GÖLGE VE ASIL

"Ey bizi nimetleriyle perverde eden sultanımız! Bize gösterdiğin nümunelerin ve gölgelerin asıllarını, menbalarını göster...”(1)

Bediüzzaman Hazretleri, Vahdetü’l-vücûd bahsinde Allah’ın “vacip, ezelî ve ebedî” varlığına nispeten, mümkinatın varlığının zayıf bir gölge olduklarını kaydeder. Devamında Muhyiddin-i Arabî gibi zâtların “La mevcude illa hu”, yani “O’ndan başka mevcut yoktur.” derken bu varlıkların “vücûd” ismine lâyık olmadıklarını ifade ettiklerini beyan eder.

Elbetteki mümkin varlıkların da hakikatleri Esmâ-i İlâhîyeye dayanmaktadır ve varlıkları inkâr edilemez, ama Allah’ın vacip, ezelî ve ebedî olan varlığına nispet edildiklerinde, zayıf gölgeler gibi kalırlar.

Aynı mâna dünya ile âhiret arasında da geçerlidir. Dünyadaki nîmetlerin varlıkları herkesçe bilinir ve kabûl edilirler. Ancak ahiret nimetleri yanında bunlar gölge kadar zayıf, numune kadar azdırlar.

Bu mânayı ders veren bir hadîs-i şerif:

“İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.”(2)

Bu hadîsi, “Kabir, cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur.”(3) hadîsiyle birlikte düşündüğümüzde zihnimizde şu mâna canlanır: Bir mümin öldüğünde, kendini cennet bahçesi gibi güzel bir âlemde bulacaktır. Ve dünyadaki bahçeler o cennet bahçeleri yanında uykuda dolaşılan bahçeler gibi kalacaktır.

Rüyada gördüğümüz bahçeler de bir çeşit varlığa sahiptirler. Uyanıncaya kadar o bahçelerden istifade ederiz. Ama onlar dünya bahçeleri yanında birer gölge gibidirler; o kadar zayıftırlar.

İşte, dünya bahçeleri ile cennet bahçeleri arasındaki fark da böylesine büyük, böylesine azimdir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Onuncu Söz, Beşinci Suret.
(2) bk. Acluni, Keşfü'l-Hafa, H. No: 2795; Gazali, İhya, IV, 42, İstanbul 1975.
(3) bk. Tirmizî, Kıyamet, 26; el-Akidetu’t-Tahaviye,1/169; Ahmed b. Hanbel, el-Akide, s.64-76; el-lalekâî, İtikadu ehli’s-sünne, 1/156, 158, 166-Şamile.

Yükleniyor...