Block title
Block content

Lâkin bir kısmı icadî bir nescdir. Bir kısmı da tecellîyata bir nakıştır. Felâsifenin dalâletince, icad ile nakış birdir. Ve o dükkân sahibi de mûcib-i bizzattır.. Cümlesini açar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad burada felsefecilerin uluhiyet hakikatına bakışlarının yanlışlığını vurguluyor. Onlar Allah’ı sadece Vacib’ul Vücud (yani aklen varlığının kabulü zorunlu olan zat) ünvanıyla tanıyorlar. Her şeyi var eden, her şeyin ilk sebebi sıfatlarıyla tasavvur ediyorlar. Fakat yanlış olarak Allah’ın irade ve ihtiyarını reddediyorlar. Yani varlıkları var etmeyi onun zorunlu bir fonksiyonu gibi görüyorlar, “güneş için ışık verme zorunluluğu neyse, Allah için de mümkünatı var etme odur” diyorlar.

Üstad yukarıdaki ifadelerinde varlık alemini “icadî bir nesc” ve "tecelliyata bir nakış” olarak ikiye ayırıyor. Mesela bir halıyı imal etmek için ipler ve iplerden halı yapan bir ustaya ihtiyaç kaçınılmaz. Yani halı olup ta ustasının olmaması imkansızdır (yani ustanın varlığı zorunludur). Fakat sadece halı değil halının üzerindeki harika nakışlar da ustayı gösterir.

Binlerce halının her birinin varlığı ayrı ayrı ustanın varlığının kabulünün zorunlu olduğunu gösterdiği gibi, birbirine benzemeyen ayrı ayrı harika nakışlar da, o ustanın varlığının yanında, irade ve ihtiyarının da zorunlu olduğunu gösterir. Bir başka misalle bakarsak, balmumunun kendisi bir imalatçıyı gösterirse de, o bal mumuna verilmiş muhteşem bir şekil çok daha kuvvetli bir şekilde bir nakışçısını gösterir.

Bir de defalarca bozup yeni yeni muhteşem şekiller veriliyorsa bu irade ve ihtiyar sahibi nakışçısına işaret daha kuvvetli bir hal alır.

Aynı şekilde kâinat kendini var edeni gösterdiği gibi, her mevsim ortaya konan birbirine benzemez harika şekil, nakış ve terkipler O’nun irade ve ihtiyarını şüpheye yer bırakmayacak bir açıklıkla göstermektedir. Üstad bunu Otuzuncu Söz’de şöylece özetlemektedir:

Felâsifenin bir taifesi, Cenâb-ı Hakka "mûcib-i bizzat" demişler, ihtiyarını nefyetmişler, ihtiyarını ispat eden bütün kâinatın nihayetsiz şehadetlerini tekzip etmişler. Feyâ sübhanallah! Şu kâinatta zerreden şemse kadar bütün mevcudat, taayyünatlarıyla, intizamatıyla, hikmetleriyle, mizanlarıyla Sâniin ihtiyarını gösterdikleri halde, şu kör olası felsefenin gözü görmüyor!”

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...