Block title
Block content

"Mahlûkatın her nevine, her ferdine ve o nev'e ve o ferde mürettep olan âsâr-ı mahsusasını müntiç ve istidad-ı kemâline münasip bir vücudun verilmesidir..."Bu paragrafın izahı nasıldır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;


"İkinci delil-i Kur'ânî: Delil-i ihtirâdır. Hülâsası:"

"Mahlûkatın her nevine, her ferdine ve o nev'e ve o ferde mürettep olan âsâr-ı mahsusasını müntiç ve istidad-ı kemâline münasip bir vücudun verilmesidir. Hiçbir nevi müteselsil-i ezelî değildir. İmkân bırakmaz. İnkılâb-ı hakikat olmaz. Mutavassıt nev'in silsilesi devam etmez. Tahavvül-ü esnaf inkılâb-ı hakaikin gayrısıdır. Madde dedikleri şey, suret-i mütegayyire, hem harekât-ı mütehavvile-i hâdiseden tecerrüd etmediğinden hudûsu muhakkaktır. Kuvvet ve suretler, a'râziyetleri cihetiyle envâdaki mübâyenet-i cevheriyeyi teşkil edemez. A'râz cevher olamaz. Demek envâının fasîleleri ve umum a'râzının havâss-ı mümeyyizeleri bizzarure adem-i sırftan muhteradırlar. Silsilede tenâsül, şerait-i âdiye-i itibariyedendir."
(1)



İhtira, bir şeyi benzersiz ve modelsiz hiçten ve yoktan var etmek demektir. Kainattaki her bir mevcut ve mahluk benzersiz ve modelsiz olarak hiçten ve yoktan var ediliyorlar. Materyalist felsefenin iddia ettiği gibi mevcudat tesadüfen bir birinden ezeli olarak türeyip gelmiyor. Yani madde ezeli değildir ve madde üstünde görünen o harika sanat ve nakışlar ise tesadüf ve rastlantının oyuncağı değildirler. Maddenin ezeli olmadığına dair yüzlerce kevni ve akli deliller mevcuttur.



İmkan ve hudus delilleri maddenin ezeli olmadığını gösteren en kuvvetli iki delildir.



Hudus: Kelime olarak, bir şeyin sonradan meydana çıkması, ezeliyeti ve evveliyetinin olmaması manasınadır. Böyle olunca, onu meydana çıkaracak ve ezeli olan Vacip Bir Vücudun olması lazım geliyor.



Bu kısa tarif ve izahtan sonra şöyle devam edebiliriz: Kainata ve mahlukata baktığımız zaman, her şeyin değişken ve kararsız olduğunu görüyoruz. Yani, hiçbir şey kararında sabit olarak durmuyor, değişiyor. Biri gidiyor, biri geliyor. Sürekli bir faaliyet, gözümüzün önünde işliyor. Bu da mahlukatta değişmeyen hiçbir şeyin olmadığını ispat ediyor.



Her değişen şey ise, sonradan meydana gelmiştir; sonradan vücut bulmuştur. Zira yoktu, var oldu. Ezeli olan şeyde, zaten değişim olması imkansızdır. Ezeliyet ona müsaade etmez. O zaman, yoktan ve hiçten yaratılıp meydana çıkartıldılar. Onları yoktan varlığa çıkaran Zat ise ezeli ve vacip olmak gerekir. Zira hadisin hadisi yaratması imkansızdır. Yok, yoka vücut veremez. Madem her şey hadisdir, yani, sonradan meydana gelmiştir. Öyle ise her hadisin bir muhdisi var,  yani onu varlık sahasına çıkaran ve yaratan bir Zat var olduğu sabit olur.



Hudus delilinin mahiyetinin özeti budur. Bu delil Allah’ın varlığını ispat ederken aynı zamanda onun ezeliyetini de ispat ediyor. Zira İlah vasfı ancak ezeliyet ile tamam olan bir vasıftır.



İmkan: Kelime olarak varlığı mümkün olan şeylere denir. Yani, var olması ile yok olması eşit olan demektir. Bu eşitlikten var olanlara, vaki; yok olanlara da mümkün denir. İşte bu eşitliği bozmak ancak ve ancak mümkinat cinsinden olmayan Vacip bir vücutla mümkündür.



Zira mümkünün, mümküne illet, yani sebep olması imkansızdır. Yoksa devir  ve teselsül dediğimiz, mantıksız şeyleri kabul etmemiz gerekir ki, bu da muhaldir.



Şimdi varlık sahasına çıkmamış bir mümkün, nasıl olur da başka bir mümkünün varlık sahasına çıkmasına sebep olabilir. Önce kendisi, bir varlığa kavuşsun, sonra başka mümküne illet ve sebep olsun. Buradan açıkça anlaşılır ki: Mümkün, mümküne sebep olup yaratıcılık yapamaz. Demek başlangıcı olmayan bir sebep olması gerekir ki, bu mümkünlere illet olsun; bu da ezeli ve ebedi olan Allah’tır.



Mesela, bir atom sayısız cisimlere veya vücutlara girme kabiliyetinde iken, en uygun ve mükemmele girmesi ve girdikten sonra her aşamada başka imkanlar ile karşılaşması ve oralarda da bir tercih edici ve tahsis edicinin varlığına muhtaç olması, gayet mükemmel derecede tevhide işaret eder. Atomun her adımı tevhide bir levha hükmündedir. Şuursuz atomun o binlerce imkan ve tercihler içinde en mükemmelini ve kendine en uygun olanı bilmesi ve tercih etmesi imkansız olduğu için, o adımların ve hareketlerin her safhasında ve aşamasında Allah’ın tercih ve tahsisini görmek katiyetle zaruridir.



Üstad Hazretleri böyle bir tarz ve yol ile her şeyin üstünde imkan ciheti ile tevhide delil getiriyor.



İnkılâb-ı hakikat olmaz. Mutavassıt nev'in silsilesi devam etmez. Tahavvül-ü esnaf inkılâb-ı hakaikin gayrısıdır. Madde dedikleri şey, suret-i mütegayyire, hem harekât-ı mütehavvile-i hâdiseden tecerrüd etmediğinden hudûsu muhakkaktır."(2)



Ezeli ve ebedi olan hakikat asla ve kata değişmez ve dönüşmez daimi ve sabittir. Mesela Allah’ın sonsuz kudretine asla acizlik ve zayıflık bulaşamaz, zira sonsuzluk buna fırsat vermez. Öyle ise mümkün olan bir şeyde asla ve kata ezeli olamaz. Öyle ise mahlukatın ezeli olması imkansız bir haldir. Başı ve sonu olan bir silsilenin ezeliyeti olmaz.



Mahlukat sınıfları içindeki değişimler hakikatlerin değişmesine ve ters yüz olmasına misal değildir. Mesela bir bebeğin çocuk, genç ve ihtiyar olması asla hakikatin değiştiğine örnek teşkil etmez. Madde ve onun içindeki değişimler tam aksine maddenin hadis yani sonradan yaratıldığına delildir. Zira ezeli olan tam mükemmellikte olmak gerektiği için değişimi ve hareketi kaldırmaz. Yani ezeli olan bir şeyin gideceği ve çıkacağı bir makam yok ki oraya hareket edip dönüşsün. Madde hareket ve dönüşüm içinde olduğuna göre, o zaman ezeli değildir, demektir.



(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Nokta

(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...