Kur'an'da ve mukaddes kitaplarda Cenab-ı Hak ahireti vaadediyor. O vaadinde hulfetmez. Risale-i Nur'da bu nevi ifadeler, malumu ilam kabilinden değil midir? Veya bir meselenin ispatında "devir" kabilinden değil midir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir şeyin bir şeye delil olabilmesi için, delil olduğu şeyin haricinde ve ondan bağımsız olması gerekir ki, ona kati ve akli delil olabilsin. Şayet delil olan şey delil olunan şeyle ayakta duruyor, onunla sabit oluyor ise, buna mantıkta "devir" denilir ki, ispatta değeri yoktur.

Mesela, "Kur’an Allah’ın kelamıdır." sözüne "Delilin nedir?" denildiği zaman, "Allah böyle buyuruyor, benim kelamımdır, diyor.", demek ve ayetle ispat etmek devir kapsaına girer. Burada ayetin ayete delil olması devir olur. Öyle ise öncelikli olarak ayetin Allah kelamı olduğu akli ve harici deliller ile ispat olunması gerekir, ondan sonra ayet delil olarak devreye girer.

Nakli deliller Kur’an ve hadislerdir. Akli deliller ise Kur’an ve hadisleri harici bir şekilde doğrulayan, akıl ve mantık çerçevesinde getirilen objektif önermelerdir.

Mesela, Hazreti Muhammed (asv) ümmidir. Yani okuma ve yazması yoktur. Kur’an ise kitabidir. Yani ilmilik ve kitabilik isteyen bir kitaptır. Ümmi birisinin böyle eşsiz ve benzersiz bir kitabı telif etmesi mümkün değildir demek, akli ve mantıki bir önerme ve delildir.

Allah’ın vaadinden dönmemesi akli ve harici bir delildir. Zira sözünden dönmek, -haşa- ya acizlikten ya da cehaletten gelir. Allah’ın aciz olmadığına ve cehaletten pak ve münezzeh olduğuna bütün kainat ve icraatları şahittir. Vaadini semavi kitaplar ve peygamberlerin dili ile ilan etmesi bütünü ile nakli bir delil değil ki, devir lazım gelsin.

Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna dair ciltlerle deliller zikredilmiştir. Risale-i Nurların ekser delilleri devrin haricinde olan akli ve harici delillerdir. Hal böyle olunca, Allah’ın vaadinden dönmemesi ve bunun deklare etmesi devir değil, akli bir önermedir.

Malumu ilam meselesinde ise, nazarlar gayet sathi ve avami olduğu için, Risale-i Nurların bahsettiği hakikatlerin insanlık için gayet hayati ve önemli olduğu görülemiyor. Ülfet ve ünsiyet hastalığı nazarları gayet sönük ve basit bir hale atmıştır. İnsanlık en zahir hakikatleri bile görmekten aciz kalmıştır. Bu yüzden en kamil manda Kur’an ve bu zamanda onun manevi tefsiri olan Risale-i Nurlar bu zahir hakikatleri insanlığa ders vermek için keskin ve beliğ ifadeler ile o ülfet ve ünsiyet perdesini yırtıyorlar.

Hem Risale-i Nurların o muazzam ve benzersiz tespit ve ifadelerine malumu ilam diyeni ilk defa işitiyoruz. Genelde Risale-i Nurları ilk duyanlar; bunlar benzersiz ve her meseleyi akli, ilmi bir şekilde ele almış eserlerdir derler. Dikkatle aynı konuları tekrar okumanızı tavsiye ediyoruz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...