Block title
Block content

"Kur'an'ın cadde-i kübrâsı" ne demektir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad bunu,"Kur'ân'ın Cadde-i Kübrâsı" diye ifâde eder. Tâbir-i diğerle Kur'ân'ın yolu demektir. Bu yol, özellikle iman rükünlerinin ispâtı ve diğer konuların anlatımında Kur'ân'ın takip ettiği metodu ifâde eder. Tevhid, hâşir ve eşyanın hakikatı gibi temel konularda tasavvufi yaklaşım ve kelâmcıların sergiledikleri yaklaşımlar vardır. Ancak Kur'ân'ın takip ettiği metod çok farklı ve kuşatıcıdır. İnsanın bütün duygularını dikkate alarak hitâp eder.

Yirmi Altıncı Mektub'un İkinci Mes'elesi, İlm-i kelâm ve  tasavvuf mesleğinin takip ettiği yol ile Kur'ân'ın Cadde-i Kübrâsı hakkındadır. Aynen aşağıya aldık. Ayrıca yine, aynı Mektub'un Dördüncü Meselesinde de Risalelerin Kur'ânî caddeyi takip ettiğini gösteren deliller yer almaktadır, bakılabilir.

"Râzî'ye mektubunda demiş: 'Allah'ı bilmek, varlığını bilmenin gayrıdır.' Bu ne demektir? Maksat nedir de soruyor?

"Evvelâ: Ona okuduğun Yirmi İkinci Söz'ün Mukâddimesinde tevhid-i hakikî ile tevhid-i zâhirînin farkındaki misal ve temsil, maksada işaret eder. Otuz İkinci Söz'ün İkinci ve Üçüncü Mevkıfları ve Makasıdları, o maksadı izah eder."

"Ve saniyen: Usulü'd din imamları ve ulema-i İlm-i Kelâmın akâide dair ve Vücud-u Vâcibü'l-Vücud ve tevhid-i İlâhîye dair beyanatları Muhyiddin-i Arabî'nin nazarında kâfi gelmediği için, ilm-i kelâmın imamlarından Fahreddin Râzî'ye öyle demiş."

"Evet, İlm-i Kelâm vasıtasıyla kazanılan Mârifet-i İlâhiye, Marifet-i Kâmile ve huzur-u tam vermiyor. Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın tarzında olduğu vakit, hem mârifet-i tammeyi verir, hem huzur-u etemmi kazandırır ki, inşaallah, Risale-i Nur'un bütün eczaları, o Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân'ın cadde-i nuranîsinde birer elektrik lâmbası hizmetini görüyorlar."

"Hem, Muhyiddin-i Arabî'nin nazarına Fahreddin Râzî'nin ilm-i kelâm vasıtasıyla aldığı marifetullah ne kadar noksan görülüyor. Öyle de, tasavvuf mesleğiyle alınan mârifet dahi, Kur'ân-ı Hakîmden doğrudan doğruya, Verâset-i Nübüvvet sırrıyla alınan mârifete nispeten o kadar noksandır. Çünkü, Muhyiddin-i Arabî mesleği, huzur-u dâimîyi kazanmak için لاَ مَوْجُودَ اِلاَّ هُوَ deyip, kâinatın vücudunu inkâr edecek bir tarza kadar gelmiş. Ve sâirleri ise, yine huzur-u daimîyi kazanmak için, لاَ مَشْهُودَ اِلاَّ هُوَ deyip kâinatı nisyan-ı mutlak altına almak gibi acip bir tarza girmişler."

"Kur'ân-ı Hakîmden alınan mârifet ise, huzur-u daimîyi vermekle beraber, ne kâinatı mahkûm-u adem eder, ne de nisyan-ı mutlakta hapseder.Belki, başı bozukluktan çıkarıp Cenâb-ı Hak nâmına istihdâm eder; her şey mir'ât-ı marifet olur. Sadi-i Şirazî'nin dediği gibi, دَرْ نَظَرِ هُوشِيَارْ هَرْ وَرَقِى دَفْتَرِيسْت أَزْ مَعْرِفَتِ   گِرْدِگَارْ  her şeyde Cenâb-ı Hak'kın mârifetine bir pencere açar."

"Bazı Sözler de ulemâ-i ilm-i kelâmın mesleğiyle, Kur'ân'dan alınan minhâc-ı hakikînin farkları hakkında şöyle bir temsil söylemişiz ki:"

"Meselâ, bir su getirmek için, bazıları küngân (su borusu) ile uzak yerden, dağlar altında kazar, su getirir. Bir kısım da her yerde kuyu kazar, su çıkarır. Birinci kısım çok zahmetlidir, tıkanır, kesilir. Fakat her yerde kuyuları kazıp su çıkarmaya ehil olanlar, zahmetsiz herbir yerde suyu buldukları gibi, aynen öyle de: Ulema-i ilm-i kelâm, esbabı, nihayet-i âlemde teselsül ve devrin muhaliyetiyle kesip, sonra Vâcibü'l-Vücudun vücudunu onunla ispat ediyorlar. Uzun bir yolda gidiliyor. Amma Kur'ân-ı Hakîmin minhâc-ı hakikîsi ise, her yerde suyu buluyor, çıkarıyor. Her bir âyeti, birer asâ-yı Mûsâ gibi, nereye vursa âb-ı hayat fışkırtıyor, وَفِى كُلِّ شىْءٍ لَهُ اٰيَةٌ تَدُلُّ عَلٰى اَنَّهُ وَاحِدٌ düsturunu her şeye okutturuyor."

"Hem İmân yalnız ilim ile değil, imanda çok letâifin hisseleri var. Nasıl ki, bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif âsâba, muhtelif bir surette inkısam edip tevzi olunuyor. İlimle gelen mesâil-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecâta göre ruh, kalb, sır, nefis, ve hâkezâ, letâif kendine göre birer hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa noksandır. İşte, Muhyiddin-i Arabî, Fahreddin Râzî'ye bu noktayı ihtar ediyor."(1)

(1) bk. Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...