Block title
Block content

"Madem ki, kudret-i ezeliye gayr-ı mütenâhiyedir, zatiyedir, zaruriyedir. Herşeyin lekesiz, perdesiz cihet-i melekûtiyeti ona müteveccihtir, ona mukabildir,.." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Madem ki, kudret-i ezeliye gayr-ı mütenâhiyedir, zatiyedir, zaruriyedir. Herşeyin lekesiz, perdesiz cihet-i melekûtiyeti ona müteveccihtir, ona mukabildir. İmkân itibarıyla mütesavi, mütevazinü't-tarafeyndir. Şeriat-ı fıtriye-i kübrâ olan nizama mutidir. Avâik ve hususiyat-ı mütenevviadan cihet-i melekûtiyet mücerrettir. Küll-ü âzam, cüz-ü asğara nispeten, kudrete karşı ziyade nazlanmaz, mukavemet etmez. Haşirde bütün zevi'l-ervah ihyası, mevt-âlûd bir nevm ile kışta uyuşmuş bir sineği baharda ihyâ ve in'âşından kudrete daha ağır olamaz."(1) 

Allah’ın kudreti sonsuz olduğu için, hiçbir sonlu varlık onu aciz ve çaresiz bırakamaz. Sonsuz kudretin karşısında her şey eşittir. Bir çiçeği yaratmak ile bir baharı yaratmak, sonsuz kudret için müsavi yani eşittir. Haliyle böyle bir kudret Allah’ın zatına ait bir kudrettir ve zatından ayrı düşünülemez; bu yüzden bu kudret Allah’ın zatına zaruri bir sıfat oluyor.

Eşyanın iki yüzü var biri mülk diğeri melekut. Mülk, eşyanın dış yüzü, yani bize görünen yüzüdür. Bu yüzde sebep sonuç ilişkisi hakimdir, yani bütün işler sebepler eli ile yapılıyor. Bu yüzde zıtlar iç içedir iyi kötü, güzel çirkin ağır hafif, büyük küçük beraber bulunuyor. Bu mülk yüzünde ve zahirde Allah'ın isim ve sıfatlarına yakışmayan hallerin olmasından dolayı, Allah araya sebepleri koymuş ki itiraz ve şikayet oraya gitsin, o çirkin şeylerle teması görünmesin. Bu eşyanın mülk yüzü bize bakan tarafında kudret açık seçik görünmüyor, araya büyük küçük ağır hafif gibi sebepler giriyor, onun için kudretin haşmeti ve mertebesiz zati olan yönü tam anlaşılmıyor.

İnsanların Allah’ın bütün kainatı yaratmasındaki kolaylıkla, bir sineğin yaratılmasındaki kolaylığın kudret nazarında aynı ve eşit olmasını idrak etmekte zorlanmasının sebebi, eşyanın bu mülk yüzündeki sebep sonuç ilişkileridir.

Ama eşyanın melekut yüzünde, yani iç yüzünde her şey şeffaf ve berrak olmasından, kudret orda sebepsiz olarak direkt temas ile iş görüyor, orada büyük ve küçük ağır ve hafif söz konusu olmadığından bir güneşin ağırlığı ile toz zerresinin ağırlığı kudret nazarında aynıdır. Zira sonsuz kudrette mertebe ve onu aciz bırakacak arızalar olmadığından, bütün her şeyin ağırlığı ile basit bir toz zerresinin ağırlığı aynı ve eşit oluyor.

Eşyanın iç yüzündeki berraklık ve şeffaflık, orada mülk yüzündeki gibi sebep ve sonuç ilişkisinin ve zıtların beraber bulunmamasını ifade eder. Kudretin eşyanın iç yüzüne olan taalluku ise, sebepsiz ve direkt olarak kudretin değerek ve temas ederek iş görmesinin adıdır.

Allah’ın izzet ve azameti bu gibi zararlı ve çirkin maddeler ile direkt bir mübaşereti, yani teması kabul etmiyor. Hem de insanların haksız ve yersiz şikayet ve isyanları direkt olarak Allah’a gitmemek için, Allah zahiren çirkin gibi duran o maddeler ile arasına perde olsun diye sebepleri koyuyor.

Mesela ölüm, hastalık, musibet gibi haller, Allah’ın bazı isim ve sıfatlarına zahiren uygun düşmüyor. Aslında bu hallerin iç yüzü ve hakikat-i halleri çirkin ve zararlı değildirler, ama insan gibi aklı ve idraki sınırlı varlıklar, her zaman bu hallerin hakiki vechesini ve cephesini göremedikleri için, şikayet ve isyan ediyorlar. Şayet bu haller ile Allah’ın kudreti arasına sebepler vasıta olarak girmese idi, şikayet ve isyanlar direkt olarak Allah’a gidecekti ki bu da Allah’ın izzet ve gayretine dokunacaktı.

İşte sebepler, isyan ve şikayetin hedefini şaşırtıp bir nevi paratoner gibi şikayet ve isyanları kendi üstüne çekip asıl mercii olan Allah’ı tenzih etmiş oluyorlar.

Mesela bir anne ve baba çok sevdiği yavrusunu feci bir şekilde kaybetse, Allah’a değil sebeplere kızar, şikayet ve isyan ateşini sebeplerin üstünde söndürür. Bu yüzden Allah sebepleri vasıta olarak araya koymuş ki isyan ve şikayet kendi zatına gelmesin.

Her şeyin ayrı bir birey olması ve farklı bir kimlikte olması, Allah’ın kudretini şaşırtıp yanıltmaz. Mesela her insanın ayrı bir kimlik ve şahıs olması umumi Rezzak ve Halık sıfatlarını zorlayamaz, şaşırtamaz. Allah’ın Rezzak ve Halık ismi bir insanı da yaratıp doyurur, bütün farklı insanları da yaratıp doyurur. Bir ile bin onun nazarında eşittir. Renklerin çokluğu onu zorlamaz.

(1) bk. Sünuhat, Kur'an'da Mübâlağa, Mücâzefe Yoktur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...