Lisan-ı hal ve kal ile; dergah-ı rububiyete karşı ubudiyet nasıl ilan edilebilir? Dördüncü emri izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan Allah’ın kuludur. Kulun görevi ubudiyettir, kulluk yapmaktır. Namazda insan hem hal diliyle (Allah’ın emrettiği yöne dönerek, O’nun huzurunda el bağlayarak, rükûa gidip secdeye kapanarak, selam vererek); hem de kal diliyle (Kur’an surelerini ve diğer mukaddes kelamları namaz boyunca okuyarak) ibadet görevini yerine getirir.

Tekbir getirmekle Allah’ın büyüklüğünü ve azametini diliyle ifade ederken, rükûa varması ve secdeye kapanması bu noktada çok manalıdır.

Namazda ve diğer ibadetlerde hal ile kali (sözü) birleştiren insan, namaz dışındaki sosyal hayatında da aynı manayı devam ettirmeli, bir kul olarak bütün işlerini meşru dairede yapmaya özen göstermelidir. Onu gören kimsenin aklına “İslam ahlâkı” gelmelidir.

Bilindiği gibi, minareyi gören kimsenin zihninde “ezan” canlanır. Bu ise, minarenin hal dili ile ezan okuması demektir. Ezan okunduğunda ise “hal dili ile kal dili” birleşmiş olur.

Evet, insanın en büyük vazifelerinden biri de dergâh-ı rububiyete karşı lisanıhâl ve lisanıkâl ile ubudiyetini ilan etmektir.

Dua iki kısma ayrılır. Birincisi bizlerin bildiği, dil ile yapılan duadır ki buna “lisanıkâl” denilir. İkincisi ise hâl lisanı ile yapılan duadır ki buna da “lisanıhâl” denilir. Hâl dili ile yapılan dualar da üçe ayrılır:

1. İhtiyaç lisanı ile yapılan dualar: Mesela bir çiftçinin toprağı kazması, ihtiyaç lisanı ile yapılan bir duadır. Çifti o hâli ile ihtiyacını Allah’a arz eder. Yine bir kuşun kanat için, bir balığın yüzgeç için, bir ağacın yaprak ve meyve için yaptığı bütün hâlî dualar, lisanıihtiyaç ile yapılan dualardır.

2. İstidat, yani kabiliyet lisanı ile yapılan dualar: Bir yumurtanın kuş olabilmek için, bir tohumun çiçek olabilmek için ve bir çekirdeğin ağaç olabilmek için yaptığı hâlî dualar, kabiliyet lisanı ile yapılan dualara misaldir.

3. Izdırar, yani zorda kalmanın lisan-ı hâli ile yapılan dualar: Bütün ümitlerin kesildiği, bütün sebeplerin sükût ettiği, bütün umutların kaybolduğu ve son derece sıkıntılı anlarda hâl lisanı ile yapılan dualardır. Bu durumlarda kişi âdeta hâli ile yalvarmakta ve bir çıkış yolu istemektedir. Burası için Birinci Lema’da anlatılan Hz. Yunus (a.s.)’ın kıssası mütalaa edilebilir.

Demek dua ikiye ayrılıyor: Lisanıkâl ve lisanıhâl. Lisanıhâl de kendi arasında üçe ayrılıyor: Lisanıihtiyaç, lisanıistidat ve lisanıızdırar.

İnsanın vazifesi ise hem kâl lisanıyla hem de hâl lisanı ile Allah’a yalvarmak ve ona ibadet edip kulluk etmektir.

Cenab-ı Mevla bizleri, kulluğun şuuruna ulaşan bahtiyarlar zümresine dâhil eylesin. Âmin!

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yükleniyor...