Block title
Block content

"Madem ihtiyarlık, hastalık, musibet ve her tarafta vefiyatlar o dehşetli elemi deşiyorlar ve ihtar ediyorlar. Elbette o ehl-i dalâlet ve sefahet, yüz bin lezzeti ve zevki alsa da, yine o mânevî bir cehennem kalbinde yaşar ve yakar..." İzahı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Gaflet; dikkatsizlik, vurdumduymazlık, önemli işleri bırakıp kıymetsiz şeylerle uğraşmak gibi manalara geliyor.

Üstad Hazretleri bir risalesinde,

“Gaflet, hissi iptal ediyor. Ve bu zamanda öyle bir derecede iptal-i his etmiş ki, bu elîm elemin acısını ehl-i medeniyet hissetmiyorlar.” buyurur. (Lem'alar, On Yedinci Lem’a)

Bir başka risalesinde de şu çok önemli tespite yer verir:

“Nefs-i insaniye, muaccel ve hazır bir dirhem lezzeti, müeccel, gaip bir batman lezzete tercih ettiği gibi, hazır bir tokat korkusundan, ileride bir sene azaptan daha ziyade çekinir." (Lem'alar, On Üçüncü Lem’a)

Bunun küçük bir misalini haylaz öğrencilerde görüyoruz. Bir öğrenci, sınıfta kaldığı ve  okuldan atıldığı takdirde istikbalde başına ne gibi sıkıntılar geleceğini çok iyi bilir. Ama kötü arkadaşlara uyarak yanlış yola saptığında, ders çalışmayı bırakıp eğlencelere daldığında artık onda gaflet hakim olur, bunları hiç düşünmez bile. Hele içkiye veya kumara müptela olursa, kurtuluşu iyice zorlaşır. Aklı, fikri, hayali hep haram işlerde dolaşır. Bazı sebeplerle geçici bir zaman aklı başına gelse de, doğru yola dönmesi, kötü alışkanlıklarını terk etmesi çok zor olduğundan, o pek kalın gaflet sersemliği ile gerçek görevini yine hissetmez ve aksatır.

“Muvakkaten hissetmeme” ifadesi, ya insanın gençlik dönemine bakar; zira bu dönemde insan gafletin zirvesindedir veya dünyanın geçici olması yönüyle bu ifade tüm dünya hayatına bakar.  

“Elbette o ehl-i dalâlet ve sefahet, yüz bin lezzeti ve zevki alsa da, yine o mânevî bir cehennem kalbinde yaşar ve yakar.”

İnsan aklı, gafletle, dalaletle, sefahatle Rabbini unutsa, ölümü hatırlamasa, başıboş bir varlık olamayacağı gerçeğini düşünmek istemese bile, insan vicdanı bunları o kişiye daima hatırlatır.

“Akıltatil-i eşgal etse de, nazarını ihmal etse, vicdan Sanii unutamaz. Kendi nefsini inkar etse de onu görür. Onu düşünür. Ona müteveccihtir.” (Mesnevî-i Nuriye, Nokta)

Sahipsiz, başıboş, sonu ölümle bitecek bir yolculuk yaptığına inanan insan, kendini uzun süre aldatamaz. Vicdanı onu daima rahatsız eder.

İnsan, son derece aciz bir varlık olduğu halde, bu âlemde “her şeyin onun imdadına koştuğu” gerçeğinden bir süre gaflet etse bile, aklı başına geldiğinde, bu işlerin tesadüfen olamayacağını, bu ihsanlara ve ikramlara karşı Rabbine şükretmesi gerektiğini vicdanı ona ihtar eder.

İnsan, dalalet ve sefahat yolunda binlerce zevk alsa da, imanın verdiği teslim ve tevekkül nimetinden mahrum kaldığında, kendini sahipsiz, hamisiz, her an hastalanacak, ölecek ve kabrin karanlığına gömülecek bir varlık olarak görmenin manevi elemini içinden söküp atamaz. Eğlence meclislerinde kendini bir süre oyalasa bile, yalnız başına kaldığında bu manevi elemler onu perişan eder. Çoğu insan bu elemden kurtulmanın yolunu aklını uyutmakta bulurlar. Dün içkinin, bugün ise uyuşturucunun bu kadar yaygınlaşmasının temelinde bu manevi elemler vardır. 

“Fakat hidayet ve dalâlette insanların dereceleri mütefavittir, gafletin mertebeleri de muhteliftir. Herkes her mertebede bu hakikatı tamamıyla hissedemez. Çünki gaflet, hissi ibtal ediyor. Ve bu zamanda öyle bir derecede ibtal-i his etmiş ki, bu elîm elemin acısını ehl-i medeniyet hissetmiyorlar.” (Lem'alar, On Yedinci lem'a)

 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...