Block title
Block content

"Kur'an'da her şey eksiksiz sağlam ve açık şekilde açıklanmış ise, tefsire, tevile ne gerek var; niye bir sürü tefsir var? Tefsirini okuduğunuz müellife kul oluyorsunuz." diyen birine nasıl cevap verebiliriz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Meal, hiçbir zaman Kur’an’ın asıl metninin yerini tutmaz. Bu yüzden bütün İslam alimleri "Kur’an’ın hakiki anlamda başka dile tercüme edilmesi mümkün değildir." diye ittifak etmişlerdir. Kur’an, Allah’ın sonsuz ilminden ve her isminin en yüksek makamından süzülüp gelen ezeli bir kelam olmasından dolayı, sayısız mana ve incelikleri içinde barındırır.

 "Ne yaş, ne de kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir şekilde  kitapta yazılmış olmasın." (En'âm, 6/59)

"Herbir âyetin mânâ mertebelerinde bir zâhiri, bir bâtını, bir haddi, bir muttalaı vardır. Bu dört tabakadan herbirisinin hadisçe شُجُونٍ وَغُسُونٍ  tâbir edilen fürûatı, işârâtı, dal ve budakları vardır..." (1)

meâlindeki hadisin de hükmüyle ayetin çok mana ve  mertebeleri vardır. Kur’an meale geçerken bu genişlik ve inceliklerinin büyük bir kısmını yitirir. Bu yüzden meale Kur’an nazarı ile bakmak caiz değildir. Meal, sonuçta, bir insanın Kur’an’dan anladığı kısır ve eksik bir tercümedir.

Meal, Kur’an’ın sadece zahir manasını gösterir. Geri kalan  batın ve işari manalarını göstermekten uzaktır. Tarihte yüz binlerce tefsirler yazıldığı halde, hepsi Kur’an’ı hakkıyla tarif edememişken, meal mi hakiki olarak tarif edecek. Beşeri eserler bile başka dillere çevrilirken, asliyetini muhafaza edemiyor, kaldı ki Kur’an tam anlamıyla tercüme edilsin, bu mümkün değildir.

Kur’an’ın zahir ve sarih manasından başka çok ince ve latif manaları vardır. Bu hem ayetle  hem de hadislerle sabittir. Bu latif ve ince manaların da çok derinlikleri vardır ki, bunları keşfedip çıkarmak ancak ehline mahsustur. Bu da bir çok ilimlerde uzman olmayı gerektiriyor. Tarihte sadece Üstad Hazretleri  değil, bir çok dil ve gramer ustası ayetlerin belagat kıvrımları arasından bu gibi manevi incileri ve elmasları çıkarmışlardır.

Kur’an ayetlerinin mana dairesinde bulunan anlamlara ulaşmanın çok muhtelif yolları ve araçları vardır. Mesela ebcet ve cifir, belagatın ince kaideleri, manevi olgunluk ile kalbin keşfi, basiret, ilmin letafeti, aklın inkişafı, bunlara örnek olarak verilebilir. Bizim bu gibi hasiyetlere sahip olmadan, direkt meale bakıp bazı şeyleri görmemiz düşünülemez.

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahiblerine de. Eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, herhangi bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a ve Rasûlüne götürünüz. Bu hem daha hayırlı, hem de sonuç itibariyle daha güzeldir.” (Nisâ, 4/59)

"Kim bana itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim bana karşı gelirse, Allah’a karşı gelmiş olur. Emire itaat eden, bana da itaat etmiş olur. Emire isyan eden bana da karşı gelmiş olur.” (Buharî ve Müslim)

 İslam alimleri, emirden kast edilen mananın geniş olup, ilimde ve Kur’an’ı anlamakta uzman olan alimlerin de bu kapsam içinde olduğunu vurgulamışlardır.

"De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak aklı selim sahipleri öğüt alır." (Zümer, 39/9)

Kur’an’ı anlamakta uzmanlaşmış ve ilim sahibi olan alimleri, cahil ve avam insanlarla aynı kefeye koymak bu ayetin manası ile çelişiyor. Dini ilimlerde derinleşmemiş, bir müçtehit makamına çıkamamış bir adamın, alimlere ihtiyaç duymadan Kur’an’ı anlar ve ona göre amel ederim demesi, cehaletin en şiddetli bir derecesi olsa gerek.

" Hikmeti (ilmi) dilediğine verir. Hikmet verilen kimseye çok hayır verilmiştir. Bunu ancak sağduyu sahipleri düşünüp anlarlar." (Bakara, 2/269)

“ Kulları içinden ancak alimler, Allah’tan gereğince korkar.” (Fâtır, 35/28)

"Bilmiyorsanız ilim erbâbına sorunuz." (Nahl, 16/43)

“ Bu misalleri ancak âlim olanlar anlar." (Ankebut, 29/43)

Bütün bu ayetlerin genel manasından Kur’an’ı anlamakta ve istifade etmekte, alimlerin ilmine ve eserlerine müracaat etmenin ne denli gerekli olduğu anlaşılırken, alimleri devre dışı ederek, cahilane, Kur’an’ı bütünü ile kendi başıma anlarım havasına girmek, hatalı ve yanlış bir tutumdur. Kur’an’ın sayısız hikmet ve manalarını anlamak, ancak alimler vasıtası ile mümkündür.

İşte bu sebeplerden dolayı Nur talebeleri Risale-i Nur'u okuyorlar. Yani Risale-i Nurları okumaktaki asıl maksatları Kur’an’ı anlamak ve talim etmektir, yoksa başka bir şey değildir.

(1) bk. Şualar, Birinci Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Makam, Giriş | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3402 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...