Block title
Block content

"Mâdem her insan cüz'iyetten ve süfliyetten tecerrüd edip en yüksek bir makam-ı küllîye çıkamıyor, o Hâkimin küllî hitâbına bizzat muhatap olamıyor; elbette, o insanlar içinde bâzı efrâd-ı mahsusa, o vazife ile muvazzaf olacak."cümlesini açıklar mısnz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanların fıtrat ve mahiyetinde potansiyel olarak cüziyetten ve süfliyetten sıyrılıp, külli mertebe ve makamlara çıkma kabiliyeti vardır. Ama maalesef insanların ekserisi bu azim ve iradeyi ortaya koyamıyorlar. Yani dünyanın muhtelif halleri ve engelleri, insanların ekserisini cüziyette ve süfliyette hapsediyor, külliyete çıkmalarına engel teşkil ediyor. İnsanlar dünyanın adi ve basit işlerinde öyle bir fena buluyor ki, genel itibari ile  tamamen sukut ediyor.

İşte insanların kendi gayret ve akılları ile yüksek ve ali mertebeleri kat edip, hakikate vasıl olması ve hitab-ı İlahiye mazhar olması mümkün olmayacağı için, Allah bazı has kullarını seçip onlara hitap ile insanların idrak seviyesine tenezzül ediyor. O zatları huzuruna kabul edip neyden razı olup neyden razı olmayacağını onlara bildiriyor ki; bütün insanlık o cüziyet ve süfliyet içinde debelenmesin, boğulmasın.

Mesela; Türkiye genelinde bütün halkı ilgilendirecek akademik bir konferans düzenlenecek; ama konferans çok ilmi olduğu için, halkın buna iştirak etmesi ve anlaması mümkün görünmüyor. Bu sebepten dolayı konferansın sahibi olan devlet yetkilileri olanları toplayıp bilgilendiriyor; ahaliye bu meseleyi izah edecek yeterli retorik çalışmayı da yapıyor, yani ilmi verileri avami bir üsluba uyarlıyor, ta ki halk meselenin ciddiyetini anlasın ve istifade etsin. Devlet ile halk arasında akademisyenler bir köprü ve bir elçi vazifesi görüyor. 

Aynı şekilde Allah da insanlara hitap etmek için, yine insanlar içinden bazı has ve seçkin kullarını peygamber olarak seçip, onlara insanların anlayacağı mesajları bildiriyor. İnsanların ekserisi kendi başına Allah’a hitap noktasından mazhar olması imkansız olduğu için, Allah, mazhar olabilecekler ile onlara hitap ediyor.

Gözün Allah’ı ihata ile idrakten ve görmekten aciz olması, imani bir konu olup münkire hitap etmez. Allah’ı kabul etmeyen birisine, önce Allah’ın varlığı ve birliği ispat edilir. Nasıl gemi ortada yok iken, geminin bir parçasını göstermek mümkün değilse, aynı şekilde Allah’a inanmayan birisine, Allah’a dair bir meseleyi kabul ettirmek mümkün değildir. Önce ispat ondan sonra tafsili konular gelir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...