Block title
Block content

"Mahz-ı hikmet gelse, nefsinde abesiyet-i mutlaka suretini alır. Çünki şu haldeki ene'nin rengi, şirk ve ta'tildir, Allah'ı inkârdır." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte, ene, şu hâinâne vaziyetinde iken, cehl-i mutlaktadır. Binler fünunu bilse de cehl-i mürekkeple bir eçheldir. Çünkü duyguları, efkârları kâinatın envâr-ı marifetini getirdiği vakit, nefsinde onu tasdik edecek, ışıklandıracak ve idame edecek bir madde bulmadığı için, sönerler. Gelen her şey nefsindeki renklerle boyalanır. Mahz-ı hikmet gelse, nefsinde abesiyet-i mutlaka suretini alır. Çünkü, şu haldeki enenin rengi, şirk ve ta’tildir, Allah’ı inkârdır. Bütün kâinat parlak âyetlerle dolsa, o enedeki karanlıklı bir nokta, onları nazarda söndürür, göstermez..."(1)

Ene bahsinde geçen bu cümle, insana Allah (c.c.) tarafından emanet olarak verilen ve Allah'ın isim, sıfat ve şuunat dediğimiz özel bazı hâllerini anlamaya yönelik vazife gören bir yönünün doğru kullanılıp kullanılmaması sonucu kâinata ve varlıklara nasıl değer yüklendiğini güzelce ortaya koymaktadır. Şöyle ki:

Eğer insan kendisine verilen benlik duygusunun kimden geldiğini ve ne için verildiğini bilirse, o zaman hem Allah'ın isim ve sıfatlarını her yerde okumaya başlayacak hem de yaratılan hiçbir şeyin boş ve değersiz olmadığını kendi içindeki hislerden anlamaya başlayacaktır. Eğer kendisine verilen bu emanetin kimden geldiğini ve niçin verildiğini bilmezse, o zaman hem Allah'ı tanıyamayacak hem de mevcudat ve varlıklara bakışı ona göre -menfi anlamda- değişecektir. 

Çünkü Allah (c.c), "ene" denilen benlik duygusunu, insanın kendi küçücük özelliklerini ve ölçücüklerini kullanarak, kâinatı yaratan Zat'ın (c.c) kim olduğunu ve nasıl sıfatlara sahip olduğunu anlaması için vermiştir. İşte bu benlik duygusunu doğru kullananlar için muazzam bir tefekkür sayfası açılmaktadır. Bu duyguyu yanlış kullananlar ise, emanet duygusuna hıyanet ettiği gibi, ilahi marifet ve derinlikten de mahrum kalmaktadır. 

Mesela, bir öğretmen talebelere ödev verdiğinde, bu ödevi yerine getirenlere mükafat verir. Ödevi yapmayanlara ise, ceza verir. Buradan hemen Allah'ın insanlara verdiği ibadet emrini yerine getirenlere mükâfat olarak cenneti ve ibadet vazifesini terk edenlere de cehennem gibi bir cezayı vermesinin ne kadar hikmetli ve adaletli olduğunu anlayabilir. 

İşte benlik duygusunun hikmetini anlayan insanlar kâinattaki her hadise ve varlığa bu gözle bakar. Ne kadar hikmet, fayda ve adalet ile dolu olduğunu anlayabilir. Ama kendi içindeki ölçücükler ile Allah'ın sıfat ve isimlerini anlamaya yanaşmayan insanlar empati yapamaz. Kendi nefsine ve hevasına uymayan her şeyi tenkit eder, "abes ve beyhudedir." der. Mesela, güzelim böcekleri, karadelikleri, görünüşte zararlı fakat hakikatte mühim vazifeler icra eden yılan ve akrep gibi zehirli hayvanları, bazı bitki türlerini, tuzlu denizleri, kış ve kar gibi olayları vs hep abes ve ehemmiyetsiz görür. Oysa bir ressam kendi resminde bu gibi olayları veya varlıkları çizdiğinde bin bir emek ve kabiliyet sarf ederek yapar. Bunların her biri muazzam birer sanat harikasıdır.

Benliği açamayan ve kendindeki güzellikleri sahiplenip Allah'ı unutan kişiler için, hevasına uymayan kâinattaki her şey abes ve boş bir olay gibi şekillenir. Üstadımız "Mahz-ı hikmet gelse, nefsinde abesiyet-i mutlaka suretini alır. Çünki şu haldeki enenin rengi, şirk ve ta'tildir, Allah'ı inkârdır." ifadesiyle bu hakikate çok güzel bir açılım getirmiştir.

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz, Birinci Maksad.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Maksat | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1468 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...