Block title
Block content

"Mahlûkatın en zâlimi insandır. İnsan kendi nefsine olan şiddet-i muhabbetten dolayı kendisine hizmeti ve menfaati olan şeyleri hem sever, hem kıymet verir. Semeresinden istifade gördüğü şeylere abd ve köle olur. Aksi halde ne sever ve ne kıymet verir." izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühel-Aziz! Mahlukatın en zâlimi insandır."

“Mahlukatın en zalimi insandır.” cümlesi, emanetle ilgili ayet-i kerimeyi hatırlatıyor. O ayetin sonunda insanın çok zalim ve çok cahil olduğu ifade ediliyor. Elbette ki, bu hitap emaneti yerine getirmeyen, yahut yanlış yolda kullanan kişiler içindir. Çoğu insanlar emanete hıyanet etmekle, bu ayette geçen zalum (çok zalim) ve cehul (çok cahil) ifadelerine masadak oldukları gibi, müminler de yanlış işler gördüklerinde yine bu ifadelere muhatap olmuş olurlar.

Altınca Sözde şöyle bir ifade geçer: “En kıymettar aletleri en kıymetsiz yerlerde sarfedip nefsine zulmettin.”

Bu ifade, öncelikle küfür ve dalalet yolunda gidenlere baksa da, bir Müslüman da nefsine uyarak ve şeytanın desiselerine kapılarak, harama girdiğinde, kendisine emanet olarak verilen cismini ve ruhunu yanlış yolda kullanmakla kendine zulmetmiş olur.

Meselâ, göz çok kıymetli bir alettir. İnsan harama nazar ettiğinde, bu görme makinesine  ve onun arkasında ona medet veren beyin tezgâhına ve bunların her ikisini de o haram yolda kullanmayı irade eden ruhuna ve kalbine zulmetmiş olur.

Akıl en kıymettar bir alet. Kötü şeyde kullanılması, akla zulümdür.

Kısacası, insana verilen o kıymettar aletler, o insanlık mahiyeti hayvandan daha aşağı bir mertebede kullanıldı mı, insanlığa zulmedilmiş olunur.

Öte yandan, insan kendisine yardım eden, onu çepeçevre kuşatan bu kadar nimetin içinde yüzerken, bütün bunlardan gaflet ederek, onları hiç nazara almadan ve düşünmeye değer bulmadan, sadece kendi nefsine ve menfaatine ait işlerle ömrünü geçirse, bütün bu mahlukata da zulmetmiş olur.

Bu zulmün en belirgin şekli, insanın sadece kendine hizmet eden varlıklara  önem verip, diğerlerini nazara almamasıdır. Üstadın tespitiyle, Zühre yıldızına  kokulu bir Zühre çiçeği kadar önem vermemesidir.

“Hatta Zühre yıldızını kokulu bir zühreye mukabil almaz. Çünkü kendisine menfaati dokunmuyor.” Mesnevî-i Nuriye

Zühre yıldızına bir çiçek kadar önem vermeyen insan, zürafaya da koyun kadar önem vermiyor. Halbuki, bütün bunlar da Allah’ı zikretmekte ve O’nun arza halife olarak yarattığı insanoğluna hizmet etmektedirler. Nitekim, insanın faydasız sandığı bir canlı türünün ortadan kalktığı bölgelerde ekolojik dengenin bozulduğu, bir takım zararlı canlıların sayısında büyük artış gözlendiği ilmen ortaya konmuş bulunuyor.

Demek ki, faydasız sandığımız o türün de bize dolaylı faydası varmış.

“İnsan, kendi nefsine olan şiddet-i muhabbetten dolayı kendisine hizmeti ve menfaati olan şeyleri hem sever, hem kıymet verir. Semeresinden istifade gördüğü şeylere abd ve köle olur. Aksi halde ne sever ve ne kıymet verir.”

Bu vesileyle bir noktaya kısaca işaret edelim: İlâhî ahlâk ile ahlâklanmanın genel manası, Kur’an ahlâkiyle ahlaklanmaktır. Bunun bir kolu, Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek olduğu gibi, bir başka kolu da Allah’ın önem verdiği şeylere önem vermektir. Onları mesela, böcekleri, karıncaları küçük ve önemsiz gören ve üzerinde düşünme gereği duymayan insan, düşünmelidir ki, Allah bunlara büyük bir önem veriyor. O küçük canlıların her birine altı ayak, iki göz taktığı gibi, midelerini, sindirim sistemlerini en mükemmel bir şekilde yaratıp tanzim ediyor. Onların ihtiyaçlarına, zevklerine ve midelerinin yapılarına en uygun rızıklar yaratıyor.

Onlar da Allah’ın eserleri ve askerleri, onlar da bu dünyada Allah’ın misafirleri, onlar da  Allah’ı tespih ediyorlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Zerre | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 931 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...