"Lafz-ı mücessem" kavramını örnekle açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Şu varlık aleminin ilim ve hikmetle adeta kaynaştığını hepimiz biliyor ve görüyoruz. Göz hakkında kütüphaneler dolusu kitap yazılmış olması, gözdeki mânâ zenginliğinin en güzel bir ifadesi olduğu gibi, o kitaplar da sanki gözde kendini okutan ilmin kitaplaşmış hali gibidir.

Göz, kâinat kitabından sadece bir kelime yahut bir harftir. Onun penceresinden âleme baktığımızda her şeyin bir lafz-ı mücessem, yani cisim giymiş bir söz, mânâ dolu bir kelime olduğunu daha rahat görebilir ve okuyabiliriz.

Cisim denilince aklımıza hemen onun efendisi olan ruh gelir. Her bir sanat eserinin ifade ettiği mânâlar onun ruhu gibidir. “Çok mânâlı” ifadesi, bizi böyle bir yaklaşıma götürür. Öte yandan, bu mânâların ne olduğu sorusunun cevabı ise cümlenin devamında şöylece belirlenir: Sâni-i Zülcelâl’in esmâsı; yani, o eserde tecelli eden İlâhî isimler.

Bu noktada bir başka hakikat dersini hatırlıyoruz:

“Her eser-i Samedanî, bir mektub gibi, bir Sâni’-i Zülcelal’in esmasını bildirir. Nakıştan mânâya geçsen, esma yoluyla Müsemmayı bulursun.”(Sözler, On Yedinci Söz)

Bir meyveyi düşünelim. Onda Hâlık, Musavvir, Müzeyyin, Rezzak, Kerîm gibi nice isimleri okuyabiliriz. Bu isimler onda okunduğuna göre, o meyve bir surettir, bu isimler ise onun mânâları gibidir. Sanki bu isimlerin tecellileri cisimleşmiş de o meyve vücut bulmuştur. Günümüzde, mânâların cisim giymelerinin bazı küçük misallerini insanoğlu da, Allah’ın izniyle yakalamış bulunuyor.

Bir teyp bandı, bir disket yahut bir CD ne kadar mânâ taşıyorlar! Bir ömrün mahsulü olan binlerce sayfalık eserleri ince bir levhaya yerleştirebiliyorsunuz. O küçük levhayı, bilgisayardan habersiz birisine verseniz hiçbir şey anlamaz. Buna yirmi kitap kaydedilmiş deseniz aklına sığıştıramaz. Ama bir başkası, CD’yi bilgisayarına yerleştirir ve ondaki bütün mânâları ekranda, bir bakıma, seyreder.

Bu kâinat ve içindeki her varlık da kitaplar dolusu ilim ve hikmet yüklüdür.

"Masnuatta hiçbir eser yok ki, çok mânâlı bir lâfz-ı mücessem olmasın, Sâni-i Zülcelâl’in çok esmâsını okutturmasın." Sözler

Lafız ve mâna... Biri ceset, diğeri ruh gibi.

Her varlığın maddesi onun lafzı, onda tecelli eden isimler ise mânası hükmünde. Lafız mâna için olduğu gibi, mahlukat da esmâ içindir.

Lafz-ı mücessem, "cisimleşmiş lafız," "cisim giymiş bir söz" demek oluyor ve bu ifade ile kâinattaki her eserin sayısız denecek kadar çok mânalar, hikmetler taşıdığı ders veriliyor.

Varlıkların her birinde bir çok ilâhî isim tecelli etmektedir ve bu isimlerin taşıdığı mânalar o kadar çoktur ki, sanki bu mânalar cisimleşmiş de o varlık meydana gelmiştir.

Yine Nur Külliyatından Mesnevî-i Nuriyede, insan için "Tecessüd etmiş bir ilm-i muhtardır," cümlesi geçer. Yani insanın her organı, her hücresi, her duygusu nice hikmetler taşımakta ve onun öylece yaratılması ilâhî iradeyi açıkça göstermektedir. Bu gerçek o derece açık ve seçiktir ki, sanki, ilim ve iradenin bir cilvesi cisimleşmiş de o insan vücuda gelmiştir.

Bu kâinat için "mücessem bir kitab-ı Sübhanî," insan için, "mücessem bir hikmet-i nakkaşe," "incimad etmiş bir kudret-i basîre," denilmesi de bu mânadadır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...