Block title
Block content

"Madem vaad etmiş; yapacaktır. Halbuki, ifası ona çok rahat ve bize ve her şeye ve ona ve saltanatına pek çok lâzımdır." Burada Allah'a mecburiyet atfedilmiş olmuyor mu?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Madem vaad etmiş; yapacaktır. Halbuki, ifası ona çok rahat ve bize ve herşeye ve ona ve saltanatına pek çok lâzımdır. Demek bir mahkeme-i kübrâ, bir saadet-i uzmâ vardır."(1) 

Allah, hiçbir şeye muhtaç da mecbur da değildir. Haşa, Allah’ın bir şeye mecbur olması ne dinen ne de mantıken mümkün değildir. Çünkü mecburiyet zayıflığın ve acizliğin bir alameti, bir işaretidir.

Oysa Allah sonsuz kudret sahibidir ve sonsuz kudretin bir konuda aciz ve zayıf kalması ise mantıken mümkün değildir. Şayet mümkün olsa, o zaman sonsuz kudret sahibi olamaz. Yani sonsuz kudret ile lüzum sahibi olmak cem olamaz.

Haşir ve ahireti yaratmak -haşa- Allah için zorunlu bir görev değildir, dilerse yaratmayabilir. Lakin haşir ve ahireti yaratacağına dair üstüne basa basa söz verirse, o zaman ahlaki anlamda o sözü yerine getirmek İlahi bir gereklilik hâline gelir. Çünkü Allah’ın sözünden dönmesi caiz değildir.

Allah, bütün peygamberleri ve kitapları vasıtası ile ebedi bir hayatın olduğundan haber veriyor. Allah insana ebedi alem hususunda garanti verip söz veriyor. Allah’ın sözünde durmaması muhal olduğuna göre, insanı yok etmesi düşünülemez.

Allah, kusur ve eksiklerden münezzeh ve mukaddestir. Sözünden ve vaadinden dönmek ise, tam bir eksiklik tam bir kusurdur. Öyle ise Allah’ın sözünden ve vaadinden dönmesi imkânsız bir durumdur.

Ayrıca, Allah’ın isimleri içinde Saduku'l-Vaadi'l-Emin, yani o vaat ve sözünde emindir, ismi de vardır. Sözünde ve vaadinde durmamak ancak aciz ve zelil olanların şiarıdır; Allah böyle bir acizlik ve zelillikten münezzeh ve mukaddestir. Öyle ise Allah milyonlarca defa vaat etmiş olduğu bekayı insana verecektir bunun önünde hiçbir engel yoktur.

Diğer bir husus, Allah’ın kâinatta kurmuş olduğu nizam ahiret odaklı ve ona bakan bir nizamdır. Dolayısı ile ahireti yaratmaması, kurmuş olduğu nizamı hikmetsiz ve abes durumuna düşürür. Mesela, Hazreti Musa mazlum, Firavun ise zalim olarak ölüyor. Şayet bir mahkeme-i kübra olmaz, hak sahibine hakları iade edilmez ise, o zaman Allah’ın kâinattaki saltanatı rencide olur. Bu açıdan bakılırsa yani kâinatın kurgusu ve bu kurguda cereyan eden saltanat açısından ahiret lazım geliyor. Tabi buradaki lazım olmak -haşa- cebri anlamda değil, kurgusal anlamda bir lazım olmaktır.

Özetle Saltanatına pek çok lâzımdır.” ibaresi İlahi iradeyi yok sayan bir lazım olmak değil, kurgusal ve ahlaki anlamda bir lazım olmaktır. Şayet Allah ahireti söz vermese ve kâinatı da ahiret odaklı yaratmamış olsa idi, o zaman "ahireti yaratmak Allah’a lazım" ifadesini kullanmak mahzurlu olurdu. 

(1) bk. Sözler, Onuncu Söz, Sekizinci Suret.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Allaha celle celalüha "bir şeyi yaratmanın pek çok lazım olması"nı anlayamadım yinede.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
cevapta "ahlaki anlamda o sözü yerine getirmek İlahi bir gereklilik hâline gelir. Çünkü Allah’ın sözünden dönmesi caiz değildir." demişisiniz. Allahın celle celalühün ahlakı diye bir tabir olabilirmi. Allahın celle celalühün ahlakını nerden biliyorsunuzu veya nasıl bilebiliriz. Allah celle celalüh için sözünden dönmenin caiz olmadığı kararına nasıl vardınız.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Allah'ın güzel isimleri Onun güzel ahlakı hükmündedir. "Allah'ın ahlakıyla ahlaklanın, Hz. Peygamber'in sıfatıyla sıfatlanın." hadiside bu gerçeğe işaret ediyor.  Ayrıca Allah'ın ahlakını en güzel tarif eden delil ve kaynak Kur'an ve hadislerdir.
Üstadımız bu hususu şu şekilde izah ediyor: Meselâ, nübüvvetin hayat-ı şahsiyedeki düsturî neticelerinden 1 تَخَلَّقُوا بِاَخْلاَقِ اللهِ kaidesiyle, “Ahlâk-ı İlâhiye ile muttasıf olup Cenâb-ı Hakka mütezellilâne teveccüh edip, acz, fakr, kusurunuzu bilipdergâhına abd olunuz” düsturu nerede? Felsefenin “Teşebbüh-ü bi’l-Vâcib insaniyetin gayet-i kemâlidir” kaidesiyle, “Vâcibü’l-Vücuda benzemeye çalışınız” hodfuruşâne düsturu nerede? Evet, nihayetsiz acz, zaaf, fakr, ihtiyaçla yoğrulmuş olan mahiyet-i insaniye nerede? Nihayetsiz Kadîr, Kavî, Ganî ve Müstağnî olan Vâcibü’l-Vücudun mahiyeti nerede? Otuzuncu Söz
1-bk. Mansur Ali Nâsıf, et-Tâc, 1:13 (Mukaddime); el-Cürcânî, et-Ta’rifât 1:564; İbni Kayyım el-Cevziyye, Medaricü’s-Salikin 3:241; el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 4:306; el-Gazâlî, el-Maksadü’l-Ensâ s. 150; el-Bikaî, Masrau’t-Tasavvuf s. 240; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat 8:184; el-Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-Usûl 2:284.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Allah celle celalüh hakkında yapması caizdir demeniz tuhafıma gitti. Allah celle celalüh hakkında caizlik ifadesi kullanılabilirdi. Sözünden dönmesi caiz değil demişsiniz. Caizlik Allah celle celalüh hakkında kullanılabilirmi
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Bu tabir dıyk-ı elfazdır yani o ince manayı ifade etmekteki çaresizliğin ifadesidir. Keyif ve lezzetin, oturma ve elin şuunat olarak Allah'a nispet edilmesi gibi. Caiz değil ifadesi de bu kabilden bir ifadedir. Yoksa elbette Allah için emir, yasak gibi durumlar söz konusu değildir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...