Block title
Block content

"Kur'anın düsturları, kanunları, ezelden geldiğinden ebede gidecektir. Medeniyetin kanunları gibi ihtiyar olup ölüme mahkûm değildir. Daima gençtir, kuvvetlidir." Cariyelikle ilgili ayetleri günümüzde nasıl uygulayacağız? Cariyelik kavramı kalktığına göre; bu hükümler kuvvetli ve genç olmaz!..

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kur’an, Allah’ın ezeli ilminden süzülüp gelen bir kitap olmasından dolayı eskimesi, -haşa- işe yaramaz bir hale gelmesi mümkün değildir. Allah’ın ilmi ezeli ve ebedidir. Bu ilimden gelen prensip ve kanunlar da elbette ezeli ve ebedi bir değer ve kıymet taşıması gerekir. İnsanların kanunları deneme yanılma metodu ile hasıl oldukları için, ömürleri en fazla elli, yüz yıldır.

Burada ezeli ve ebedi kavramları dünyadaki zaman dilimi için geçerlidir. Yoksa, Kur’an’ın emir ve yasaklarını oluşturan kanun ve prensipler ahirette de devam edecek manasında değildir. Yani insanların yapmış olduğu kanunlar en fazla elli yüz yıl idare ederken, Kur’an’nın kanunları kıyamete kadar devam edip tazeliğini ve kuvvetini muhafaza ediyor. İnsanların kanunları gibi eskiyip pörsümüyor demektir.

Hatta Kur’an’ın dünyaya taalluk etmeyen genel prensipleri hakikati üzere ezeli ve ebedidirler, asla değişmez ve iptal olmazlar.

Mesela tesbih, tahmid, tekbir gibi ibadetin özünü teşkil eden kanunlar, ezelden gelir ebede giderler. Bu ibadete taalluk eden kanunun sadece elbisesi ve formatı değişir, özü ve ruhu ahirette devam edip gidecektir. Burada bu manayı namaz ile ifa ederken ahirette aynı mana başka şekillerde ve formatlarda devam edecektir. 

* * *

Kur’an hükümlerinin büyük bir kısmı değişmez, zamanla da eskimez. Üstadımızın "ezelden geldiğinden ebede gidecektir" dediği de bu kısmıdır. Ama bu hiçbir hükmünün değişmeyeceğini zamanla nesh olmayacağı anlamına da gelmez. Bazı ayetlerin manası zamana göre olabilir.

Bu tarz ayetlerin varlığı Kur’an’ın evrenselliğine, eskimezliğine bir zarar vermez; aksine Kur’an’ın insanlara ne kadar değer verip şefkat ile muamele ettiğini gösterir.

"Siz de gücünüzün yettiği kadar onlara karşı her çeşitten kuvvet biriktirin ve cihat için atlar hazırlayın ki, onlarla hem Allah'ın düşmanlarını hem de kendi düşmanlarınızı, ayrıca Allah'ın bilip de sizin bilmediğiniz daha başkalarını korkutasınız. Allah yolunda her ne harcarsanız onun sevabı size eksiksiz ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız." (Enfal, 8/60)

Mesela, mealini verdiğimiz bu ayette Allah düşmanlara karşı hazırlıklı olmayı emrediyor ve bunu emrederken de "düşmanlara karşı at besleyin" diyor. Şimdi düşmana karşı hazırlıklı olmak esastır ve maksattır değişmez; ama düşmana karşı at besleyin emri zamanın şartlarına göre değişir. Şimdi atın yerine top, tüfek ve füze yapmak gerekir. Ayetin zahir manasını donuklaştırıp "ben attan başka bir şey beslemem" demek yanlış olur. O dönemin en güzel savaş aracı at ve ok iken, şimdi tank ve füzedir. Ama düşmana hazırlıklı olmak kısmı her daim geçerlidir.

Cariyelik ve kölelik gibi müesseselerin, Kur'an'ın indiği devirde birer sosyal gerçeklik olması nedeniyle İslam tarafından tedrici olarak kaldırılması doğru bir yaklaşımdır. Çünkü Kur’an’ın muhatabı insandır ve insanlık aleminde de tedrici tekamül esastır. Yani çok eski bir âdet ve geleneğin birden kaldırılması Allah’ın adetullahı açısından mümkün değildir.

İslam'ın amacı hazır bulduğu köleliği devam ettirmek değil, önce durumlarını düzeltmek, nihayetinde de ortadan kaldırmaktır. 

"Mesela, Kur`an-ı Kerîm`de içki yasağı tedrîc prensibine göre gelmiştir. Mekke`de inen ilk ayette yasak hükmü yer almaz."

"Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvelerinden içki yapıyor güzel rızık ediniyorsunuz, bunda aklı eren bir kavim için elbet bir ibret vardır."(Nahl, 16/67).

Bundan sonra Hz. Ömer bir gün Resulullah (asm)`a gelerek şöyle dedi:

"Ya Resulullah! Şarap malı helâk edici ve aklı giderici olduğu malumunuzdur. Yüce Allah`tan, şarabın hükmünü bize açıklamasını iste..."

Hz. Peygamber (asm); "Ey Allah`ım, şarap hakkında bize açıklayıcı beyanını bildir." diye dua edince şu ayet indi:

"Sana içkiyi ve kumarı sorarlar, de ki: Onlarda hem büyük günah hem de insanlar için bazı faydalar vardır. Ancak günahları faydalarından daha büyüktür."(Bakara, 2/219).

Bu ayet inince, bazı sahabîler "büyük günah" diye içkiyi bırakmış bazıları ise "insanlara faydası da var" diyerek içmeye devam etmişlerdir.

Bir gün Abdurrahman b. Avf bir ziyafet vermiş, ashâb-ı kirâmdan bazıları da bu ziyafette hazır bulunmuştu. Yemekte içki de içmişlerdi. Akşam namazının vakti girince, içlerinden birisi imam olmuş ve namaz kıldırırken "Kâfirûn" sûresini yanlış okumuştu. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Ya Rabbi bize içki konusundaki beyanında ziyade yap." diye dua etmiş ve daha sonra şu ayet inmiştir:

"Ey iman edenler, siz sarhoşken ne söyleyeceğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın." (Nisa, 4/43).

Bu surette içki yalnız namaz vakitlerinde olmak üzere yasaklanmıştır. Artık onu içenler yatsı namazından sonra içiyorlar, sarhoşlukları geçtikten sonra sabah namazını kılıyorlardı.

Yine bir gün Utbe b. Mâlik (r.a) bir evlenme ziyafeti vermişti. Sa`d b. Ebî Vakkas da oradaydı. Deve eti yediler, içki içtiler, sarhoş olunca da asalet iddiasına kalkıştılar. Sa`d bu konuda kavmini öven ve Ensar`ı hicveden bir şiir okudu. Ensar`dan birisi buna kızarak, sofradaki bir deve kemiği ile Sa`d`ı yaraladı. Sa`d da durumu Resulullah (asm)`a şikâyette bulundu. Bunun üzerine bu konuda kesin içki yasağı bildiren ayetler indi:

"Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın amelinden bir murdardır. Bunlardan kaçınınız ki, felaha eresiniz. Şeytan içki ve kumarla aranıza kin ve düşmanlık sokmak, sizi Allah`ı anmaktan ve namazı kılmaktan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?" (Mâide, 5/90-91)(1)

Özet olarak, Kur’an’ın değişmeyen muhkem hükümleri bütün zaman ve dönemler içinde geçerli ve bakidir. Değiştirilmesi veya inkar edilmesi küfürdür, insanı ebedi hüsrana atar. Değişen hükümleri ise İslam hukukçuları tarafından yeniden içtihat ile asra uyarlanır.

Namaz, oruç, zekat, hac, iman, ahlak gibi temel kaideler üzerinden bin değil trilyon yıl da geçse asla tazeliğini ve hükmünü yitirmezler -ki bu saydığımız temel kaideler Kur’an’ın yüzde doksanını oluşturan ana iskelettir- ezelden geldiğinden ebede gidecektir.

(1) bk. İÇKİ

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Şule, Üçüncü Şua, İkinci Cilve | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1087 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

ufukalem
Açıklamanızda "Kur’an hükümlerinin büyük bir kısmı değişmez, zamanla da eskimez." diyorsunuz. DEĞİŞEN ve ZAMANLA ESKİYEN kısmı hangisi, örnek verebilir misiniz? Kastınız eğer açıklamasını da yaptığınız ayette geçen "düşmanlara karşı at besleyin" gibi günümüze göre yorumlanması gerekenlerse, bunlar için ZAMANLA ESKİYEN ifadesini kullanmak sakıncalı olmaz mı?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Ayetin asıl manası ve ruhu değişmiyor sadece elbisesi değişiyor. Ki bu da kainatta ki tekamül kanuna göre normal bir durumdur. At o dönemin koşullarına göre söylenmiş sembolik bir ifadedir. Her dönem o sembolü kendine göre uyarlar ya da anlar demektir. Değişmek eskimek anlamına gelmiyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
omerlotr
Peki ahirette imtihan bittiğine göre namaz oruç olacak mıdır,Allah'ın kelamı ezeli ve ebedi olduğuna göre namaz ve orucu da Allah farz kılmış o zaman ebedi olarak bunlar farz mı yoksa hükmü değişecek midir?Ahirette namaz oruç farz değil midir?Kuranın hükümleri ahirette kalkacak mı,devam edecek mi?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Namaz, oruç gibi ibadetler elbette ahirette olmayacak lakin bu ibadetlerin özü olan tesbih, tekbir ve tahmid gibi özler faklı şekillerde devam edecek. Bir şeyin Kur'an da geçmesi onu ezeli ve ebedi yapmaz firavun da geçiyor ama fani. İbadetler dünya hayatı için emredilmiştir ahiret ise ödül ve mükafat yeridir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...