"Kuvve-i vâhime" nasıl ifsad oluyor? Kontrol altına alabilir miyiz; yöntemi nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kuvve-i vahime, yani vehim kuvveti, yanlış kullanıldığında şeytan veya şeytan gibi şerlileri dinleyen bir vesvese aleti olur. Şeytan bir dil ise, vehim kuvveti bir kulak gibidir; sürekli onu dinler ve yardımcı olur. Şeytan bu vehim cihazını, insanları yoldan çıkarmak ve haktan saptırmak için sürekli işlettirir. Hakikatte olmayan bir şeyi varmış gibi gösterir, insanı aldatmaya çalışır ve onu sürekli taciz eder.

Kuvve-i vahime (vehim duygusu) bazen yanlış anlaşılıyor. Vehim denilince, akla; aslı esası olmayan bir şeyi var zannetmek geliyor ve bunun müstakil bir kuvve olması anlaşılamıyor.

Nur Külliyatı’ndan Ene bahsi bu kuvve üzerine bina edilmiştir. İnsan kendi eli için “benim elim” derken bunu vehim kuvvetiyle söylemektedir. Zira aklen bilmektedir ki o el onun değildir, kendisine emanettir. Elin Sânii ve sahibi Allah’tır, insan onu bir ömür boyu emaneten kullanmaktadır.

Bu kuvve ifsad edilirse, insan kendini kendine malik zanneder. Dünyada misafir ve ahirete yolcusu olduğunu unutur. Kendisine emaneten verilen bütün duygularını kendi malı imiş gibi nefsinin emrinde dilediği gibi kullanır. Onları aslî gayelerinden saptırmakla, cennet anahtarı olabilecek o büyük istidat sermayesini cehennemin anahtarı olmaya çevirir. Meselâ; kuvvetini kendi malı gibi vehmettiğinde o kuvvet ile başkalarına her türlü zulmü çekinmeksizin yapar. Gözünü kendi malı olarak vehmettiğinde her türlü harama fütursuzca bakar. Sair duygular ve latifeler bu iki misale kıyas edildiğinde, insanın vehim kuvvetini yanlış kullanmakla sayısız cinayetler işleyebileceği rahatlıkla anlaşılır.

"Kendinde bir rububiyet-i mevhume, bir malikiyet, bir kudret, bir ilim, tasavvur eder, bir had çizer. …” (Sözler)

Keza, insanın hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışması da kuvve-i vahime iledir. Yoksa her insan aklen bilmektedir ki, hayat yolculuğunun sonu ölüme çıkar.

Vehimden gelen çirkin ve kötü düşüncelerin şeriatça bir hükmü yoktur; kişi bundan mesul değildir. Bu hakikati Üstad Hazretleri şöyle izah ediyor:

"Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi, tevehhüm-ü küfür dahi küfür değildir. Tasavvur-u dalâlet, dalâlet olmadığı gibi, tefekkür-ü dalâlet dahi dalâlet değildir. Çünkü hem tahayyül, hem tevehhüm, hem tasavvur, hem tefekkür, tasdik-i aklîden ve iz'ân-ı kalbîden ayrıdırlar, başkadırlar. Onlar bir derece serbesttirler. Cüz-ü ihtiyariyeyi pek dinlemiyorlar. Teklif-i dinî altına çok giremiyorlar. Tasdik ve iz'an öyle değiller. Bir mizana tâbidirler.”(1)

Üstad Hazretlerinin bu ifadeleri meseleyi gayet açık ve net bir şekilde izah etmektedir. İnsanın aklından ve hayalinden geçen vesvese ya da vehimler, onu mesuliyet altına almaz hatta imanın katiliğine de bir zarar vermez.

Bu vehim kuvvetini kontrol altına almak, tamamen susturmak ya da fıtrattan söküp atmak mümkün değildir. Zira bu gibi cihazlar, insanın manen terakki etmesi için imtihan gereği verilmişlerdir ve ölene kadar devam edecektir. Bu gibi cihazları idare altına almak, onların mahiyetini bilmekle, vehimlerin ve vesveselerin şeriatça hükümsüz olduklarını anlamakla mümkündür. Üstad Hazretleri bunun çaresini şöyle izah ediyor:

"EY MARAZ-I VESVESE İLE MÜPTELÂ! Biliyor musun, vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür; küçük görsen küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder; havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir; mahiyetini bilsen, onu tanısan, gider."

"Öyleyse, şu musibetli vesvesenin aksâm-ı kesiresinden kesîrü'l-vuku olan yalnız beş vechini beyan edeceğim; belki sana ve bana şifa olur. Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tard eder. Tanımazsan gelir, tanısan gider."(2)

Netice olarak, vesvesenin mahiyeti bilindiğinde onun zararlı olmadığı anlaşılır.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Birinci Söz, İkinci Makam.
(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...