Block title
Block content

Latin harfleri ile Risale-i Nur hizmeti yapmak, okumak, yazmak bidat mıdır, bu konuda Üstad ne diyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hz. Ali (r.a.) huruf-u ecnebiyi İslâmlar içinde cebren kabul ettirmek hadisesi ile ulemaü's-su'un bid'alara yardımlarından teessüfle bahsedip bu iki hadise ortasında irşadkârane bazılarından bahsediyor ki, o Sekine olan İsm-i Âzamla ecnebi hurufuna karşı mukabele ediyor. Hem ulemaü's-su'a muhalefet ediyor. İşte bu zamanda o adamlar Risale-i Nur şakirtleri ve naşirleri oldukları şüphesizdir. Çünkü onlardır ki hatt-ı Kur'ân'ı muhafaza ediyorlar ve bid'akâr bir kısım ulemalara karşı da mukavemet ediyorlar."

"O bid'alar ve acemî ve ecnebi hurufunun intişarı zamanı olan o ahirzamanın fena adamları bir kısım ülemaü's-su'dur ki; hırs sebebiyle batınlarını haramla doldurmak için bid'alara yardım ve fetva verenlerdir."(1)

Üstad Hazretleri bu ifadelerinde Latin harflerini bidat olarak değerlendiriyor. Harf  inkılabının yapılış gayesi İslam ve  Osmanlı medeniyeti ile yeni kurulan rejimin bağlarının koparılmasıdır. Yani yeni rejim halkı planlı bir şekilde geçmişinden uzaklaştırıp batı medeniyetine yanaştırmaya çalışmıştır. Harf inkılabı da bu planın bir parçasıdır. Tarihte hiçbir İslam toplumu Kur’an hattını terk etmemiştir. Bu insanlık tarihinde de pek görülmüş bir şey değildir. Dil ile hat farklı şeylerdir. İnsanın dilini muhafaza etmek istemesini anlamak mümkündür, lakin hattı terk etmenin hiçbir bilimsel bir mantığı yoktur. Demek Kur’an hattı kasıtlı ve planlı bir şekilde değiştiriliyor ise bunun arkasında başka şeyler aramak gerekir.

Ama Latin harfleri umumi bir belvadır. Umum-i belva, insanların genelinde görünen ve yaygın olan bir sorun bir müşkilat demektir. Latin harfleri de umumi bir belva ve bela olmasından dolayı Latince Risale-i Nurlara Üstad Hazretleri cevaz vermiş. Hattı Kur’an’ı muhafaza etmek Risale-i Nurların asli bir vazifesidir; Latin harflere müsaade ve ruhsat ise geçici ve arizi bir durumdur. Bu durumun müddeti ise insanların ekseri olarak hattı Kur’an’a yönelmesidir ki bu halihazırda pek mümkün görünmüyor. Öyle ise Üstad'ın vermiş olduğu ruhsat halen devam ediyor ve etmektedir.

Bunu Üstadımızın tatbikatında da görmek mümkündür. Üstadımız Arapça bilenlerin az oluşu nedeniyle bir zamanlar Arapça kaleme aldığı Tabiat Risalesini sonra Türkçe olarak neşrediyor. Tabiat Risalesi'nin başında Üstadımız bu olayı şöyle aktarıyor:

"1338’de Ankara’ya gittim. İslâm ordusunun Yunan’a galebesinden neşe alan ehl-i imanın kuvvetli efkârı içinde, gayet müthiş bir zındıka fikri, içine girmek ve bozmak ve zehirlendirmek için dessasane çalıştığını gördüm. Eyvah dedim, bu ejderha imanın erkânına ilişecek! O vakit, şu âyet-i kerîme bedahet derecesinde vücud ve vahdaniyeti ifham ettiği cihetle ondan istimdad edip, o zındıkanın başını dağıtacak derecede Kur’an-ı Hakîm’den alınan kuvvetli bir bürhanı, Arabî risalesinde yazdım. Ankara’da, Yeni Gün Matbaasında tabettirmiştim. Fakat maatteessüf Arabî bilen az ve ehemmiyetle bakanlar da nadir olmakla beraber, gayet muhtasar ve mücmel bir surette o kuvvetli bürhan tesirini göstermedi. Maatteessüf, o dinsizlik fikri hem inkişaf etti hem kuvvet buldu. Bilmecburiye, o bürhanı Türkçe olarak bir derece beyan edeceğim." (Lem'alar, Yirmi Üçüncü Lem'a)

Zaruretler nasıl haramı helale çeviriyor ise umum insanların Kur’an hattını bilmemeleri de bir zaruret durumuna gelmesinden dolayı bu bidata cevaz ve ruhsat verilmiştir; yoksa tasvip edilmiş değildir. Bu noktadan bakacak olursak her iki hüküm arasında bir çelişki ve tenakuz yoktur. Asıl vazife imanı kurtarmaktır, hattı Kur’an bu vazifenin yanında ikinci ve üçüncü derecede kalır.

Şayet Latince harflere müsaade olmasa idi çokları imanını kaybedecekti. Üstad Hazretleri bu büyük hayır için küçük şerre müsaade etmiştir. Meseleye bu yönden bakmak gerekir.

Zaten iman hizmeti dolaylı olarak hatt-ı Kur’an’a hizmet ediyor. Yani Latin harfle yazılmış Risale-i Nurlar sayesinde kişi önce imanını kazanıyor, sonra da bidatlara karşı şuur kazanıyor; belki şartların müsaadesizliği yüzünden Latin harf okumak zorunda kalıyor, lakin uzun vadade durum aksinedir. Yani ileride inşallah hatt-ı Kur’an yeniden ihya olunacaktır.

Üstad Hazretlerinin Latin harflere müsaade eden beyanı şu şekildedir:

"Risale-i Nur'un bir vazifesi huruf-u Kur'âniyeyi muhafaza olduğundan yeni hurufa zaruret derecesinde inşaallah müsaade olur."(2)

"İkinci sebep: Risale-i Nur'un mühim bir vazifesi, âlem-i İslâmın ekseriyet-i mutlakasının yazısı ve hattı olan huruf-u Arabiyeyi muhafaza etmek olduğundan, tab' yoluyla işe girişilse, şimdi ekser halk yalnız yeni hurufu bildikleri için, en çok risaleleri yeni hurufla tab etmek lâzım gelecek. Bu ise, Risale-i Nur'un yeni hurufa bir fetvası olup şakirtleri de o kolay yazıyı tercih etmeye sebep olur. Onun için, şimdiye kadar pek çok müstehak ve lâyık iken, Risale-i Nur'a serbestiyet verilmemişti. Lillâhilhamd, şimdi hakikatlerinin kuvvetiyle serbestiyeti kazandı. Hattâ eski harfle tab' yasak iken, Âyetü'l-Kübrâ'yı bize teslim ettirip bir keramet-i ekber gösterdi."

"Biz şimdi gayet mühim ve herkese lâzım Meyve ile Hüccetü'l-Bâliğa'yı ikisi bir cilt olarak yeni hurufla tab etmek için Tahirî ile İstanbul'a gönderdim. Yalnız Meyve'nin Onuncu ve On Birinci Meselelerini vakit bulamayıp tashihsiz ona verdim. Şayet tab edilse, o iki meseleyi tam tashih edip ona gönderirsiniz."

"Hem o iki risale, dahilde, ya hariçte, âşikâre veya gizli, İstanbul'da veya dışarıda eski harflerle tab etmek lâzımdır."(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Sikke-i Tasdik-i Gaybî, On Sekizinci Lem'a.

(2) bk. Kastamonu Lahikası, (130. Mektup, Haşiye)

(3) bk. Emirdağ Lâhikası-I,  (49. Mektup)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Vbdestabe
Maslahatı Umumiye Maslahati Hususiye her zaman tercih edilir. Lakin kendini risale-i nurda geliştirmek isteyenler hurufu arabiyeyi öğrenip risalelerin orjinallerini okursa muhakakki güzel bir terakki elde edecektir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
naim97001
"Risale-i Nur'un bir vazifesi huruf-u Kur'âniyeyi muhafaza olduğundan yeni hurufa zaruret derecesinde inşaallah müsaade olur."(2) Üstadın bu cümlesinden anlaşılıyorki eserlerin hepsine latince için izin verilmemiş. Zaruret derecesinde dediğine göre zaruret geçtikten sonra biter manasındadır. şimdi Osmanlıca eser basmak serbest ve devlet imkanıyla bu yazı öğretildiğine göre bu zaruret miktarının bitmiş olması lazım değilmi.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Bizim kanaatimize göre zaruret ve umumi belva halen devam etmektedir. Belki Nur talebelerinin Osmanlıca öğrenmesi ve hususi okumasında onu takip etmesi bir vazife olabilir ama genel anlamda Risalelerin katiyetle Osmanlıca basılması toplumun durumu açısından mümkün görünmüyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
fakirullah

Üstad Hz(RA) vefatından önce külliyatın son halini görmüş, yapacağı tashihleri yapmış ve son tasdik ettiği halini –ki Latin hurufludur- göstererek sevinerek, kitapların basılmasına son derece memnun olarak bizlere bırakmıştır. Şu anda varis olan ağabeyler bu son orijinal halini ve Osmanlıca orijinal nüshaları da muhafaza etmektedirler. Elhasıl Latin hurufa ihtiyaç ve cevaz-ı şer'i bitecek olsa Üstad Hz.(RA) bunu vasiyetname veya son dönem mektuplarında ifade ederdi. Kardeşlerim, huruf-u Kur'an'a müsaade çıkar çıkmaz latin huruflu külliyatın basımını durdurup huruf-u Kur'an ile basacaksınız,, şeklinde bir yönlendirmesi olurdu. Mısır'ın başına ne geleceğini 50 sene önceden gören Üstadımız, eğer lüzum olsa mutlaka hizmet-i nuriyeye taalluk eden bu konuda bize de bir tavsiye bırakırdı. Ancak külliyatta ve varislerin takip ettikleri hizmet akışında bu tarz bir yönlendirme görülmüyor.
Hatt-ı Kur’an’ı muhafaza nur talebesinin çok önemli bir vazifesidir. Çünkü harf demek, yazı, mana, maneviyat, geçmişle köprü, tarih, an’ane-i İslamiyyeyi ihya gibi pek çok mana ve fonksiyonu bize getirmektedir. Allah ebeden razı olsun yazıcı kardeşlerimiz bu vazifeyi güzel yapmakta, Kur’an ve Osmanlıca ile ilgili çalışmalarından hepimiz istifade etmekteyiz. Lakin tüm hizmeti yazmaya bina etmek, külliyatta gösterilen hizmet anlayış ve fiiliyatına zıd bir anlayıştır. Çünkü:
“Zannederim ki, hakaik-i âliye-i imaniyeyi tamamıyla Risale-i Nur ihata etmiş, başka yerlerde aramaya lüzum yok. Yalnız bazan izah ve tafsile muhtaç kalmış. Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşâallah vazifeniz şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşr ve talim ile, belki Yirmibeşinci ve Otuzikinci mektubları te'lif ile ve Dokuzuncu Şua'ın Dokuz Makamını tekmil ile ve Risale-i Nur'u tanzim ve tertib ve tefsir ve tashih ile devam edecek. Risale-i Nur'un samimî, hâlis şakirdlerinin heyet-i mecmuasının kuvvet-i ihlasından ve tesanüdünden süzülen ve tezahür eden bir şahs-ı manevî, bâki ve muktedir bir kuvvet-i zahrdır, bir rehberdir.” Barla Lahikası ( 372 )
Burada denildiği gibi vazifemiz: şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşr ve talim ile, bazı makamları telif ve tekmil ile, Risale-i Nur'u tanzim ve tertib ve tefsir ve tashih ile devam edecek. Yani buradan neşr vazifesinde külliyatın neşrine devam manası hedef olarak gösterilmiş diye anlarız. Burada hem Osmanlıca hem de Latin huruf ile neşr vazifesi vardır. Lakin neşriyatın dışında daha 11 tane, çok ehemmiyetli vazife var. Her vazifeyi de tutup kaldıran farklı meşrebde, fıtratta, incelikte kardeşler, gruplar var. Bunların hepsi buradaki yönlendirmeden nebean ettiği için haktır, bihakkın doğrudur ve MUTLAKA gereklidir çünkü Üstad Hz.(RA) böyle söylüyor. 12 vazifeyi tek bir Osmanlıca yazma/okumaya indirmek istikametli bir yaklaşım olmaz.
Bu hususun bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum, ta ki yakın zamanda yazıcı kardeşlerden ayrılan bir kardeşimizin anlattıklarını dinleyene kadar..
Elhasıl: vazifeleri kendi meşrebimizinkine hasretmemek, vasiyetnamede çok defa ismi geçen varis ağabeylere karşı eşit mesafeli durmak gibi noktalara hepimizin dikkat etmemiz lazım. İnşallah külliyatı kendi bütünlüğü içinde okuruz ve düsturlarla hareket ederiz. Yoksa bir şahs-ı manevi hizmeti olan nur talebeliğini, eksik anlayışlara bina edip ziyana düşmemiz şeytanı sevindiren, üzücü bir durum olur.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
12 vazifenin hangisi kuran harfiyle olmuyor acaba.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
hamditas
Yazıcı Cemaati, medreseye yeni gelen bir çocuğa veya vatandaşa, al şu Osmanlıca risaleyi oku diyor gibi yanlış bir anlaşılma var, yazıcı cemaati medreseye yeni gelen bir insana ilk önce Osmanlıca okumayı öğretiyor, ondan sonra osmanlıca risale veriyor ve medresede risale-i nur dersi yapan abi de, osmanlıca risale-i nurdan ders yaparak anlatıyor, risale-i nuru aslından okumak daha istifadeli ve daha feyizli
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
hamditas kardeşin dediği gibi osmanlıca kursları açıyorlar osmanlıca dersler veriyorlar yeterki osmanlıca istensin, yeterki risale-i nuru osmanlıca okumak istensin.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...