Block title
Block content

KUR'ÂN'DAKİ SAYISAL MUCİZENİN UNSURLARI

 
Kur'ân-ı Kerim'in beyânındaki i'câzı hakkında yazılan eserler hicrî 2. asırdan itibaren kendini göstermeye başlamıştır. Ancak, ilk dönemlerde yazılan bu eserlerde i'câz-ı Kur'ân (Kur'ân'ın mucize oluşu) mefhûmu sadece i'câz-ı lügavî (lügat yönlü mucizelik) mânâsında kullanılmıştır. Kur'ân'daki bir çok sûre, takip eden asırlar boyunca lügat, beyân ve mânâ itibariyle ele alınmıştır. İ'câz-ı lügavî konusundaki çalışmalar öylesine derinleştirilmiştir ki, ûlema Kur'ân'daki her bir sûre, her bir âyet, hatta her bir lafzın i'câz vecihlerini açıklamak üzere bir çok deliller ortaya koymuşlar, hatta bazıları bir tek âyette yirmiden fazla belâgat yönü tespit etmişlerdir. Hûd sûresinde yer alan şu âyet hakkında olduğu gibi: "Ve kîle yâ ardu'bleî mâeki..." Bu âyet üzerinde duran âlimler, her bir kelimeyi tek tek ele almak sûretiyle, âyetin ihâta ettiği bütün mânâları ve maksatları ifade edebilmek için, âyeti belâgat ve fesâhat, beyân ve bedî', te'lîf ve üslûb, matâlı' ve makâtı', fasl ve vasl, terğîb ve terhîb, emr ve nehy, içindeki teşrîin teselsülü ve ahkâmı cihetleriyle tek tek incelemişlerdir. İnsanlar bu alandaki bilgilerini ne kadar ziyadeleştirseler de, görülen o ki, bu ummânın dibine asla ulaşamayacaklardır.

Kur'ân, geçmiş zamanlarda meydana gelen olaylardan ve hakikatlerden haberler verirken, nüzûlünden sonra meydana gelecek olaylar hakkında da haberler vermektedir. Bu haberlerden bazıları, âlimlerin bazılarınca tespit edildiğine göre fiilen vâki olmuştur. Bu tür i'câz, Allah'ın insanlara açıklanmasını dilediği zaman, vâki olur ve bunu anlamasını istediği kişiler anlar, inkâr etmesini istediği kişiler de inkâr eder. Bunun en güzel örneği, Rûm sûresinin başındaki âyetlerdir: "Elif-Lâm-Mîm. Ğulibeti'r-Rûm. Fî ednâ'l-ardı ve hüm min ba'di ğalebihim seyuğlebûn..." Rum sûresindeki bu âyet-i kerimeler, Hz. Peygamber'in (S.A.V.) henüz Mekke'deyken, hicretten üç sene öncesi nazil olmuştu. Rum'ların zaferi ise hicretten iki sene sonra gerçekleşti ve buna dair haber Müslümanların Bedir savaşında galip geldikleri gün ulaştı. Bu haberle birlikte Allah'ın ihsan ettiği nusretten dolayı sevinçleri bir kat daha arttı.

İ'câz-ı ilmînin bir çok yönleri yaşadığımız asra kadar keşfedilememiştir. Bu alanda bir çok âlim tarafından telif edilen eserlerde, Kur'ân'daki bazı âyet-i kerimelere yapılan tefsirlerin bir kısmında isâbet kaydedilmişse de, bir kısmında hatalı tevillerde bulunulmuştur. İnsan vücudu, canlılar, bitkiler, taşlar, dağlar, uzay, sular ve benzeri alanlarda kaydedilen gelişmelere paralel olarak, bazı Kur'ân âyetlerine daha farklı yorumlar getirilmiştir. Farklı alanlarda uzman olan kimseler, kendi alanlarındaki bilgilerini Kur'ân âyetlerini anlamada birer delil olarak kullanmışlar, böylelikle dikkatleri ve akılları daha farklı noktalara çekmişlerdir. Özellikle, bundan bin dört yüz sene önce yaşamış ümmî bir şahsın, ancak son yıllarda keşfedilebilen ince ilmî tespitlerden bahsedebilmesinin nasıl mümkün olabileceği sorulmuştur. Bu ve benzeri açıklamalarla Allah, çeşitli ilimlerde mütehassıs olan bilginlere İslâmın yolunu göstermiş, bu tür mu'cize âyetler yoluyla hakkı gösterip, hidâyet nasib etmiştir.

Kur'ân'daki i'câz-ı ilmînin esaslarını sınırlandırma kapsamında, bazı âlimler bu konuda yapılacak araştırma şartlarını şöyle belirlemişlerdir 2: Lügata uygun olmalıdır. Müfessirin ortaya koyduğu mânânın, lügat mânâsıyla mutabık olması gerekir. Hz. Peygamber'den sahih olarak rivâyet edilen bir hâdise muhalif olmamalıdır. Bir âyetin tefsiri yapılırken, önceki âyetlerdeki mânâya muvafık olmalı, tefsir önceki âyetlerden kopuk olarak yapılmamalıdır. İlmî tefsir yapılırken, Kur'ân'da verilen bir takım haberlere ve mucizelere ters düşen ve bunları inkâr mânâsı taşıyan ifadelerden sakınmak gerekir. Tefsir, müfessirin kişisel nazariyelerinden ve fikirlerinden ziyade, sabit ilmî hakikatlere uygun olmalıdır. Bazı âlimler vardır ki, Kur'ân'daki i'câz-ı ilmî hakkında söz söylemek yerine, ilmî tefsir ıstılahları ve Nübüvvet delillerini kullanmayı tercih etmişlerdir. 3

Sayı, rakam ve hesap konusuna gelince; Haccâc b. Yusuf es-Sakafî zamanından itibaren Müslümanlar, Kur'ân-ı Kerim harflerinin, kelimelerinin, sûrelerinin, vakf ve vasıl mekanlarının, secdelerinin, aşirlerinin, hiziblerinin ve buna benzer diğer yerlerinin matematiksel olarak ifade ettiği mânâlar üzerinde durmuşlardır. Burada hedef, Kur'ân-ı Kerim'in yazılışı ve kitabeti esnasında yapılabilecek ziyade veya noksanlardan, hata ve yanılgılardan kaynaklanan bir korkuyla, işi en doğru yapabilmekti. Bu ise, Kur'ân'ın kitâbetinin korunmasına yönelik Allah'ın hazırladığı en önemli vesilelerdendi. Diğer yandan es-Sahâvî (Vefat: H. 643) böyle bir gayretin faydası konusundaki şüphesini şöyle ifade eder:

"Kelime ve harflerdeki sayıların bir fayda ifade edeceğini düşünmüyorum. Böyle bir şeyin herhangi bir kitapta olması, o kitapta bazı ziyade ve noksanların bulunduğu mânâsına gelir. Kur'ân'da ise böyle bir şeyin olması imkansızdır." 4

Bu gibi görüş ileri sürenlere rağmen ilk dönemlerde açılan bu araştırma ve inceleme kapısı kapanmamıştır. Et-Tûsî, el-Luma' isimli eserinde şöyle der:

"Allah'ın Kitabındaki her bir harfin altında rakamsal olarak ifade edilmiş bir çok mânâ vardır."

Bu tespitine delil olarak şu âyet-i kerimeyi gösterir:

"Hiç bir şey yoktur ki, onun hazineleri bizim indimizde olmasın. Biz onu bilinen bir ölçü ile indirmişizdir." 5

El-Fahru'r-Râzî şöyle der:

"Sûrelerdeki nizam ve tertibin incelikleri hakkında teemmül eden kimse görecektir ki, Kur'ân-ı Kerim, tıpkı lafızlarındaki fesahat ve mânâlarındaki yücelikte olduğu gibi âyetlerindeki tertip ve nizam bakımından da mucizedir." 6

Said Nursî bu konuda şöyle der:

"Ehl-i hakikatin çok ileri giden bir kısmı, Kur'ân'ın kelimâtında pek çok münâsebâtı ve sâir âyetlere, cümlelere bakan vücûhları, alâkaları göstermişler. Hususan ulemâ-i ilm-i hurûf daha ileri gidip, bir harf-i Kur'ân'da bir sayfa kadar esrârı, ehline beyân ederek ispat etmişler." 7

Kehf Sûresinde geçen şu âyet-i kerime, Kur'ân harflerinin ne kadar önemli, kıymetli ve meziyetli olduğuna, hayatla ne kadar alâkadar bulunduğuna işaret eder:

"De ki: Şâyet denizle Rabbimin kelimelerini yazmak için mürekkep olsaydı ve bir o kadar da getirseydik dahi, Rabbimin kelimeleri bitmeden denizler bitecekti." 8

"Âyet, mânây-ı işârisiyle diyor ki: Kelâmullah olan Kur'ân, o kadar hayattâr ve kıymettârdır ki, onu dinleyen, işiten kulakların adedi ve o kulaklara giren o kudsî kelimelerin sayısını, bütün denizler mürekkep ve melâike kâtip ve zerreler noktalar ve nebâtlar ve kıllar kalemler olsa bitiremezler." 9

Kur'ân-ı Kerim'de Kelimelerin Tekrarı

Kur'ân ilimleriyle ilgilenen bir çok âlim, Kur'ân'daki tekrarlanan kelime ve ibareler üzerinde dikkatle durmuşlar, mükerrer olarak Kur'ân'da yer alan her bir lafız ve cümledeki mânâlar ve gizli sırları keşfetmeye çalışmışlardır. 10

İçinde yaşadığımız asırda, Kur'ân-ı Kerim lafızlarındaki sayısal sırlara belki de ilk olarak eğilen Said Nursî'dir. Kur'ân'daki tekrarlar konusunda çeşitli örnekler vererek, bunun hikmetleri üzerinde durmuştur. Bu konudaki tespitlerine sırayla yer verelim:

1. "Lafz-ı Resûldeki nükte-i azîmenin beyanında yüz altmış âyet yazıldı. İş bu âyetlerin hâsiyeti pek azîm olmakla beraber, mânâ cihetiyle birbirini ispat ve tekmil ettiğinden çok manidardır...Resûl lafzı, o kelime ile (Kur'ân) en ziyade münasebettâr sûreler içinde Sûre-i Muhammed ile Sûre-i Fetih olduğundan, o iki sûreden çıkan silsilelere hasrettik..."

2. "Kur'ân kelimesi, yedi silsile-i Kur'ân'da mevcut olup, umum o kelimeyi tutmuş, hariç iki kalmış. O iki de, Kıraât mânâsında olduğundan, o huruç, nükteye kuvvet vermiştir."

3. "Lafzullah, mecmu-u Kur'ân'da 2806 defa zikredilmiştir. Bismillahtakilerle beraber lafz-ı Rahmân 159 defa, lafz-ı Rahîm 220 defa, lafz-ı Gafûr 61, lafz-ı Rab 846, lafz-ı Hakîm 86, lafz-ı Alîm 126, lafz-ı Kadîr 31, Lâ ilâhe illâ Hû'daki Hû 26 defa zikredilmiştir."

4. "Lafzullah ve Rab'den sonra en ziyade zikredilen Rahmân, Rahîm, Gafûr ve Hakîm ile beraber lafzullah, Kur'ân âyetlerinin nısfıdır. Hem Lafzullah ve Allah lafzı yerinde zikredilen lafz-ı Rab ile beraber yine nısfıdır. Çendan Rab lafzı 846 defa zikredilmiş, fakat dikkat edilse, beşyüz küsûru Allah lafzı yerinde zikredilmiş, ikiyüz küsûru öyle değildir."

5. "Hem Allah, Rahmân, Rahîm, Alîm, ve Lâ ilâhe illâ Hû'daki Hû adediyle beraber yine nısfıdır; fark yalnız dörttür. Ve Hû yerinde Kadîr ile beraber, yine mecmû-u âyâtın nısfıdır; fark dokuzdur."

6. "Sûre-i Bakarada, âyâtın adediyle Lafz-ı Celalin adedi birdir; fark dörttür ki, Allah lafzı yerinde dört Hû lafzı var (mesela Lâ ilâhe illâ Hû'daki Hû gibi); onunla muvâfakat tamam olur."

7. "Âl-i İmrân'da, yine âyâtıyla Lafz-ı Celâl tevâfuktadır, müsâvidirler. Yalnız Lafz-ı Celâl 209'dur, âyet 200'dür; fark 9'dur. Böyle meziyât-ı kelâmiyede ve belâgat nüktelerinde küçük farklar zarar vermez; takribi tevâfukât kâfidir."

8. "Sûre-i Nisâ, Mâide, En'am; üçünün mecmû-u âyetleri, mecmuundaki lafz-ı Celâlin adedine tevâfuktadır. Âyetlerin adedi 464, Lafz-ı Celâl'in adedi 461; Bismillahtaki Lafzullah ile beraber tam tevâfuktadır."

9. "Baştaki beş sûrenin lafz-ı Celâl adedi; Sûre-i A'râf, Enfâl, Tevbe, Yunus, Hûd'daki lafz-ı Celâl adedinin iki mislidir. Demek bu âhirdeki beş, evvelki beşin nısfıdır."

10. "Sûre-i Yusuf, Ra'd, İbrahim, Hicr, Nahl sûrelerindeki Lafz-ı Celâl adedi, o nısfın nısfıdır. Sonra Sûre-i İsrâ, Kehf, Meryem, Tâhâ, Enbiyâ, Hac, o nısfın nısfının nısfıdır. Sonra gelen beşer beşer, takriben o nisbette gidiyor; yalnız bazı küsuratla fark var."

11. "Sûre-i Zuhruf'tan başlayan beş sûre, o nısf-ı nısf-ı nısfn nısfına iniyor. Sûre-i Necm'den başlayan beş, o nısf-ı nısf-ı nısf-ı nısf-ı nısfıdır, fakat takrîbîdir. Küçük küsuratın farkları, böyle makâmât-ı hitâbiyede zarar vermez. Sonra gelen küçük beşler içinde, üç beşlerin üçer adet lafz-i celâli var."

12. "Bir sayfada olan Lafz-ı Celâl adedi, o sayfanın sağ yüzü ve o yüze karşıki sayfaya ve bazan soldaki karşıki sayfa ve karşının arka yüzüne bakar... Çok defa müsâvi olur; bazan nısf veya sülüs oluyor. Bir hikmet ve intizam ihsas eden bir vaziyeti vardır."

13. "Sahife-i Vâhiddeki tevâfukâttır... Mecmu-u Kur'ân'da 2806 Lafz-ı Celâlin adedinde tevâfukat görünecektir. Ve bunda bir şûle-i i'câz parlıyor..."

14. "...Yeni bir mushaf yazdırıyoruz ki, en münteşir mushafların aynı sayfa, aynı satırlarını muhafaza etmekle beraber, san'atkârların lâkaytlığı tesiriyle âdem-i intizâma maruz kalan yerleri tanzim edip, tevafukâttın hakikî intizâmı inşaallah gösterilecektir; ve gösterildi." 11

Bu değerlendirmeleri dikkatle inceleyen bir kimse, Bediüzzaman'ın i'câz noktasına şu üç merhalede ulaşma gayreti içinde olduğunu görecektir:

Sayısal yaklaşım...> Kur'ân'ın beyanına estetik açıdan yaklaşım....> İ'câz

Said Nursî, sayısal yaklaşımı çok ince ayrıntılara girmeksizin kabul etmektedir Yukarıdaki ifadeler arasında yer alan 'bazı küsûratla fark var' gibi cümlerde görüldüğü gibi. Buradaki maksadı, dikkatleri Kur'ân-ı Kerim'deki nazmın güzelliğine çekmektir. Bu ise hissî bir durumdur, yoksa mücerred olarak birbiriyle eşit veya muhtelif olan rakamların ortaya dökülmesi değildir. Bu yüzden rakamlar arasındaki küçük farklara takılmaz. Çünkü bu farklar, Kur'ân'ın yüce kelâmî meziyetlerine ve belâğat nüktelerine bir halel getirmez. Çünkü, Kur'ân-ı Kerim lafızlarındaki bu genel uyumu çok dikkatli düşünen insanlar hissî olarak idrak edebilirler. Tıpkı yukarıda seçerek aktardığımız örneklerde olduğu gibi.

Burada, bu yaklaşımın önemi üzerinde, hususi bir şekilde durmak istiyoruz. Kur'ân-ı Kerim'in sayısal i'câzı tarlasında son yıllarda neşv ü nemâ bulan bazı fikirlerle de kıyaslama yapmaya çalışacağız.

Bazı müellifler, Kur'ân-ı Kerim'deki bir kısım kelimelerdeki sayısal özelliklere işaret etmişler ve bu sayılar arasındaki uyumu beyan etmişlerdir. Abdürrezzâk Nevfel, h. 1376 tarihinde basılan "Allah ve'l-İlmü'l-Hadîs (Allah ve Modern İlim)", m. 1959 yılında basılan "el-İslâm, Din ve Dünyâ", m. 1969 tarihinde basılan "Kitâbü Âlemü'l-Cinni ve'l-Melâike (Cin ve Melekler Kitabı)", m. 1975 yılında basılan "el-İ'câzü'l-Adedî lil-Kur'âni'l-Kerîm (Kur'ân-ı Kerim'in Sayısal İ'câzı)" ve m. 1983 yılında basılan "Mu'cizetü'l-Erkâm ve't-Tarkîm fi'l-Kur'âni'l-Kerîm (Kur'ân-ı Kerim'de Rakamlar ve Rakamlandırma Mucizesi)" isimli kitaplarında Kur'ân-ı Kerim lafızlarında bulunan rakamsal uyumdan ve tevafuklardan bahsetmiştir. Bunlardan bazılarını aktaralım:

"Dünya" lafzı, Kur'ân'da 110 defa tekrarlanmıştır. "Ahiret" lafzı da aynı sayıda tekrarlanmıştır. Dünya kelimesinin vârit olduğu her âyette ahiret kelimesi geçmediği halde, bu eşitlik acaba bir tesadüfün eseri midir?

"Melâike" kelimesinin toplam sayısı 68'dir. Bu rakam "Şeytan" lafzının tekrar sayısıyla aynıdır. Melâike kelimesiyle aynı kökten gelen "Melek, Meleken, Melekeyn ve Melâike " lafızları da yine, Şeytan kelimesiyle aynı kökten olan "eş-Şeyâtîn, Şeytânen ve Şeyâtînihim" kelimeleriyle aynı sayıda tekrarlanmıştır.

“Hayat” ve müştakları (aynı kökten türetilen diğer kelimeler) 145 defa geçmiştir. “Mevt” ve müştakları da aynı sayıda tekrarlanmıştır. “Sâlihât” kelimesi ve müştakları 167 defa tekrarlanırken, “Seyyiât” ve müştakları da aynı sayıya tekâbül etmektedir. “Muhabbet” kelimesi 183 defa tekrarlanmış, aynı şekilde “Tâat” kelimesi de bu sayıda tekrar edilmiştir. “Hüdâ” kelimesi 79 defa tekrarlanmış, “Rahmet” kelimeleri aynı sayı ile buna müsâvi olmuştur. “Şiddet” kelimesi 102 defa tekrarlanırken, “Sabır” kelimesi de aynı sayıda ifade edilmiştir. “Selâm” lafzı ile “Tayyibât” lafzı 50’şer defa, “Akıl” ve müştakları ile “Nûr” lafzı 49’ar defa, “Musîbet” lafzı ile “Şükür” lafzı 16’şar defa, “Cehr” lafzı ile “Alâniyet” lafzı 16’şar defa, “İblîs” lafzı ile “İstiâze billâh (Allah’a sığınma)” lafzı 11’er defa, “Rağbet” lafzı ile “Rehbet (Korkmak)” lafzı 8’er defa tekrarlanmıştır. “Rahmân” lafzı 57 defa tekrarlanmıştır ki, bu rakam 114 defa tekrarlanan “Rahîm” lafzının yarısıdır. (Rahîm lafzıyla ilgili, besmeledeki Rahîm lafızlarının sayılıp sayılmaması, Rahim ile Rahîmen lafızlarının aynı sîgada (Arapça kelime kalıbı) kabul edilip edilmemesi noktasında ihtilaf bulunmaktadır). Aynı şekilde “Cezâ” lafzı 118 defa tekrarlanmış olup, 234 defa tekrarlanan “Mağfiret” lafzının yarısına tekâbül etmektedir. “Füccâr” lafzı 3 defa tekrarlanmıştır ve bu rakam 6 defa tekrarlanan “Ebrâr” lafzının yarısıdır. “Usr (Zorluk)” lafzı 12 defa tekrarlanırken, bu rakam 36 defa tekrarlanan “Yüsr (Kolaylık)” lafzının üçte biridir. “Şehr (Ay)” kelimesi, tıpkı senede 12 ay bulunması gibi 12 defa tekrarlanmıştır. “Yevm (Gün)” kelimesi, yine senede 365 gün olması gibi, 365 defa tekrarlanmıştır. 
 
Yukarıdaki tespitlerde görülmektedir ki, bazen lafızlar mücerret olarak hesaplanmış, bazan türevleriyle hesaplanmış, bazen da yapılan hesaplarda hatalar söz konusu olmuştur. Buradan hareketle, umumî mânâda bir estetik görüntüsünün oluşabilmesi için, bu sayıların ve hesapların takrîbî olarak ele alınması en doğru olacaktır. Çünkü bir kelimeyle başka kelimeler arasındaki bağlantılar ve uyum belki çok daha kuvvetli olabilmekte, ancak sayısal hesaplamalar bu durumla tamamıyla müttefik olmayabilmektedir. 
 
Kur'ân’daki rakamsal özellikle ilgili görüş beyan eden Adnan er-Rufâî’nin tespitlerinden bazılarına temas edelim 12:
 
“Ber (Yeryüzü)” kelimesi ile bu kelimeyle aynı mânâya gelen “Yebisen” kelimesi 12 defa tekrarlanmıştır. “Bahr” kelimesi ise 23 defa tekrarlanmıştır. Bu tekrarlarda, yeryüzündeki karaların denizlere nisbetinin (oranının) 12/23 olduğuna bir işaret vardır.
 
“Cehennem” lafzı 77 defa tekrarlanmıştır. Buna mukabil Cennet ve müştakları da 77 defa tekrarlanmıştır. “Racül (Adam)” lafzı ile “İmree (Kadın)” lafzı 24’er defa vârid olmuştur. “Ehun (Erkek kardeş)” lafzı 4 defa tekrarlanırken, “Uhtün (kız kardeş)” lafzı da 4 defa ifade edilmiştir. “Hayat” lafzı ve müştakları ile “Mevt” lafzı ve müştakları 145’er defa, “İfsâd” kelimesi ile “Yenfeu” lafzı 50’şer defa, “Rağbet” lafzı ile “Rehbet” lafzı 8’er defa, “İman” ve “Küfür” lafızları 17’şer defa, “Tayyib” ve “Habîs” lafızları 7’şer defa, “Rüşd” ve “Ğayy” lafızları 3’er defa, “Şekk” ve “Zann” lafızları 15’er defa, “Cehr”lafzı ile “Alâniyet” ve müştakı olan lafızlar 16’şar defa, “Helâk” ve müştakı olan lafızlar ile “Necât” ve müştakı olan lafızlar 66’şar defa, “Nûr” ve “Zulmet” lafızları 24’er defa, “Sekulet (ağırlaştı)” ve “Haffet (Hafifleşti)” lafızları 17’şer defa, “Kable ve Kableke (Önce ve senden önce)” lafızları ile “Ba’de ve Ba’deke (Sonra ve senden sonra)” lafızları 149’ar defa, “Kâlû (Dediler ki)” lafzı ile “Kul (De ki)” lafzı 332’şer defa tekrarlanmıştır.
 
Kur'ân-ı Kerim’deki kelimelerin sayılarının tekrarı, tevâfuku ve tevâzünü konusunda ortaya konulan bir diğer tespit ise, bir ibareyi veya bir âyeti oluşturan kelime sayılarının bir diğer ibare veya âyetle tevâfuk içinde olmasıdır. Buna göre iki ibare veya iki âyet, terazinin iki kefesinde gibidirler. İfade ettikleri konuya tamamen uygun bir şekilde kelimelerin dizilişi ve sayısında da uyum vardır. Şüphesiz ki Kur'ân-ı Kerim, vâkıaya tamamen mutâbık bir şekilde tasnif edilmiş ve şekillendirilmiştir. Örneğin, iki rûkünden meydana gelen bir meselede, bu iki rûkne nisbeten tamamıyla bir müvâzene söz konusudur. İki rûkünden oluşan bu mesele, aslında birbirinden farklı olabilir. İşte, Kur'ân-ı Kerim kelimeleri, tasavvur itibariyle bir cihetle birbiriyle müvâzeneli, diğer cihetle biri diğerinden üstün durumdadır. Şu âyet-i kerimelerde olduğu gibi:

"Lâ yeste'zinüke'llezîne yü'minûne billâhi vel-yevmi'l-âhiri en yücâhedû bi-emvâlihim ve enfüsihim, vallâhü alîmün bil-müttakîn" (Allah'a ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla canlarıyla cihad etmekten (geri kalmak için) senden izin istemezler. Allah takvâ sahiplerini pek iyi bilir; Tevbe, 44) âyet-i kerimesinde 14 kelime bulunmaktadır. Aynı konudaki, "İnnemâ yeste'zinüke'llezîne lâ yü'minûne billâhi vel-yevmi'l-âhiri ve'rtâbet kulûbühüm fehüm fî raybin yeteraddedûn" (Ancak Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp, kuşkuları içinde bocalayanlar senden izin isterler; Tevbe, 45) âyet-i kerimesi de 14 kelimeden oluşmuştur.

"Ve izâ kîle lehüm ittebeû mâ enzelallâh" (Onlara, 'Allah'ın indirdiklerine tabi olun' denildiği zaman) âyetinde 7 kelime vardır. Buna mukabil verilen cevapta, "Kâlû, bel nettebiu mâ vecednâ aleyhi âbâünâ" (Onlar, 'biz ancak atalarımızdan bize kalanlara tabi oluruz' dediler) yine 7 kelime bulunmaktadır.

"Kâle seâvî ilâ cebelin ya'simünî mine'l-mâ" (Dedi ki, sudan beni koruması için bir dağa sığınacağım) âyetinde 7 kelime bulunurken, bu ifadenin tetimmesinde Cenâb-ı Allah'ın şu buyruğunda yine 7 kelime vardır: "Kâle, lâ âsımü'l-yevme min emrillâh" (Allah buyurdu ki, bu gün Allah'ın emrinden sığınacak bir yer yoktur).

Bu şekilde, her birisi kelime sayıları itibariyle aynı olan, suâl-icâbe şeklinde birbirini tamamlayıcı olma yönüyle birbiriyle dengeli iki unsurdan oluşan âyetlere daha bir çok örnekler verilebilir.

Aynı durum harflerin sayıları açısından da geçerlidir ve buna dair bir çok örnek gösterilebilir. Buna bir misal vermek gerekirse: "Zâlike'l-Kitâb" (Bu Kitap) ifadesi 8 harften oluşurken, buna mukâbil olarak gelen "Lâ raybe fîh" (Onda şüphe yoktur) ifadesinde de 8 harf bulunmaktadır. Hakikaten, harflerin adediyle lafızlardaki belâğatı ve sesi arasında gizli bir alâka bulunmaktadır. Bu matematiksel ve sayısal özellikler elbette Kur'ân-ı Kerim'in lafzî ve belâgata dair mucizeliğinin göstergelerindendir.

Aynı müvazene, Allahu Teâlâ'nın "Men yutiı'r-resûl" (Resûle kim itaat ederse) ile "Fe-kad etâallah" (Allah'a itaat eder) buyrukları arasında bulunmaktadır. Her iki cümle 11 harften oluşmaktadır. Mânâ itibariyla bağlantının yanısıra, ifade edilen şeyin birbirini tamamlayıcı olması dikkat çekicidir. Aynı şekilde, "Lâ tüdrikühu'l-ebsâr" (Allah'ı gözler idrâk edemez) cümlesini tamamlayan "Ve hüve yüdrikü'l-ebsâr" (Allah gözleri idrâk eder" ifadesi 13 harften müteşekkildir. "İnneme'l-mü'minûne ihvetün" (Şüphesiz ki mü'minler kardeştirler) ifadesi ile, onun tetimmesi olan "Fe-aslihû beyne ehaveyküm" (Kardeşlerinizin arasını düzeltin) cümlesi 16 harften oluşmuştur. Bu şekilde, Kur'ân-ı Kerim'den harf sayıları itibariyle birbirleri arasında müvazene söz konusu olan daha bir çok örnekler vermek mümkündür. Ancak, görüşlerini aktardığımız müellifin (Adnan er-Rufâî) verdiği bazı örneklerde harf sayılarının farklı olduğu dikkat çekmektedir. Şu örnekte olduğu gibi: "Ve min külli şey'in halaknâ zevceyni lealleküm tezekkerûn" (Her bir şeyden bir çift yarattık, umulur ki üzerinde düşünürsünüz) ifadesi 28 harften meydana gelirken, onun bir tetimmesi olarak sunulan "Fefirrû ilallâhi innî leküm minhü nezîrun mübîn" (Allah'a kaçın, şüphesiz ki ben sizler için apaçık bir uyarıcıyım) ifadesi 29 harfden meydana gelmektedir.

Elbette, 28 harfe mukabil 29 harfin gelmesi, bu âyetlerdeki müvazene ve güzelliğe halel vermez. Sayısal hesapta tam bir uyuşma olmasa da, estetik ve beyâna dayalı mucizelik ortadan kalkmaz.

Said Nursî, hurûf-u Kur'ânî fihristinden bahsettiği bir ifadesinde, bu fihristin geçici bir müracaat kaynağı olması için, takrîbî (yaklaşık) bir şekilde yazıldığını şöyle dile getirir:

"Hem tevâfuktaki esrâr, küllî yekûnlara bakar. Takrîbî fihriste bize kâfidir. Kenzü'l-Arş'ın üç nüktesinde yazılan tevâfukât, küsurâtın değişmesiyle değişmezler. Belki büyük yekûnların değişmesiyle dahi o tevâfukât bozulmaz. Meselâ, Sûre-i Kehf ile otuz dokuz sûre, bin adedinde ittifak ediyorlar. Bir-iki tane bin adedini kaybetse, o mühim tevâfukât bozulmaz. Ve hâkezâ... Küsurâtın çendan esrârı var, daha bize tamamıyla açılmadı. İnşaallah açıldığı vakitte fihriste dahi tahkîkî bir sûrette girecek."13

Bir başka yazar ise, muayyen bir âyeti oluşturan harflerin ve kelimelerin sayısını hesaplarken, mükerrer harfleri dikkate almamakta, böylelikle farklı âyetler arasındaki tevâfuk ve müvâzeneye dikkat çekmektedir. 14 Bir örnek vermek gerekirse:
 
“Enne leküm fîhi lemâ tehayyerûn” (Sizin için onda hayrete düşeceğiniz bir şey vardır) ifadesi, 5 kelime ile 12 muhtelif harften oluşmuştur. Tekrarlar dahil toplam harf sayısı 17’dir.
 
“İzheb ilâ fir’âvne innehû tağâ” (Firavuna git, şüphesiz ki o azmıştır) ifadesi, 5 kelime ile 12 harften oluşmuştur. Tekrarlar dahil toplam 18 harf vardır.
 
“Fîhimâ min külli fâkihetin zevcân” (Orada her bir meyveden iki tür vardır) ifadesi yine 5 kelimeden ve 12 harften müteşekkildir. Tekrarlar dahil harf sayısı 19’dur.

Aynı şekilde, "Elerabbüke'l-benâti ve lehümü'l-benûn" (Onların oğulları olduğu halde, Rabbinin kızları mı vardır?) ifadesi de 5 kelime ve 12 harften oluşmaktadır ve tekrarlar dahil 22 harf bulunmaktadır.

Müellif bu örneklerin ardından, tekrarlar hariç 13, 14, 15 ve devamı şeklinde harf sayısı olan âyetleri sıralamıştır. Her bir aşamada, Kur'ân-ı Kerim'den âyetler aktararak, örnek vermiştir. Âyetlerin zımnında bulunan her bir kelimedeki harflerin sayısal tertibini cetveller halinde göstermiştir. Böyle bir yaklaşım yine Kur'ân'ın estetik görünümün bir başka yönünü yansıtmaktadır.

Kur'ân-ı Kerim'in Sayısal Görünümü

Kur'ân-ı Kerim'de bir çok sayılar zikredilmiştir. Bazı araştırmacılar, bazı muayyen rakamlar üzerinde durmuşlar, dikkatlerden kaçan bazı yönleri nazarlara vermişlerdir 15. Bu rakamlardan bazıları şunlardır: 3, 4, 6, 7, 13, 19 vs.

Bazı müellifler, Kur'ân-ı Kerim'deki bazı sayıların özelliklerini araştırmışlar ve konu hakkında çeşitli kitaplar te'lif etmişlerdir. Buna örnek olarak, 3, 7 ve 19 rakamları üzerinde yazılan kitapları gösterebiliriz. Sadece 3 ve 7 rakamları üzerinde duran, "Mu'cizetü'l-karni'l-ışrîn fî Keşfi Sübâıyyeti ve Sülâsiyyeti Evâmiri'l-Kur'âni'l-Kerîm" (Kur'ân-ı Kerim'in 3'lü ve 4'lü Emirlerin Keşfinde 20. Asır Mucizesi) isimli eser dikkat çekicidir. Bu kitaba göre, Kur'ân-ı Kerim'de ibadete dair emirlerin "Ü'budû" (ibadet edin) sîgasıyla (kalıbıyla) gelmesinde ve bazı Enbiyânın (Hz. Şuayb, Hz. Nuh, Hz. Sâlih ve Hz. İsa) kavimlerini Allah'a ibadet etmeye çağırırken emir sîgasını kullanmalarında bir hikmet vardır. Kur'ân'da bu dört peygamberin her birinin kavimlerine olan çağrısı üç yerde vârid olmuştur. Hz. İbrahim'in (A.S.) kendi dilinden hitâbı bir defa varid olurken, Hz. İsa ve Hz. Musa'nın (A.S.) lisanından ise üç defa hitap vardır. Aynı şekilde Kureyş'ten dalâlete sapanlara yönelik üç defa hitapta bulunulmuştur.

Allah'ın, Resûlüllah'a (S.A.V.) "Ü'bud" (ibadet et) şeklindeki hitâbı üç yerde varid olmuştur:

"Va'bud Rabbeke hattâ ye'tiyeke'l-yakîn." (Hıcr, 99)

"Fa'budillâhe muhlisan lehü'd-dîn." (Zümer, 2)

"Fa'büdhü va'stabir li-ibâdetihî hel ta'lemü lehû semiyyen." (Meryem, 65)

Kur'ân-ı Kerim'deki üçlü özellikler konusunda müellifin verdiği örnekler böylece devam etmektedir. Yedili özellikler konusunda da bazı örnekler vermiştir. Örneğin Nebe' lafzı, şu yedi âyette zikredilmektedir:

"Nebbi' ıbâdî ennî ene'l-Gafûru'r-Rahîm."

"Ve-nebbi'hüm an dayfi İbrâhîm."

"Ve-nebbi'hüm enne'l-mâe kısmetün beynehüm külle şürbîn muhtadır." "Ve kâle yâ Âdemü enbi'hüm bi-esmâihim." "Enbiûnî bi-esmâi hâülâi."

"Em me'ştemelet aleyhi erhâmü'l-ünseyeyni nebbiûnî bi-ılmin in küntüm sâdıkîn." "Nebbi'nâ bi-te'vîlihî innâ nerâke mine'l-muhsinîn."

Aynı şekilde, Hâlik-ı Zülcelâl'e secde emri yedi yerde, insanlara nidâ edildikten sonra namaz kılma ve zekât vermeye dair emir yedi yerde, Resûlüllah'a yönelik olarak istiğfar etme emri yedi yerde vârid olmuştur. Bu ve benzeri mülâhazalar, tıpkı Bediüzzaman Said Nursî'nin ilk olarak başlattığı gibi, Kur'ân'ın mucizeliğini ispata yönelik birer örnek gibidir ve Kur'ândaki beyân güzelliğini sergilemeye yönelik gayretlerdir.

19 rakamıyla ilgili, Müddessir sûresinde bulunan "Aleyhâ tis'ate aşar" (Onun üzerinde on dokuz vardır) âyet-i kerimesi bu konuda araştırma yapan müelliflere önemli bir ipucu vermiştir. Bazı muasır yazarlar, burada zikredilen 19 rakamındaki mucizenin kâfirlere bir meydan okuma maksadına yönelik olduğunu söylemişlerdir. Bir kısım yazarlar ise böyle bir yorumu reddetmişler, tıpkı asırlar boyunca müfessirlerin genelinin kabul ettiği gibi, zikredilen 19 rakamının Cehennem ateşinde görevli meleklerin sayısını ifade ettiğini söylemişlerdir. Bazıları ise, bu rakamı önemli bir esas olarak kabul edip de, takdis eden Bahâîleri hedef alarak, bu tür yorum yapanlara çeşitli ithamlar yöneltmişler, acımasızca eleştirmişler, hatta hainlikle ve kâfirlikle suçlamışlardır.

Hâl böyle olsa da, bazı araştırmacılar 16 19 rakamıyla ilgili sayısal değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Örneğin, besmele (Arapçası) 19 harften oluşmaktadır. 19 sayısıyla ilgili tespitlerini cesaretle ortaya koyanlar çok ilginç bilgiler aktarmaktadırlar. Bunlardan bazılarını aktarâlim: Besmelesiz olarak Fatiha sûresi 6 âyetten oluşmaktadır. 6 ile 19'u çarptığımızda netice 114 çıkmaktadır ki, bu rakam Kur'ân'daki toplam sûre sayısıdır. Aynı şekilde son sûre olan Nâs sûresi de 6 âyettir ve 6 ile 19'un çarpımıyla yine 114 sayısı elde edilmektedir.

Bazı araştırmacılar, Kur'ân'da ilk nazil olanşu âyetlere işaret ederler:

“İkra’ bismi Rabbikellezî halak. Halaka’l-insâne min alak. İkra’ ve Rabbüke’l-ekram. Ellezî alleme bi’l-kalem. Allemel-insâne mâ lem ya’lem.” Bu beş âyet 19 kelimeden oluşmaktadır. Bir de Kur'ân’da son nazil olan âyete bakâlim: “El-yevme ekmeltü leküm dîneküm ve etmemtü aleyküm ni’metî ve radîytü lekümü’l-İslâme dînen.” (Mâide, 3) Bu âyette geçen “Ve radîtü lekümü’l-İslâme dînen” ibaresindeki harf sayısı 19’dur. Aynı şekilde, Fatiha sûresinde geçen “İyyâke na’büdü ve iyyâke nestaîn” ile “İhdina’s-sirâta’l-müstakîm” ibareleri, Âl-i İmrân sûresinde bulunan “Ed-dînü ındallâhi’l-İslâm” ibaresi toplam 19 harften oluşmaktadır. 
 
Bir kısım âlimler 17 ise, Kur'ân’da vârid olan bazı ibarelerin sayılarının 19 ve katları olduğunu tespit etmişlerdir. Örneğin Esmâ-ı Hüsnâ hakkındaki tespitler dikkat çekicidir:
 
Semi' ismi 19 defa, Hakîm ismi 38 defa (2x19), Rahmân ismi 57 defa (3x19), Rahîm ismi 114 defa (6x19) tekrarlanmıştır.

Bir başka müellif ise 18, Kur'ân'ın i'câz göstergeleri arasında, 19 sayısının yanısıra 13 sayısını da göstermekte, buna dair deliller ortaya koymaktadır. Örneğin, ilk sûre olan Fatiha sûresi ile (besmele dahil) son sûre olan Nâs sûresinin âyetleri 7+6 = 13'tür. Aynı şekilde Kur'ân'ın ilk nazil olan, "İkra' bismi.... Alleme'l-insâne mâ lem ya'lem" âyetlerinin toplam harf sayısı 76, en son nazil olan, "Vettekû yevmen türceûne fîhi ilallâhi sümme tüveffâ küllü nefsin mâ kesebet ve hüm lâ yuzlemûn" (Bakara, 281) âyetinin harf sayısı 54'tür. Bu iki rakam toplandığında 130 sayısı ortaya çıkar ki, bu rakam 13'ün 10 katıdır. Hemen belirtelim ki, Kur'ân'ın son nazil olan âyeti hakkında âlimler arasında farklı görüşler mevcuttur.

Bazıları da 13 ile 19 rakamını birlikte değerlendirmektedirler. İlk Mushafın tertibine göre, hurûf-u mukattaa ile başlayan ilk sûresi Bakara sûresidir ve toplam âyet sayısı 286'dır. Bu rakam ise 13x22'ye eşittir. Hurûf-u mukattaa ile başlayan son sûre olan Kalem sûresi ise 52 âyetten oluşmaktadır ve bu rakam da 4x13'e eşittir. Mümtehine sûresinin 13. âyeti (ki bu son âyetidir) 19 kelimeden oluşmaktadır. Bakara sûresinin 13. âyeti olan "Ve izâ kîle lehüm âmenû kemâ âmene'n-nâsü kâlû enü'minü kemâ âmene's-süfehâü elâ innehüm hümü's-süfehâü velâkin lâ ya'lemûn" âyet-i kerimesi 19 kelimeden oluşmaktadır. Bu şekilde sûrelerdeki âyetlerin sayıları ve âyetlerin rakamlarından hareketle 13 ve 19 rakamıyla ilgili ilginç tespitler bulunmaktadır.

Sûre Başlarındaki Hurûf-u Mukattaalar

Kur'ân'daki bazı sûrelerin başında bulunan hurûf-u mukattaa'nın yorumlanması konusunda ihtilâf vardır. Bazı âlimler bu harflerin, Allah'ın Kur'ân'daki bir sırrı olduğunu, onlar hakkında konuşulmaması gerektiğini söylemişlerdir. Âlimlerin büyük çoğunluğu ise, bu görüşün tam tersine mezkûr harfler hakkında konuşulması gerektiğini, bunun pek çok faydalar sağlayacağını ifade etmişlerdir. 19 Bunlar arasında bu harflerin istikbale ait bilgiler içerdiğini söyleyenler olmuştur. Bu tespiti destekler tarzda, bir hadis-i şerif delil olarak gösterilir.

Buna göre, Yahudilerden bir grup Resûlüllah'a (S.A.V.) gelirler. Bu esnada Resûlüllah (S.A.V.) Kur'ân'dan şu âyetleri okumaktadır: "Elif-Lâm-Mîm. Zâlike'l-Kitâbü lâ raybe fîh."

İçlerinden Hayy İbn Ahtab yanındakilere şöyle der: "Elif 1; Lâm 30; Mim 40. Bunların toplamı 71 eder. Hâkimiyet süresi 71 sene olan bir peygamberin dinine mi gireceksiniz?"

Hz. Peygamber (S.A.V.) kendilerine diğer mukattaa harflerinden okuyunca, böyle bir iddiadan vazgeçerler. 20

Bu hadis-i şerife göre mukatta harflerinin bu yönde mânâ taşıdığı yönünde hüküm vermek câiz olmaktadır.

Âlimlerden bazıları ise (ki Said Nursî bunları "ulemâ-i hurûf" olarak isimlendirmiştir) mukattaa harflerinin mânâlarını araştırma yönünde çalışmalarına ağırlık vermişlerdir. Badiüzzaman Said Nursî, bu mukattaa harflerini İlahî şifreler olarak niteler 21. Hâfız İbn Hacer de bu konuda, "Bu harflerden her birisinde kendine mahsus bir sır vardır." 22 demiştir. Bazı âlimler de, bu harflerin bir kısmının istikballe, bir kısmının ise i'câz-ı Kur'ân'la alâkalı gaybî hakikatlere delâlet ettiklerini söylemişlerdir. Bu konuda dayandıkları en önemli örnek, yukarıda da yer verdiğimiz gibi, Rûm sûresinin başında bulunan mukattaa harfinin Rumların galibiyetine işaret etmesidir.

Mukattaa harfleri etrafında yazılan eski kitaplar ve Kur'ân-ı Kerim lafızlarındaki rakamsal değerler hakkındaki araştırmalarda kullanılan hesap sistemi ise "Ebced hesabı"dır.

Geçmişte olduğu gibi, günümüz araştırmacılarınca da bu konu dikkat çekmiştir. Mukattaa harfleriyle başlayan Kur'ân sûrelerinin sayısı 29'dur. Bu aynı zamanda Arap alfabesinde bulunan harf sayısına tekabül etmektedir. Toplam mukattaa harfi ise 78'dir. Bu rakam aynı zamanda, Kur'ân-ı Kerim'de ilk inen beş âyetin harf sayısını ifade eder: "İkra' bismi Rabbikellezî halak..."

Bir kısım âlime göre 23, başlangıcında mukattaa harflerinden Kâf harfi bulunan iki sûre (Kâf ve Şûrâ sûreleri) içinde 57 yerde Kâf harfi tekrarlanmıştır. Bu ise 19'un üç katıdır. "Hâ-mîm. Ayn-Sîn-Kâf" harfleriyle başlayan Şûrâ sûresi, büyüklük itibariyle "Kâf" sûresinden daha uzun olduğu dikkate alınırsa, aynı sûrede de "Kâf" harfinin 57 defa tekrarlanması dikkatleri Kâf sûresine çekmektedir. Bunların yanısıra her iki sûrede Kâf harfinin tekrar sayısı toplandığında 114 rakamı çıkmaktadır ki, bu toplam sûre sayısını gösterir. Aynı şekilde Kalem sûresi "Nûn" harfiyle başlar. Aynı hususlar bu sûre için de geçerlidir. Hatta Muhammed Reşâd Halîfe, elektronik hesap makinesi kullanmak sûretiyle, mukattaa harfleriyle başlayan sûrelerdeki rakamsal bağlantılarla ilgili ilginç tespitlerde bulunmuştur.

Diğer Rakamsal Görünümler

Bazı yazarlar ise, Kur'ân'ın rakamsal i'câzını açıklarken, sûrelerin tertibi üzerinde durmuşlardır 24. Bu çerçevede, bazı sûreleri ikil, bazı sûreleri ise tekil olmak üzere iki kısma ayırmışlardır. Bununla da yetinmeyip, her bir sûredeki âyetlerin sayısı dikkate alınarak tekrar ikil ve tekil tasnifi yapılmıştır. Bunun ardından sûrelerin tertibi ile âyetlerin sayısı arasındaki matematiksel ilişkilerin isbâtına gayret edilmiştir. Günümüzde Müslümanların elinde bulunan çoğu mushafın bu tür sayısal i'câzı ihtiva ettiği ispat edilmiş durumdadır. Ancak kurrâ (Kıraat âlimleri) arasında sûrelerdeki âyet sayılarının belirlenmesi konusunda ihtilaf bulunmaktadır.

Kur'ân'ın ilk yarısında ikil tertibe dahil sûre sayısı 28, ikinci yarısında ise 29'dur. Aynı rakamlar tekil tertiba dahil sûrelerde 27 ve 28'dir.

Bu tespitleri yapan Abdullah Calğûm, ifade edilen sayısal görünümün sûrelerdeki âyet rakamlarında ve adetlerinde de var olduğunu ispatlamaya çalışır. Burada dikkate alınması gereken bir husus vardır. Doğudaki İslâm beldelerinde mevcut bulunan mushaflarda (Âsım tarikıyle Hafs kıraatına göre) yer alan sûre âyetlerinin sayısı sahih kabul edilmiştir. Diğerlerinde ise sahih değildir. Mağrib Arap beldelerinde mevcut bulunan Mushaflarda (Âsım tarikıyle Verş kıraatına göre) yer alan âyet sayıları arasında ihtilaf vardır. Dolayısıyla adı geçen müellif, bütün ümmetin sûrelerdeki âyet sayılarını belirleme konusunda kendisi gibi hareket edeceğini zannetmektedir.

İlmî Hesaplama Yolları ve Kur'ân'daki Rakamsal İ'câzın Görünümü

Hesap alanında çalışmalar yapanlarca, bir şeyde dışa akseden görünümün matematiksel bir dağılıma sahip olması, tabiî dağılım olarak bilinir. Yani, muayyen bir konuda, zâhirde bir odaklaşma sözkonusudur ve bu merkezden uzaklaştıkça belirtilen özellik azalır. Tabiî dağılımın olmaması halinde ise, muayyen bir denge dağılımı söz konusu olur.

Kur'ân-ı Kerim'deki rakamsal görünüm üzerinde araştırma yapanların bir çoğunun hesap alanında uzman olmadığı ve matematiksel dağılım konusunda herhangi bir fikirlerinin bulunmadığı ayrı bir gerçektir. Bu yüzden yakalayabildikleri bazı rakamsal görünümlerden hareketle, Kur'ân'ın i'câzını isbâta çalışmaktadırlar. Halbuki Kur'ân'ın bütün i'câz yönleri arasında büyük bir uyum ve estetik bulunmaktadır.

Kur'ân'ın sıfatlarından birisinin estetik güzellik olduğu noktasında bir ihtilaf yoktur. 

Bazı araştırmacılar buldukları farklı görünümlerden hareketle, bazı rakamsal işaretleri hakikî i'câz unsuru olarak değerlendirmişlerdir. Bununla da kalmayarak bu görünümleri genelleştirme gayretine girmişlerdir. Bu genellemeye uymayan noktalarda ise, çok tekellüflü yorumlar yapmışlardır.

Sayısal yöntemi ince ayrıntılarına kadar bilen bir kimse, i'câzı kendi yöntemleriyle isbâta çalışan insanların ortaya koyduğu fikirleri temelinden sarsacak tespitlerde bulunacak, matematiksel metotlardan mahrum olan bir çok yorumun hükmünü büyük ihtimalle ortadan kaldıracaktır. Bir cihetle durum böyledir. Diğer cihetle de, İslâm'da rakamları takdis etmenin yeri olmadığı esasından hareketle Kur'ân'daki rakamsal i'câz fikrine karşı savaş ilan eden ve bu yönde görüş beyan edenleri bid'atçi, fâsık ve hatta kâfir olarak ilan eden kişilere haklılık payı verecektir.

19 ve katlarıyla ilgili bir örnek verecek olursak: Bu rakam, bilinen bütün sahih sayıların yaklaşık %5'ini teşkil etmektedir. (Her 100 rakamı içinde 5, 1/19 oranına tekâbül eder). Buradan hareketle, matematiksel olarak her 100 sûrede içinde, örneğin 5 sûrenin âyet sayısı 19 ve 19'un katları olması beklenir. (İhtimaller nazariyesi açısından). Eğer hakikatte, âyet sayıları 19 ve 19'un katları olan sûre sayısı artacak olursa, o oranda %5 oranı da değişecektir. (Örneğin %20 olabilecektir). Bu durumda 19 sayısının üstünlüğünden söz edilebilir. Şâyet, 114 sûre içinde sadece 2 sûredeki âyet sayıları 19 ve 19'un katları söz konusu ise, böyle bir durumda 19 rakamının üstünlüğünü iddia etmek mümkün olmaz. (Bu durumda 19 rakamın üstünlüğü değil, sıradan bir rakam oluşu iddia edilebilir).

Kur'ân'da bu rakamla ilgili görünümler üzerinde duranlara yönelik hücumlar, esasen, 19 rakamını mukaddes olarak kabul eden Bahâî'ler yüzünden gerçekleşmiştir.

Daha önceden işaret ettiğimiz cümlelerin hesaplanması konusu da, aynı şekilde hücumdan kurtulamamıştır.

Gelecek Olayları Haber Veren Kur'ân Âyetlerinde Matematiksel Hesabın Kullanımı

Rûm sûresinin başında, Rumların Farslılar üzerinde bir-kaç sene içinde galip geleceğine dair verilen işaret, Resûlüllah (S.A.V.) zamanında fiilen gerçekleşmiş ve bunun üzerine Allah'ın verdiği nusretten dolayı mü'minler ferah duymuşlardır. Hatta bu haber, Bedir harbinde Müslümanların zafer ettikleri gün gelmiş, Müslümanlar iki zaferi sevincini aynı anda yaşamışlardır. Bilinmektedir ki, Said Nursî de yazdığı bazı eserlerinde, bazı rakamların birbirleriyle olan tevâfukundan doğan neticelere işaretler yapmış, bu tevâfuklardan gerek kendisine, gerekse Nur cemaatine mahsus olmak üzere istikbâle dair bazı ipuçları çıkarmıştır. Ancak ben Türkçe bilmediğim, aynı zamanda buna dair eserlerin Arapçaya çevrilmemesinden dolayı bu bilgilere ulaşabilmiş değilim. Buraya kadar aktardıklarımız göstermiştir ki, âlimlerden bazıları, bir kısım sûrenin başında yer alan mukattaa harflerini matematiksel olarak değerlendirmek sûretiyle istikbâle dair bazı sonuçlara varmışlardır. Günümüz âlimlerinden bazılarınca, Kur'ân'dan bazı âyetler üzerinde yapılan sayısal değerlendirmeler sonucu 1974 yılına işaret edilmiş ve bu yılın Kur'ân'ın rakamsal i'câzının intişar edeceği ilk yıl olduğu iddia edilmiştir. Bazı araştırmacılar ise, yaptıkları hesaplamalar sonucu 2022 yılında Yahudi devletinin zeval bulacağını haber vermişlerdir.

Yapılan bütün bu hesaplamalar ve konu hakkında ortaya konulan bu görüşler zannî temellere dayansa da, ne bu tür yorum yapanlar, ne de bu değerlendirmeleri kabul edenlerin günah işlemediklerini ümid ediyoruz. Zira bu gibi konular akîde alanına girmemektedir. Dolayısıyla, bu alanlarda mücadele etmeye, birilerine sorumluluklar yüklemeye gerek yoktur. Kaldı ki, bazı şartlardaki tevafuktan netice çıkarmak (tefe'ül) Resûlüllah'ın sünnetleri arasındadır. Çünkü, Hz. Peygamber (S.A.V.) güzel tefe'ülden hoşlanmaktaydı. Örneğin, Hudeybiye Anlaşması'nı imzalamak üzere Mekke'lilerden Süheyl b. Amr'ın gelmesi üzerine, onun isminden hareketle anlaşmanın "kolay olması" temennisini dile getirmiştir. Müslüman kişinin bir sayıdaki, bir isimdeki veya bir olaydaki tevâfuktan tefe'ül yapmasına mani yoktur. Çünkü bu durum sünnette de vardır. Şâyet o işte beklenen hayır ve güzel netice gerçekleşirse, o Allah'ın bir lütfudur. Her şey Allah'ın emri altındadır.

Sonuç

Kur'ân-ı Kerim'deki sayısal i'câz konusunda yaptığımız bu çalışmadan çıkarabileceğimiz önemli noktaları şöyle sıralayabiliriz:

1) Kur'ân-ı Kerim'deki rakamsal işaretler konusu araştırmacılar için açık bir kapıdır. Her araştırmacı kendi zevkine ve güvenine göre oradan bir şeyler elde edebilir. Bazı tevâfuklara ve birbirine uyan görüntülere ulaşabilir. Hatta, kendisinin dışındakileri de ikna edebilecek önemli özellikler keşfedebilir. Bütün bu yollar açıktır ancak, bu konunun zannî meseleler arasında değerlendirilmesi şarttır. Matematik kaidelerine ve çok sağlam hesaplamalara dayanmadığı sürece, hiç bir durumda kat'iyet sıfatı yüklenilmemelidir.

2) Kur'ân harfleri ve kelimelerinin sayıları dikkate alınırken, resm-i Osmanî'in (Hz. Osman hattının) esas alınması zaruridir.

3) İ'câz iddiası, üzerinde ihtilaf olmayan mütevâtir bir unsura dayanmalıdır. Bazı sûrelerin âyet sayıları örneğinde olduğu gibi, ihtilaflı hususlar üzerine İ'câz iddiasının dayandırılması caiz değildir. Aynı şekilde Besmele üzerinde ihtilaf vardır. Acaba Besmele her bir sûreye ait bir âyet midir? Veya sadece Fatiha sûresinin bir âyeti midir? Ya da, sadece Neml sûresine ait bir âyet midir? Diğer yandan bu ihtilaf, âyet sayılarıyla ilgilenen âlimler arasında değil, Fıkıh imamları arasında (İmam Ebû Hanife ve İmam Şâfiî gibi) bulunan bir ihtilaftır. Bu ihtilaf, sûrelerdeki âyetlerin sayısının muhtelif olduğu ve mütevâtir olmadığı sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Bu durumda âyetlerin sayısıyla ilgili muayyen bir rakamın tercihi caizdir. Ancak, sayı konusunda eğer bir ihtilaf sözkonusu ise, bu konuda ortaya konulacak bir tespitin i'câza delil olarak gösterilmesi doğru olmaz.

O halde, bütün araştırmaların tevâtüre istinad etmesi gerekmektedir. Bu noktada, mütevâtir olan Kur'ân kıraatlarının nazar-ı dikkate alınması lazımdır. Bir kıraata dayalı olarak gösterilen sayısal üstünlük, diğer bir kıraatla okuyan kişi için delil olma özelliği taşımaz. Aynı zamanda böyle bir rakamsal uygunluk, sadece o kıraatın sahih olduğu, diğerlerinin sahih olmadığı neticesini doğurmaz.

4) Kur'ân-ıKerim'insayısal özellikleriyle alâkalı yapılan çalışmalar, Kur'ân'darakamsali'câzın varlığınıte'yid etmektedir. Bu konuda bir araştırmacı çokaz da olsabazıhakikatlereulaşabilmişse, diğer araştırmacılarında bunayönelik çalışmalaradevam etmeleri halinde, uzun vadede çok önemli sonuçlarınortayaçıkarılacağı aşikârdır.O halde bu konu, her ne kadar yeni ortayaçıkmışolmasa da,üzerindedaha fazlaçalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır.

5) Rakamsal i’câzın ispatlanmasına yönelik yapılan her araştırma, muayyen sayılar etrafında dönmüştür. Halbuki, diğer rakamların yeri olup olmadığı üzerinde de durulmalıdır. Örneğin, 7 rakamının Kur'ân’daki rakamsal değeri araştırılıp, ispatlanmaya çalışılırken, bu çalışmaları 6 ve 8 rakamlarıyla ilgili de gerçekleştirmek sûretiyle tetimmesi yapılmalıdır. Bütün bunlar yapıldıktan sonra, eğer gerçekten 7 rakamının ayrıcalığı ortaya çıkmışsa, çok daha güvenli bir netice elde edilmiş olur. Böylelikle muayyen bir rakama yönelik i’câz yönündeki iddia çok sağlam temellere oturtulmuş olur.

6) Said Nursî, Kur'ân'ın beyânî güzelliğindeki i'câzın ispatına yönelikortayakoyduğumetot, bu alanda en eslem yol olarak görünmekdedir. Çünküo, akla hitapettiğigibi,şuurave vicdana da hitap etmektedir.

Dipnotlar:

** 1944 yılında Ürdün'de doğdu. Bağdat Üniversitesi Elektrik Bölümünde yüksek lisansını bitirdi. 1972 yılında İngiltere Sfiheld Üniversitesinde doktorasını tamamladı. Bir müddet Mısır Üniversitesinde profesör olarak çalıştı. Halen Ürdün Üniversitesinde öğretim üyesidir. Yayınlanmış 11 adet eseri vardır. Bir çok akademik yazısı yayınlanmıştır.

2  Fazl Hasan Abbâs, İtkânü'l-Bürhân fî Ulûmi'l-Kur'ân, Dâru'l-Farkadân, C. l, 1997.
3  Şeyh Muhammed el-Gazzâlî, Keyfe Neteâmelü maa'l-Kur'ân, El-Ma'hedü'l-Âlemî lil-Fikri'l-İslâmî, Virginia, 1991.
4  Es-Suyûtî, el-İtkân fî Ulûmi'l-Kur'ân, c. l, s. 151.
5  Hİcr, 21 (Konu hakkında bilgi için bkz. Hâzâ'l-Kur'âne fî Mieti Hadîsin Nebeviyyin, Muhammed Zeki Muhammed Hİdr, 2. Baskİ, 1987,s. 8.
6  El-Livâü Ahmed Abdülvehhâb, İ'câzü'n-Nizâm el-Kur'ânî, Mektebetü Garîb, 1980.
7  Bediüzzaman Said Nursî, Kaynaklı, İndeksli, Lügatli Risâle-i Nur Külliyatı, C.l-ll, Nesil Basım-Yayın, İstanbul-1996, s. 443.
8  Kehf, 109.
9  Said Nursî, s. 731.
10  Bkz. El-Kirmânî, Esrâru't-Tekrâr fi'l-Kur'âni'l-Kerîm.
11  Said Nursî, s. 542-543.
12  Bkz. Mühendis Adnan er-Rufâî, El-Mu'cize, Keşfün İ'câziyyün Cedîd fil-Kur'ân, Suriye.
13  Said Nursî, s. 1527.
14  Âtİf Muhammed Azîze, Esrâru'l-Hurûf ve'l-Âyât fî Risâleti'l-Kur'âni'l-Acîb, Matbaatü'l-Hüdâ.
15  Bkz. İbn Halîfe Uleyvî, Mu'cizetü'l-Karni'l-Işrîn fî Keşfi Sübâiyyeti ve Sülâsiyyeti'l-Kur'âni'l-Kerîm, Dârul-İmân, 1. Baskİ, 1983, Dımaşk.
16  Bkz. Muhammed Reşat Halife, el-İ'câzü'r-Rakamî fi'l-Kur'ân, 1976.
17  Bkz. Abdürrezzâk Nevfel, A.g.e.
18  Bkz. Abdullah Calöûm, Esrâru Tertîbi'l-Kurân, Dâru'l-Fikr lin-Neşr ve't-Tevzî', ez-Zerkâ, 1994.
19  El-Kurtubî, el-Câmi' li-Ahkâmi'l-Kur'ân, Dârul-Hadîs, 1994, C. l, s. 172.
20  İbn Kesîr ed-Dİmaşkî, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, Dâru'l-Cîl, Beyrut, C. l, s. 37.
21  Said Nursî, s. 729.
22  İbn Hacer el-Askalânî, Fethu'l-Bârî fî Şerhi Sahîhi'l-Buhârî, C. Xl, s. 352.
23  Bkz. Muhammed Reşâd Halîfe, A.g.e.
24  Bkz. Abdullah Calöûm, Esrâru Tertîbi'l-Kur'ân, Dâru'l-Fikr li'n-Neşr ve't-Tevzî', ez-Zerkâ', 1994.
Paylaş
Yükleniyor...