Block title
Block content

Kur'an'ın gayri müslimler hakkındaki ifadelerinde bazen yumuşak, bazen de sert ifadeler vardır. Risalelerde bu konuda bir açıklama var mıdır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Amma muhakkikîn-i ulema tarafından, Kur'ân'ın vücuh-u i'câzı hakkında ihtilâf vâki olmuştur. Yani, i'câzını intaç eden cihetler çoktur. Her bir muhakkik, bir ciheti tercih ve ihtiyar etmiştir; aralarında muhalefet, musademe yoktur." (1)

Üstad'ın yukarıda da ifade ettiği gibi; Kur’an ayetleri arasında herhangi bir çelişki ve tutarsızlık yoktur. Zahirde çelişki gibi duran şeyler, makam ve muhatabın seviyesine uygun hareket etmekten ibarettir. Yani savaş meydanında tatlı dil nasıl abes ise, tatlı dilin gerekli olduğu yerde savaş naraları atmak aynı derece abestir. Kur’an yeri gelir tatlı bir üslup ile insanların ekserisini hidayete çağırır. Yeri gelir hidayete kabiliyeti kalmamış zararlı düşmanlara haddini bildirir. Bu ifadeler arasında çelişki yoktur, halin gereğine uygun söz sarf etme vardır. Zaten edebiyatta da belagat bu şekilde tarif edilmiştir. Yani mukteza-yı hale mutabık söz söylemek.

Birinci Tarz: Yumuşak Davranmak

"Firavun'a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı. Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar." (Tâhâ, 20/43,44)

"Risale-i Nur'un mesleği, nezihane ve nazikane ve kavl-i leyyindir."(2)

"Hem biraderzadem olan o müftünün oğluna deyiniz ki, benim tarafımdan âhiret kardeşim ve Kur'an hizmetinde arkadaşım ve meşreben celalli olan pederine yazsın: Selâm, duamla beraber ondan istiyorum ki; beraber götürdüğü envâr-ı Kur'aniyenin suhulet-i intişarları için irşad ve nasihatında ﻓَﻘُﻮﻟﺎَ ﻟَﻪُ ﻗَﻮْﻟﺎً ﻟَﻴِّﻨًﺎ âyetindeki lütf-u irşadı kendine rehber etsin."(3)

"Medenîlere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Taharri-i hakikat, muhabbet iledir. Husumet ise, vahşet ve taassuba karşı idi."(4)

"Gayr-ı müslime karşı hareketimiz ikna'dır. Zira onları medenî biliriz. Ve İslâmiyeti mahbub ve ulvî göstermektir. Zira onları munsıf zannediyoruz."(5)

"Bu zamanda ehl-i İslâmın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir dalaletle kalblerin bozulması ve imanın zedelenmesidir. Bunun çare-i yegânesi: Nurdur, nur göstermektir ki, kalbler ıslah olsun, imanlar kurtulsun. Eğer siyaset topuzuyla hareket edilse, galebe çalınsa, o kâfirler münafık derecesine iner. Münafık, kâfirden daha fenadır. Demek, topuz böyle bir zamanda kalbi ıslah etmez. O vakit küfür kalbe girer, saklanır; nifaka inkılab eder."(6)

Bu cümlelerden anlaşılıyor ki; bu zamanda müslim olsun gayr-ı müslim olsun, muhatab eğer insaflı, garazsız, mütecaviz olmayan, hakkı öğrenmek niyetiyle yaklaşan kişi ise; din-i hakkı tebliğde esasımız; nezaket, kavl-i leyyin, ikna, lütuf, muhabbetle hareket etmek olmalıdır.

İkinci Tarz: Şiddetli Davranmak

"Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran." (Tevbe, 9/73)

"Muhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler." (Fetih, 48/29)

Düşman mütecaviz ise, dinini bilerek dünyaya satan, yılan gibi zehirlemekten zevk alan güruha karşı yapılması gereken tarzdır. Sebebi İslamiyet’in ve ilmin izzetini muhafaza etmek, hakikatın hukukunu korumak, İslamiyet’in şerafetini ilan etmektir.

"Bir zaman bî-aman İslâmın düşmanı, siyasî bir dessas, yüksekte kendini göstermek isteyen vesvas bir papaz, desise niyetiyle, hem inkâr suretinde, hem de boğazımızı pençesiyle sıktığı bir zaman-ı elîmde, pek şemâtetkârâne bir istifham ile dört şey sordu bizden, altı yüz kelime istedi. Şemâtetine karşı yüzüne 'Tuh!..' demek desisesine karşı küsmekle sükût etmek, inkârına karşı da tokmak gibi bir cevab-ı müskit vermek lâzımdı. onu muhatap etmem."(7)

"Evet bu zamanda dinsizlik hesabına, benlikleri firavunlaşmış derecede ve imana ve Risale-i Nur'a hücumları zamanında onlara karşı tedafü' vaziyetimizde tevazu ve mahviyet göstermek, büyük bir cinayet ve hıyanettir. Ve o tevazu, tezellül hükmünde bir ahlâk-ı rezile olur. Onlara karşı izzet-i diniyeyi ve şerafet-i ilmiyeyi muhafaza etmek için kahramancasına bir sebat bir kuvve-i maneviyeyi göstermek, acaba hiçbir vecihle hodfüruşluk olur mu?"(8)

Üçüncü Tarz: Taviz Vermemek

"Sizin dininiz size, benim dinim de banadır." (Kafirun, 109/6)

Muhatab zahirde mülayim ve munsıf görünüp, hakikatte nifak üzerine olarak dinde taviz koparmaya çalışan kişi şeklinde ise; bunlara karşı takınılması gereken davranış, dinde hiçbir cihetle taviz vermemek şeklinde olmalıdır.

"Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umûr-u diniyede müsamaha veya teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünki aramızdaki dere pek derindir. Doldurup hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz veya dalalete düşer boğulursunuz."(9)

Dipnotlar:

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, Âyet: 23, 24
(2) bk. Lem'alar, Yirmi Üçüncü Lem'a, Haşiye.
(3) bk. Barla Lahikası, 210. Mektup.
(4) bk. Divan-ı Harb-i Örfi.
(5) bk. age., Sadâ-yı Hakikat.
(6) bk. Lem'alar, On Altıncı Lem'a, İkinci Meraklı Sual.
(7) bk. Sözler, Lemeât, Angilikan Kilisesine Cevap. 
(8) bk. Emirdağ Lahikası-II, 93. Mektup. 
(9) bk. Mesnevi-i Nuriye, Habbe.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: 23-24. âyetin tefsiri | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2588 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...