Block title
Block content

Kur'an'ın beyanındaki beraatin mucizeliğini gösteren, Tûr sûresinin yirmi dokuzuncu ayetinden kırk üçüncü ayetine kadar devam eden uzunca bir örnek veriliyor; açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dalaletin kısımları ve bunlara reddiye

Bu bölümde, Tûr suresinde ardarda âyetlerde ifade edilen ilzam örnekleri yer almaktadır.

Âyetlerde gelen “yoksa”, “yoksa” lafzıyla onbeş tabaka taaccüb ifade eden istifham-ı inkârî[1] ile dalalet ehlinin bütün kısımlarını susturur ve şüphelerin bütün menşe'lerini kapatır. Ehl-i dalalet için içine girip saklanacak şeytanî bir delik bırakmıyor, kapatıyor. Altına girip gizlenecek bir dalalet perdesi bırakmıyor, yırtıyor. Yalanlarından hiçbir yalanı bırakmıyor, başını eziyor.

Biz önce ilgili âyetlerin mealini kısaca verip, devamında bazı açıklamalarda bulunacağız:

فَذَكِّرْ

29. “O hâlde, sen öğüt ver.”

Sen öğüt vermeye devam et, onların sözlerine aldırma.

فَمَا أَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ  “Rabbinin nimeti sayesinde, sen ne bir kâhinsin, ne de bir mecnûn!”

أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِهِ رَيْبَ الْمَنُونِ  

30. “Yoksa onlar, ‘O bir şairdir; onun zamanın felaketlerine uğramasını bekliyoruz.’ mu diyorlar?”

Âyet metnindeki rayb-i menun, felâket, ölüm gibi anlamlara gelir.

قُلْ تَرَبَّصُوا فَإِنِّي مَعَكُمْ مِنْ الْمُتَرَبِّصِينَ  

31. “De ki: Bekleyin, çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.”

أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَامُهُمْ بِهَذَا

32. “Yoksa akılları mı bunu kendilerine emrediyor?”

Yoksa sözlerindeki çelişkiyi akılları mı kendilerine emrediyor? Çünkü kâhin akıllı ve ince bir nazara sahiptir. Mecnun ise aklı perdeli kimsedir. Şaire gelince, hayale dayalı bir şekilde ölçülü, düzgün kelâmlar söyler. Bu ise, bir mecnundan meydana gelmez.

أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ  “Yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?”

Yoksa onlar inatta haddini aşan azgın bir kavim midir?

أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُ

33. “Yoksa 'Onu (Kur'anı) uydurdu.' mu diyorlar?”

 بَل لَا يُؤْمِنُونَ  “Hayır, onlar inanmıyorlar.”

Doğrusu onlar iman etmezler, küfür ve inatlarından böyle iftiralar ederler.

فَلْيَأْتُوا بِحَدِيثٍ مِثْلِهِ إِنْ كَانُوا صَادِقِينَ  

34. “Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.”

Eğer iddialarında sadık iseler, Kur’an gibi bir söz getirsinler. Çünkü onların içinde söz ustalarından sayılan pek çok kimse vardır.

Âyet, tahaddi yani meydan okuma yoluyla bahsi geçen sözlerini reddetmektedir.

أَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ

35. “Yoksa onlar, hiçbir şey olmadan mı yaratıldılar?”

Yoksa bir yaratıcı, bir takdir edici olmadan yaratılıp takdir edildiler, bundan dolayı ibadet etmiyorlar!?

أَمْ هُمْ الْخَالِقُونَ  “Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?”

Bu ifade, birinci manayı te’yid eder. Çünkü manası şöyledir: “Yoksa kendilerini kendileri mi yarattılar?”

Bundan dolayı da devamında şöyle geldi.

أَمْ خَلَقُوا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ

36. “Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar?”

 بَل لَا يُوقِنُونَ  “Hayır, onlar kesin olarak inanmıyorlar.”

Bu âyetlerde “Yoksa…” ifadesi inkâr içindir.[2]

Onlara “Sizi, gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorulduğunda “Allah” derler. Böyle olunca, şayet “Allah” demelerinde yakîn sahibi olsalardı, O’na ibadetten yüz çevirmezlerdi.

أَمْ عِنْدَهُمْ خَزَائِنُ رَبِّكَ

37. “Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır?”

Yoksa Rabbinin rızık hazineleri onların yanında mı? Ta ki nübüvveti de dilediklerine versinler.

Veya “Yoksa Rabbinin ilim hazineleri onların yanında mı?” manası da düşünülebilir.

أَمْ هُمُ الْمُسَيْطِرُونَ  “Yoksa her şeye hükmeden kendileri midir?”

Yoksa eşyaya onlar mı hükmediyor, diledikleri şekilde tedbirinde mi bulunuyorlar?

أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ

38. “Yoksa kendisi vasıtasıyla (ilâhî vahyi) yükselip dinleme yapacakları bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin!”

Yoksa kendileri için semaya yükselen bir merdiven mi var ki, melekleri ve onlara vahyedilen gayb bilgisini öğreniyorlar, böylece ne olacağını biliyorlar?!

فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ  “Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin!”

Öyleyse kulak hırsızlığında bulunan kimse, dinlediğini doğrulayan açık bir delil getirsin!

أَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَكُمُ الْبَنُونَ  

39. “Yoksa kızlar O'na, oğullar size, öyle mi?”

Âyette onların akılsızlıklarını göstermek ve bu görüşte olan birinin değil ruhuyla melekût âlemine yükselip gaybî şeylere muttali olması, akıllı kimselerden bile sayılmayacağını hissettirmek vardır.[3]

أَمْ تَسْأَلُهُمْ أَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ  

40. “Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?”

Yoksa Sen, risalet görevini tebliğe mukabil onlardan bir ücret mi bekliyorsun da, onlara böyle bir bedel ödemek ağır geliyor? Bundan dolayı da Sana tâbi olmak hususunda istiğna gösteriyorlar!?

أَمْ عِنْدَهُمْ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ  

41. “Yoksa gayb kendilerinin yanında olup, onlar mı yazıyorlar?”

Yoksa kendisinde gaybî şeylerin sabit olduğu levh-i mahfuz kendi yanlarında olup, oradan bir şeyler mi yazıyorlar!?

أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا

42. “Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar?”

Dâru'n-Nedve’de Hz. Peygambere karşı plan kurmuşlardı.

فَالَّذِينَ كَفَرُوا هُمْ الْمَكِيدُونَ  “Fakat o kafirlerin kendileri tuzağa düşeceklerdir.”

O inkârcıların tuzağı kendi aleyhlerine dönecektir.

Veya tuzaklarının vebâli kendi aleyhlerine olacaktır. Bu da Bedir savaşında öldürülmeleri gibi durumlardır.

Veya yaptıkları tuzak boşa çıkacaktır. Âyette “onlar” demek yeterli olabileceği hâlde “o kâfirler” denilmesi, küfürlerini tescil içindir.

Bu kâfirlerden murat Hz. Peygamber devrindekiler olabileceği gibi, âyetin genel ifadesi çerçevesinde bütün kâfirler de kastedilmiş olabilir.

أَمْ لَهُمْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ

43. “Yoksa onlar için Allah'tan başka bir ilâh mı var?”

Yoksa onlar için kendilerine yardım eden, O’nun azabından koruyan başka bir ilah mı var?

سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ “Allah, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.”[4]

 


[1] İstifham-ı inkarî: Öğrenmek amacıyla değil, ikrar ettirmek için soru sormak. Mesela, âyette “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında bir şüphe mi var?” denilir. (İbrahim, 14/10) Bundan murat, bir şüphe olup olmadığını sormak değil, şüphe olmaması gerektiğini bildirmektir.

[2] Yani mesela “yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar?” ifadesi, “hayır, onlar yaratmadı” manasını vurgulamak içindir.

[3] Yani, bunlardan gayb âlemine yükselen kişi melekleri orada kızlar şeklinde görüp de ona göre mi böyle diyor?!

[4] bk. Beydâvi, III, 423- 426.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...