Block title
Block content

"Madem bu kadar külliyet ve vüs'at ve devam kesb edip lisan-ı istidat ve ihtiyac-ı fıtrî derecesine gelmiş. Elbette o zât-ı Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, dua neticesi olarak öyle bir makam ve mertebededir ki,.." Devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Madem bu kadar külliyet ve vüs'at ve devam kesb edip lisan-ı istidat ve ihtiyac-ı fıtrî derecesine gelmiş. Elbette o zât-ı Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, dua neticesi olarak öyle bir makam ve mertebededir ki, bütün ukul toplansa, bir akıl olsalar, o makamın hakikatini tamamıyla ihata edemezler." (1)

"Muhakkakki Allah ve melekleri Peygambere salat ederler, ey iman edenler siz de ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin." (Ahzab, 33/56)

Ayette de ifade edildiği gibi, her asırda milyonlarca Müslüman, sayısız melekler ve cinler Hazreti Peygamber Efendimize (asm) günde beş vakit dua ve salavat getiriyorlar. Bu dua ve salavatlar teraküm (birikip) edip öyle bir manevi kuvvet oluyor ki; bu kuvvetli dualar Hazreti Peygamberi çok yüksek ve yüce bir makama ulaştırıyor. Bu makamı bütün akıllar toplansa anlamakta zorluk çeker.

Peygamber Efendimiz (asm)'in makamı ve Allah katındaki mevkii, hem şu mahlukatın ve kainatın yaratılmasına bir sebep, hem de bütün ikram ve lütufların kaynağı hükmündedir ki; bu makama Makamı-ı Mahmut denilmiştir. Tabiri caiz ise; bu makam Allah’ın sonsuz lütuf ve ihsanını tahrik ediyor ve bütün nimetler bu makamın hürmetine dağıtılıyor.

Öyle ise makâm-ı mahmûd geniş ve bereketli bir sofra gibidir; bu sofranın daha da genişlemesi ve bu sofraya katılmanın yollarından birisi de salavat getirmektir.

Salavatın manası ve özü; Allah Resulüne (asm) dua edip, makam ve mevkisinin daha da genişleyip parlak bir hale gelmesi için Allah’a ricada bulunmaktır. Zira bu sofra bütün insanların ortak bir sofrasıdır. Bu sofranın genişlemesi bütün insanlık içindir. Yoksa salavat sadece Peygamber Efendimiz (asm)'in şahsi kemalatını inkişaf ettirmeye matuf bir şey değildir. Zaten Peygamber Efendimiz öyle kamusal bir hale gelmiş ki, onun kemalatı bütün inananların kemalatı demektir.

Mesela Türkiye Cumhuriyetinin başbakanı dünya gündeminde itibar kazansa, bu itibarın içinde hem kendi mevkii hem de temsil ettiği milletin mevkii itibar kazanır demektir. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz (asm)^'in kamusal sofrası olan bu makâm-ı mahmûdu biz dua ve salavatlarımızla teyit ve takviye edersek, bu hem Peygamber Efendimiz (asm) açısından hem de inananlar açısından güzel ve faydalı olur.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektub'un Birinci Zeyli.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...