belirsiz ve genel bırakılmıştır.

Kur’an'da bu gibi kavramların tam belirtilmemiş olmasının sebebi; her kesim ve toplum, kendine ait bir şeyler bulabilsin ve ona göre amel edebilsin diyedir. Zira bazı değerler, toplumdan topluma farklılık arz eder, mekandan mekana değişime uğrar. Bazen erkekte güzel duran bir davranış, kadında çirkin durabilir. Cömertliğin zenginde, sabrın fakirde durması gibi.

Yani ahlaki kavramlar nisbidir. Durduğu yere göre şekil alır. Onun için Kur'an, salihat ve ahlaki kavramları, belirsiz ve mutlak bırakmış ki, her fert, her toplum, her cins, her sınıf kendine yakışanı oradan alabilsin. Şayet Kur'an, mutlak bırakmayıp belirtmiş olsa idi, yani tek tip bir model ve yeknesak bir kalıp çizse idi,  kimine yakışan, kimine yakışmayacaktı. Elbise tek kalıp olduğu için kimine dar, kimine bol gelecekti.

"Meselâ, cesaret, sehavet, erkekte gayret, hamiyet ve muavenete sebeptir. Kadında, nüşuza, vakahate, zevc hakkına tecavüze sebep olabilir."

Bu bakış açısı ile bu cümleye bakacak olursak; cesaret güzel bir ahlaktır. Ama erkekte güzeldir. Zira erkek, fıtraten sağlam ve dayanıklı olmasından, cesaret ona yakışır; gayrete sebep olur. Ama kadında olsa nuşuze, yani dik başlı ve serkeşliğe, itaatsizliğe sebep olacaktır. Evde iki cesur olunca, aile hayatının ahenk ve nizamı bozulur. Onun için cesaret kadında iyi durmaz. Bazı kötü ahlaklara da sebebiyet verir. Kadında, çekingenlik ve her şeye atılmama hali daha hoş durur. Onun için bizim kültürümüzde kadın, ulu orta her yerde atılarak cesaret gösterse hoş görülmez.

Sehavet, yani cömertlik ise, yine erkekte güzel durur. Yardımlaşmaya sebebiyet verir. Ama kadında ise vakahate yani arsızlığa ve açıklık saçıklığa sebebiyet verir. Bu yüzden, kadının cimrisi efdaldir denilmiştir. Yanlış anlaşılmasın, zekat ve sadaka açısından değil, kocanın malından ve evde tasarruf açısından veya namus ve iffet noktasından cimriliktir.

"Meselâ, zayıfın kavîye karşı izzet-i nefsi, kavîde tekebbür olur. Kavînin zayıfa karşı tevazuu, zayıfta tezellül olur."

Zayıf bir adamın, kuvvetli bir adama karşı dik ve izzetli durması güzel bir hal iken, kuvvetli adamın zayıf adama karşı dik ve izzetli durması çirkindir, kibirdir. Yine zayıf adamın kuvvetli adama tevazu göstermesi yalakalık sayılırken, kuvvetli adamın zayıfa alçak gönüllü olması güzel olan tevazudandır.

"Meselâ, bir ulü'l-emir, makamındaki ciddiyeti vakar, mahviyeti zillettir. Hânesinde ciddiyeti kibir, mahviyeti tevazudur."

Bir valinin makamındaki ciddiyet, vakar yani ağırbaşlılık iken, aynı valinin evindeki ciddiyeti kibirdir. Valinin makamındaki tevazusu zillet, yani alçaklık iken, evindeki  alçak gönüllüğü güzel olan tevazudur.

"Meselâ, tertib-i mukaddematta tefviz, tembelliktir. Terettüb-ü neticede tevekküldür. Semere-i sa'yine, kısmetine rıza kanaattir; meyl-i sa'yi kuvvetlendirir. Mevcuda iktifa, dûnhimmetliktir."

Kainatta uymak için konulmuş olan sebeplerde, işleri Allah’a havale etmek olan tefviz tembellik iken, aynı tefviz netice noktasında tevekkül oluyor. Yani çiftçi tarlasını sürme, tohumlama ve sulama safhasında tevekkül etse bu tembellik oluyor, bu işleri yaptıktan sonra neticeyi Allah’tan beklemek noktasında sebeplere yapışsa yani neticeyi sebeplerden beklese bu da tevekkülsüzlük oluyor. Halbuki insan sebepler aşamasında sebeplere müracaat edecek, netice noktasında ise tevekkül edecektir.

"Meselâ, fert, mütekellim-i vahde olsa; müsamahası, fedakârlığı, amel-i sâlihtir. Mütekellim-i maa'l-gayr olsa hıyanet olur."

Bir şahıs kendi namına kendi hesabına hoşgörülü ve fedakar olabilir; ama mensubu bulunduğu bir dernek, bir cemaat, bir kuruluş adına ve hesabına hoşgörülü ve fedakarlık yapamaz. Mesela; bir dernek başkanı kendi kesesinden sadaka verebilir; ama dernek kesesinden veremez.

"Meselâ, bir şahıs, kendi namına hazm-ı nefs eder, tefahur edemez. Millet namına tefahur eder, hazm-ı nefs edemez."(1)

Bir şahıs kendine yapılan bir hakareti nefsine yedirip affedebilir, bu güzel bir haslettir; ama başkanı olduğu derneğe yapılan hakareti kendi hesabına affedip hoşgörülü olamaz. Derneği adına övünebilir; ama şahsı adına övünmesi kibir ve böbürlenmek olur vs.

(1) bk. Sünûhat, Unsuriyetin Hikmeti.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Sünuhat | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3901 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...