Block title
Block content

"Kur'an'ın hârikulâde haiz olduğu câmiiyet ve vüs'at ile beraber, tabakat-ı beşerin hissiyatına yaptığı müraat ve okşamalar, bilhâssa en büyük tabakayı teşkil eden avam-ı nâsın fehmini okşayarak, tevcih-i hitab esnasında yaptığı tenezzülât, Kur'an'ın kemal-i belâgatına delil ve bahir bir bürhan olduğu halde, hasta olan nefislerin dalaletine sebeb olmuştur..." Bu pasajı açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Arkadaş! Bütün zamanlarda, bütün insanların maddî ve mânevî ihtiyaçlarını temin için nâzil olan Kur’ân’ın hârikulâde hâiz olduğu câmiiyet ve vüs’atle beraber, tabakat-ı beşerin hissiyatına yaptığı mürâat ve okşamalar, bilhassa en büyük tabakayı teşkil eden avâm-ı nâsın fehmini okşayarak, tevcih-i hitap esnasında yaptığı tenezzülât, Kur’ân’ın kemâl-i belâgatine delil ve bâhir bir burhan olduğu halde, hasta olan nefislerin dalâletine sebep olmuştur. Çünkü, zamanların ihtiyaçları mütehaliftir. İnsanlar fikirce, hisçe, zekâca, gabâvetçe bir değildir. Kur’ân mürşiddir. İrşad umumî oluyor. Bunun için, Kur’ân’ın ifadeleri zamanların ihtiyaçlarına, makamların iktizasına, muhatapların vaziyetlerine göre ayrı ayrı olmuştur. Hakikat-i hal bu merkezde iken, en yüksek, en güzel ifade çeşitlerini Kur’ân’ın herbir ifâdesinde aramak hatâ olduğu gibi, muhatabın hissine, fehmine uygun olan bir üslûbun mizan ve mirsadıyla, mütekellime bakan, elbette dalâlete düşer."(1)

Tenezzülat-ı İlahi, Allah’ın, kullarının seviye ve kıvamına göre hitap edip konuşması demektir. Allah’ın insanı kendine muhatap alıp konuşması ve ona anlayacağı dilden hitap etmesi, rahmetinin bir tezahürüdür. Yoksa Hz. Musa’ya (as) Turu Sina'da hitap ettiği gibi hitap etse idi, insanlık tahammül edip altından kalkamazdı. O hitaba kimse muhatap olamazdı.

Kur'an’ın muhatap kitlesi hem insan hem de insanlar içinde avamlar olduğu için, üslup da muhatabın seviyesine göre oluyor. Kur'an-ı Kerim’in üslubu şayet yüksek ve azametli olsa idi, insanların çoğunluğu onu anlamayıp inkar edeceklerdi. İşte Allah rahmet ve şefkatinden dolayı kelamını insanların seviyesine tenezzül ederek göndermiştir. Bu yüzden Kur’an’ın üslubunda insanî bir üslup hakimdir. Bunda, yadırganacak bir durum yoktur.

Kalbi ve kafası hastalıklı olan bazıları Kur’an’ın bu tenezzülatlı ve insana yönelik üslubuna bakarak, bu Allah kelamı değil diye şüpheye düşüyorlar. Kur’an’ın avam kitleyi nazara almadan, her ifadesinde yüksek perdeden hitap etmesi belagate zıt bir durum teşkil ederdi. Bu yüzden Kur’an’ın her ayetinde yüksek perdeden bir üslup beklemek yanlış ve sakim bir durumdur.

Özet olarak, Kur’an’nın basit ve herkesçe anlaşılabilir bir üslubu kullanması, muhatabına karşı ne kadar merhametli ve şefkatli olduğunu gösterdiği gibi, aynı zamanda tekrar metodunu kullanarak ne kadar mucizevi bir hatip ve mübelliğ olduğunu gösteriyor. İnce ve anlaşılması zor meseleler yerine, zahir ve herkesçe anlaşılabilecek meseleleri ders vermesi, pedagojik açıdan ne kadar kıymetli bir kitap olduğunu gösteriyor. Bütün bu tenezzülatların arkasında Allah’ın rububiyet sıfatı hükmediyor. Zira insanları tedbir ve terbiye etmek için onların anlayacağı dilden ve seviyeden hitap etmek gerekiyor.    

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Katre'nin Zeyli

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Katrenin Zeyli | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2056 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...