Block title
Block content

"Maddenin gayesi ve meyvesi ise, dediğimiz gibi, kısacık bir ömürde, hayvânâtın en âcizi ve en muhtacı ve en kederlisi olduğu bir halde, yalnız cüz'î bir hayat geçirmektir. Sonra tefessüh eder, gider. İşte, küfür böyle mahiyet-i insaniyeyi yıkar,.." izah?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Eğer kat-ı intisaptan ibaret olan küfür, insanın içine girse, o vakit bütün o mânidar nukuş-u esmâ-i İlâhiye karanlığa düşer, okunmaz. Zira, Sâni unutulsa, Sânie müteveccih mânevî cihetler de anlaşılmaz, adeta baş aşağı düşer. O mânidar âli san'atların ve mânevî âli nakışların çoğu gizlenir. Bâki kalan ve gözle görülen bir kısmı ise, süflî esbaba ve tabiata ve tesadüfe verilip, nihayet sukut eder. Herbiri birer parlak elmas iken, birer sönük şişe olurlar. Ehemmiyeti yalnız madde-i hayvaniyeye bakar. Maddenin gayesi ve meyvesi ise, dediğimiz gibi, kısacık bir ömürde, hayvânâtın en âcizi ve en muhtacı ve en kederlisi olduğu bir halde, yalnız cüz'î bir hayat geçirmektir. Sonra tefessüh eder, gider. İşte, küfür böyle mahiyet-i insaniyeyi yıkar, elmastan kömüre kalb eder."(1)

İman ve hidayet, insanın, iradesi ile kabul ettikten sonra, Allah tarafından kalbe indirilen bir nur bir ışıktır. İnsan bu ışık ve nur sayesinde bütün alemler üzerinde tecelli eden Allah’ın isim ve sıfatlarının nakışlarını okur. Bu ışık sayesinde kainatın sırlarını keşfeder. Tıpkı karanlık bir mahzende ışıkların yanması ile eşyanın görülmesi ve karanlığın gitmesi ile eşyanın gözden kaybolması gibi. İnsan küfür ve dalalet karanlığında iken, iradesinin sarfından sonra gelen iman ve hidayet nuru ile bütün alemi ve kainatı aydınlanıyor. İşte o alemleri aydınlatan ve kainatı ışıklandıran ve her şeyin sırrını çözdüren şey iman ve hidayettir.

 Bu hidayet ve iman insanda olmaz ise, yani küfür insanın alemini kaplar ise, kainat ve içindeki eşya manasız ve abes bir meta haline dönüşür. Allah’ın varlığına ve isimlerine işaret eden milyonlarca delil, insanın aleminde söner gider.

 Mesela, bir elmanın kendi nefsine olan işareti bir ise, sanatkarı olan Allah’a işareti yüz bindir. Küfür, elmanın Allah’a olan bu yüz bin işaret ve delaletini yok edip, sadece nefsine bakan bir iki yüzünü gösteriyor. Bütün eşyayı aynı şekilde kıyas edecek olursak, koca kainat insan nefsine hitap eden adi ve basit bir meta haline dönüşür, diğer hikmet ve gayeleri söner gider.

Abesçi felsefenin çıkış noktası burasıdır. Yani küfür, kainat ile Allah arasındaki bağı koparttığı için, kainat boşluğa ve gayesizliğe mahkum oluyor. Mesela gözü, sadece görmeye yarayan basit bir et parçası şeklinde tarif edersen, gözdeki o nihayetsiz ilim ve hikmetler anlaşılmaz olur. Zira gözün üstündeki o nihayetsiz nakışlar ve ilimlerin hepsi, Allah’ın isim ve sıfatlarına bakıyor, onlara işaret ediyor.     

Keza, bir elmanın Allah’a işaret eden yönü, maddi ve manevi ve latif ve kesif olmak üzere iki şekildedir. Manevi ve latif yönü ancak iman ve hidayet gözlüğü ve dürbünü ile görülebilir. Mesela elmanın nimet olma ciheti Münim ve Kerim olan Allah’a bakar. Bu iki isim de ancak Allah kabul edilip de, hidayet ile nurlanıldığı zaman hissedilir. Allah’ı tanımayan birisi, bu iki manevi ismi göremez. Demek bu gibi manevi ve latif isimler ve manalar ancak iman ve hidayet ile görülebiliyor.

Bir de elmanın maddi şekil ve tasviri vardır. Bu da Allah’ın Musavvir ve Munazzım isimlerine bakıyor. Lakin bu şekil ve tasvir maddi ve kesif olduğu için, kafir bunu görüyor ve inkar edemiyor, diğer manevi cihetleri ise hiç göremiyordu. Ama bu şekil ve tasviri o isimlere değil, sebeplere havale ediyor. Yani elmanın o harika estetik şekli, şu maddenin açılımıdır diyerek, oradaki harika sanatı sebebe veriyor ve isim ve müsemmayı inkar ediyor. İşte Üstad Hazretlerinin "baki kalan ve gözle görülen kısım" dediği bu maddi ve kesif sanatlardır.

Kafirin maddi dünyası asılsız ve dayanaksızdır. Zira kafir ya da gafilin bütün sermayesi ve dünyası bulunduğu an-ı seyyaledir.  Sahip olduğu her şey bu dar ve ince zaman diliminin içine hapsolmuştur. Bu zaman dilimi ise çok hızlı bir şekilde fena ve zeval denizine dökülüyor. 

An-ı vahid, An-ı seyyale: Kelime olarak gelip geçici, az bir an ve az bir zaman anlamına geliyor. Seyyale, bir şeyin süratle geçmesine kinayedir. Yani zaman denilen şey öyle bir  süratle gelip geçiyor ki,  suyun süratle akması gibi akıp gidiyor demektir. İşte kafirin bütün sermayesi bulunduğu bu an-ı seyyaledir.  

Bu tabirlerin hepsi zaman kavramının şimdiki boyutunun darlığına ve kısalığına işaret içindir. İnsanlık, zamanın şimdiki boyutunun en alt birimi olarak saliseyi kullanıyor. Salisenin de elbette alt birimleri vardır. Onları da görebilse idik, zaman ve varlık dediğimiz şeyin ne kadar az ve dar bir alanda haps olduğunu görecektik. Zamanın bu hakikatinden ve azlığından yola çıkarak İbn-i Arabi gibi makbul zatlar, zaman ve varlık kavramını inkar sadedinde, "La mevcuda illa Hu" demişler. Yani Allah’tan başka varlık yoktur, demişlerdir.

Dünyanın süfli ve adi şeyleri peşinde koşanlar bu hakikati idrak etselerdi, gelip geçici olan bu süfli şeylere ehemmiyet vermezler ve bel bağlamazlardı.

İnsan şayet nefis ve heva cihetinden yaşayıp, ömrünü haramlarda geçirir ise, bir cihetle yokluk hesabına ve hiçlik dünyasında yaşamış demektir. Allah için olmayan bütün anlar ve saatler bir hiç ve yok hükmündedir. Sadece günahlarını ve sorumluluklarını insanın beline sararlar, bunun dışında küfür ve haram dairesi tamamen bir an-ı seyyale olup, yokluğa akıyorlar. Öyle ise bu fani ve gelip geçici maddi hayatımızı ebedi ve nurani bir şekle çevirmemiz gerekiyor ki, bunun yolu da Allah’ın hesabına ve onun razı olduğu şekilde yaşamaktır. Yani kim hayatında Allah’ın isim ve sıfatlarını yaşar ve o nurani iplere yapışır ise, o zaman bekaya ve saadet-i ebediyeye mazhar olur demektir. Allah için bir an, ebedi bir saadet vesilesidir.

Yokluk denizinden ancak nurani ipler hükmünde olan  Allah’ın nurani isimlerine yapışmak sureti ile kurtulabilinir. Yoksa küfür hesabıma yaşanılan maddi bir hayat tefessüh eder, gider.

İşte, küfür böyle mahiyet-i insaniyeyi yıkar, elmastan kömüre çevirir.

(1) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Mebhas, Birinci Nokta | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3810 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

drerkan
Risale-i nurun en parlak parçasından birisine çok güzel bir izah olmuş.Arabi'nin La mevcuda illa Hu demesine orjinal bir yaklaşım.Maşaallah.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
parağrafdaki "kısacık bir ömürde" ifadesi an-ı vahid an-ı seyyale kavramlarıyla izah edilmiş .Kafirin bütün sermayesi ve dünyası bulunduğu an-ı seyyaledir.Peki an-ı seyyale ifadesi sadece kafir için mi geçerlidir bu kavramı mümin için tatbik ettiğimzde nasıl anlayacağız(m.arabi hz.lerinin ifadesi kendisine özel değil mi )
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)
Bu sorunuzun cevabı Yirmi Altıncı Sözün Hatimesinde şöyle verilmiştir: Ey nefis! Eğer şu dünya hayatına müştaksan, mevtten kaçarsan, kat’iyen bil ki, hayat zannettiğin hâlât, yalnız bulunduğun dakikadır. O dakikadan evvel bütün zamanın ve o zaman içindeki eşya-yı dünyeviye, o dakikada meyyittir, ölmüştür. O dakikadan sonra bütün zamanın ve onun mazrufu, o dakikada ademdir, hiçtir. Demek güvendiğin hayat-ı maddiye, yalnız bir dakikadır. Hattâ bir kısım ehl-i tetkik, “bir âşiredir, belki bir ân-ı seyyâledir” demişler. İşte, şu sırdandır ki, bazı ehl-i velâyet, dünyanın, dünya cihetiyle ademine hükmetmişler. Madem böyledir. Hayat-ı maddiye-i nefsiyeyi bırak; kalb ve ruh ve sırrın derece-i hayatlarına çık, bak: Ne kadar geniş bir daire-i hayatları var! Senin için meyyit olan mazi, müstakbel, onlar için hayydır, hayattar ve mevcuttur. Ey nefsim! Madem öyledir, sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim; gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim. Hiç ender hiçim; fakat bu mevcudatı birden isterim.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Mü'min ve kafir için olan an-ı seyyale ifadesi aslında her iki grup için de hayat-ı maddiye-i nefsiyye olarak aynı iken mü'min için o an-ı seyyale hayat-ı maneviyye-i uhreviyyesi i'tibariyle (kalp,ruh ve sırrın derece-i hayatları cihetiyle)çok faklı.An-ı seyyale mü'min için milyonlar senelik (ebedi)bir hayatın genişliği mesabesinde .Aralarındaki fark şimdi inkişaf etti teşekkürler.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...