Block title
Block content

LEZZET-İ MUKADDESE

 
Mukaddes; “noksan ve kusurdan uzak, temiz ve pak, takdis edilmiş olan” mânâlarına geliyor. Kutsî de aynı mânâ için kullanılır. Şu var ki, kutsîde mensubiyet, yani ait olma mânâsı esastır.

Cenâb-ı Hakk’ın zâtı ve sıfatları gibi şuunatı da mukaddestir, noksan ve kusurdan münezzehtir. Bu şuunattan birisi de lezzet-i mukaddese dir.

Allah’ın, meselâ, bir kuluna merhamet etmekte, yahut bir işi icra buyurmakta kendi zâtına has bir lezzet-i mukaddesesi vardır. Bu kudsî lezzet, mahlukat âlemindeki hiçbir lezzetle mukayese edilemez; onların hiçbirine benzemez, hepsinden mukaddestir, münezzehtir.

Risale-i Nur’da geçen bu ifadeyi şöyle değerlendirmek gerekir:
Allah’ın zâtı vaciptir, mahlukatınki ise mümkindir. Allah Kadîm ve Bâkidir, mahlukat ise hâdis ve fanidir. Allah’ın bütün sıfatları sonsuz ve mutlaktır, mahlukatın sıfatları ise sınırlı ve kayıtlıdır. O hâlde, mahluk, mümkin, hadis, fani olan insan, Allah’ın zâtı ve sıfatları gibi, şuunatı hakkında da kendi kayıtlı mahiyetinin elverdiği ölçüde bir şeyler düşünebilir. Ama çok iyi bilir ki, bu düşünceleri Allah’ın şuunatını anlamakta ölçü olamaz, onları aksettirmekten çok uzaktır. Ve Allah’ın kudsî şuunatı insanın anlayışından sonsuz derece munezzeh ve mukaddestir.

Bal yapan arı, yuvasını ören bülbül, ağını dokuyan örümcek ve eserini kaleme alan bir âlim ayrı ayrı ve birbirinden çok farklı lezzetler alırlar. Âlimin ilim öğretmekten aldığı lezzeti bülbüle, örümceğe yahut arıya anlatmaya kalkışsanız şöyle demekten başka bir yol bulamazsınız:

“O lezzet sizin anladığınız cinsten bir lezzet değildir, bunların hepsinden başka, hepsinden münezzeh ve mukaddestir.”

İkisi de mahluk oldukları hâlde, insanla, meselâ, arının aldıkları lezzetler arasında bu kadar büyük bir fark bulunursa, Rabbimizin bir İlâhî icraatındaki lezzet-i mukaddesesini kendi his ve zevk ettiğimiz lezzetleri ölçü alarak anlamamız elbette mümkün olamayacaktır.

Nurlarda geçen, “muhabbet-i münezzehe, şevk-i mukaddes, sürur-u mukaddes, memnuniyet-i mukaddese, iftihar-ı mukaddes” gibi tabirleri de bu mânâda değerlendirmek gerekir.

Paylaş
Yükleniyor...