Block title
Block content

"Lâkin, eğer çendan telâhuku efkâr bu kısm-ı sâninin mahiyetini tağyir ve tekmil ve tezyid edemezse de, burhanların mesleklerine vuzuh ve zuhur ve kuvvet verir." cümlesini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Bu kıyasa binaen fünunun bir kısmı, büyük taşın kaldırılması gibi teavüne muhtaçtır. Bunların ekserisi, ulûm-u maddiyedendir. Diğer bir kısmı ikinci misale benzer. Tekemmülü def'î, yahut def'î gibi olur. Bu ise, ağlebi mâneviyat veya ulûm-u İlâhiyedendir. Lâkin, eğer çendan telâhuku efkâr bu kısm-ı sâninin mahiyetini tağyir ve tekmil ve tezyid edemezse de, burhanların mesleklerine vuzuh ve zuhur ve kuvvet verir."(1)

Maddi ilimler fen ilimleridir ki, bu ilimleri öğrenmek ve talim etmek ancak dayanışma ve yardımlaşma ile olur. Mesela tıp maddi bir ilimdir, bu ilmin bugünkü seviyeye gelmesinde binlerce insanın katkı ve emeği vardır. Ve bu ilmi öğrenip üzerinde uzman olmak zaman ve emek ister. Bir göz doktorunun en az on beş yıl tahsilde bulunması gibi.

Üstad Hazretleri maddi ilimlerin bu cihetini bir taşın kaldırılması ile ifade ediyor. Malum taşı kaldırırken ne kadar el olursa o kadar kolay olur. Yani maddi ilimler insanlığın ortak akıl ve ortak emeğinin bir neticesidir ve bunu elde etmek, için insan başkaların yardım ve emeğine muhtaçtır.

Manevi ilimlerde ise durum tersinedir. Bu cihetle maddi ilimler ile manevi makamları kıyaslamak yanlış olur. Zira maddi ilimler yukarıda da bir nebze değindiğimiz gibi, tekamül kanunu gereği zaman ve müddetle ve insanların kolektif aklı ile elde edilen bir sahadır. Yani peyderpey gelişir ve büyür. Ama manevi makamlarda bu şart yoktur,  bir anda veya kısa bir müddet için insan yüksek makamları elde edebilir. Sahabelerin Peygamber Efendimizin (asv) bir dakika sohbeti ile en yüksek makamlara ulaşması meselemize işaret eder. Üstad Hazretleri  manevi ilimlerde tekemmül ve terakki defi ve ani olarak gerçekleşir, diyerek bu inceliğe işaret ediyor.

Burada kolektif aklın, zaman ve müddetin bir faydası ve tesiri yoktur, bir ile bin aynı hükmündedir. Manevi ilimler ya da manevi alanda tekemmül etmek, dar bir delikten geçmek ya da hendekten atlamak gibidir ki, burada insanların yardımının ve kolektif aklının tesiri ve yardımı söz konusu değildir. İnsan bu sahada kendi irade ve duyguları ile baş başadır.

"... Lâkin, eğer çendan telâhuku efkâr bu kısm-ı sâninin mahiyetini tağyir ve tekmil ve tezyid edemezse de, burhanların mesleklerine vuzuh ve zuhur ve kuvvet verir."

Maddi ilimler maneviyatın gelişmesinde ve çoğalmasında fazla bir etkiye sahip  olmasa da, maneviyatın ispatı hususunda getirilen delillerin açık hale gelmesinde ve parlamasına bir hizmeti bulunmaktadır.

Mesela bir doktorun dünya çapında bir doktor olması, doktorlukta çok derin bir ilme sahip olması, manevi alanda da dünya çapında olmasını ve manevi bir derinliğe sahip olmasını gerektirmez. Lakin tıp ilminin çok gelişmesi tevhide getirilen delillerin parlamasında ve açığa kavuşmasında bir etkiye sahip olması da göz ardı edilemez. Bugün  gözün içindeki çok hikmetlerin tıp tarafından tespit edilmesi, gözün tesadüfen oluşmasının imkansızlığını göstermesi açısından tevhide getirilen delile bir vuzuh ve zuhur vermektir.

Özet olarak, bu cümlede  ortak aklın mahsulü olan  fen ilimleri tevhidi ve imanı doğrudan etkilemese de dolaylı bir şekilde tevhidin delillerini parlak ve sağlam yapabilir denilmek isteniyor.

(1) bk. Muhakemat, Birici Makale (Unsuru'l-Hakikat)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...