Block title
Block content

"Maddî nuranînin akisleridir. Şu akis ayn değil, fakat gayr da değil. Mahiyeti tutmuyor; fakat o nurânînin ekser hâsiyetlerine mâliktir, onun gibi hayy sayılıyor..." Temessülün aksamından ikincisini biraz daha izah edebilir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Güneş örneği, konunun başında geçen soru şıklarının hepsine ışık tutacak kadar önemli ve harikadır. Şu var ki, daha önce de belirttiğimiz gibi, bütün bunlar düşünülürken güneşin mahluk olduğu, Nur isminin kesif bir aynası olduğu, İlâhî icraatların bu aciz mahlukun işleriyle tam örtüşmesinin düşünülemeyeceği unutulmamalıdır.

Soruda geçen terimleri sırayla ele alalım:

Küllîyet-i ef’al:

İnsanın iradesi cüz’idir, yani bir anda ancak bir şey irade edebilir. Dolayısıyla da bir anda ancak bir iş yapabilir. Zira iş görme konusunda kudret iradeye tabidir; neyi irade edersek gücümüzü ona sarf ederiz.

Allah’ın iradesi küllîdir, sonsuz işleri birlikte irade eder ve yaratır. İşte bu külliyet-i ef’ale güneş bir misâl olabilmektedir. Bir anda sadece bir iş görmemekte, bütün gözlere birlikte ışık verdiği gibi, damlalarda, denizlerde yine birlikte aksetmekte, Ay’a ışık vermesi bir çiçekle ilgilenmesine engel olmamaktadır. Yani, bütün bu işleri sıra ile değil birlikte görmektedir.  

İnsanoğlu, İlâhî kudretin ayrı ayrı ve sonsuz işleri birlikte nasıl gördüğünü düşünürken kendi cüz’i iradesini ölçü almak yerine, güneşe bu nazarla baksa çok önemli mesajlar alacaktır.

“İnsanın dinlemesi, konuşması, düşünmesi cüz'î olduğu için, teakub suretiyle eşyaya taalluk ettiği gibi, himmeti de cüz'îdir. Nöbetle, eşya ile meşgul olabilir.” (İşarâtü’l-İ’caz)

Muinsiz umumiyet-i rububiyyet:

Allah’ın rububiyeti umumidir, yani her şeyi bizzat O terbiye etmiştir. Rabbü’l-Âlemîn ismi bize bu dersi vermektedir. Bu İlâhî terbiyede muinlere, yani yardımcılara yer yoktur. Zira, yardımcı diye tevehhüm edilecek her ne varsa, tümü mahlukturlar. Meselâ, meyvenin terbiyesinde ağaçlar muin değillerdir, zira onlar da  yaratılmış, terbiye edilmiş ve bu hizmetle görevlendirilmişlerdir. Meyve için ağaca ihtiyaç olmadığının en açık delili, ince bir saptan, ağaç olmaksızın,  çıkarılan karpuzlar ve kavunlardır.

İşte güneşin yaptığı işlerde hiçbir yardımcısının bulunmadığı, bütün gözlere bizzat kendisi ışık verdiği gibi, bütün eşyayı yine yardımcısız aydınlattığı ve ısıttığı, bütün bitkilerin imdadına yine bizzat kendisinin koştuğu düşünülürse, İlâhî icraatların muinsiz yapıldığına güzel bir örnek yakalanmış olur.

Şeriksiz şümûl-ü tasarrufat:

Bunun bir öncekiyle yakın ilgisi vardır. Aynı açıklamalar bunun için de geçerlidir. Şu farkla ki, birincisinde Allah’ın yardımcıya muhtaç olmadığı vurgulanırken, burada şerikinin, yani ortağının bulunmadığı nazara verilmektedir. Bilindiği gibi, ortaklık “sermaye yetersizliğinden” kaynaklanır. Allah’ın bütün sıfatları sonsuz olduğundan işlerinde şerike ihtiyacı yoktur.

Mekândan münezzehiyyetiyle her yerde hâzır bulunması:

Güneş maddî-nuranî olduğu için, maddesi itibariyle bir mekânı vardır. Ancak sıfatlarıyla her çiçeğin, her damlanın, her gözün yanındadır. Ama zatıyla bu varlıkların yanında değildir. Tam nuraniler ise Cebrail aleyhisselam misalinde olduğu gibi her şeyin yanında hazır olup, Allah’ın izniyle ve O’nun ihsan ettiği  kuvvet ve kabiliyetle  kendilerine verilen görevi yerine getirirler. Bunun en güzel bir misali de, Allah’ın “şuurlu ve harici vücut giymiş bir kanunu” olan ruhumuzun bedenimizde icra ettiği faaliyetlerdir.

Bütün bunlar, Üstadımızın tabiriyle birer “mirsad-ı tefekkür”dür (rasat etme, gözetleme aleti, dürbün). Cenâb-ı Hakk’ın zat ve sıfatlarına aynen uygulanamaz.  

Nihâyetsiz ulviyyetiyle her şeye yakın olması:

İnsanlar belli makamlara yükselmelerini sürdürürken, genellikle, sadece bir alttaki makamla temas kurar daha aşağılarla ilgilenmezler, daha doğrusu isteseler de ilgilenemezler. Mesela, bir kişi bakan oldu mu muhatabı genel müdürlerdir. Müdürlerle, memurlarla muhatap olmaz ve olamaz.

Ama güneş öyle değil. O ulviyetiyle birlikte Ay’la da temasını sürdürüyor, okyanusla da, bir kar tanesiyle  de, bir sineğin gözüyle de.

Cenâb-ı Hakk’ın da, büyük olsun küçük olsun, yarattığı her mahlukun, her şeyiyle bizzat ilgilenmesine, her ihtiyacını görmesine, rızkını vermesine güneşin bu hali bir misal olarak verilmiş oluyor.

Birliği ile her işi bizzât elinde tutması:

Bir tek güneş yardımcısı ve ortağı olmaksızın bütün işleri bizzat görmektedir. Bunun hakikate tatbikine önceki sorularda değinilmişti.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Şua | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 2100 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...