HİKMET VE KUDRET

“Evet, dünya dâr-ü’l-hikmet ve âhiret dâr-ü’l-kudret olduğundan,…, dünyada îcâd-ı eşya bir derece tedricî ve zaman ile olması, hikmet-i Rabbâniye’nin muktezası olmuş.”(1)

Dünyada eşyanın yaratılışı, büyük ekseriyetle, sebepler zincirine bağlanmıştır. Yani dünyadaki yaratılışlarda, “inşa” mânası hükmetmektedir. Bütün varlık âlemi “Nur-u Muhammedî” denilen o ilk mahlûktan, safhalar halinde yaratıldığı gibi, her canlı da çekirdek, tohum yahut nutfe dediğimiz bir noktadan başlayarak terbiye edilmekte, birçok safhalardan geçerek son şeklini almaktadır. Bunun içindir ki, Fatiha Sûresinde Allah’ın “Rabbü’l-âlemin” olduğu öncelikle nazara verilir.

Cenâb-ı Hak, bu dünyada sebepleri yaratmış, terbiye etmiş ve sonsuz hikmetiyle neticeleri bu sebeplere bağlamıştır. Ahirette ise sebeplerin icraatına gerek kalmadan her şey İlâhî kudretle bir anda, zamansız yaratılacaktır. Yani, bu dünyada hikmet daha galiptir, ahirette ise kudret. Yoksa bu dünyadaki sebepler de neticeler de Allah’ın kudretiyle yaratıldığı gibi, ahiretteki bütün icraatlar da yine hikmet üzere olacaktır.

Burada bir “galibiyet” mânası nazara veriliyor. Sözler’de, fırtınalı bir denizin “Ya Celîl!” dediği ifade ediliyor. Böyle bir manzaranın kendine has bir güzelliği de vardır, ama burada celâl daha galip, daha hâkimdir. Öte yandan, bir ağaca baktığımızda “cemâl” mânası nazarımıza çarpar. Hâlbuki bu ağacın bir çekirdekten çıkarılması, büyütülmesi, kâinatla münasebetinin kurulması muazzam bir kudret eseridir. Ancak, burada “cemâl” daha hâkimdir.

Aynı şekilde, hem dünyada hem ahirette hikmet ve kudret birlikte icraat gösterirler. Yani, İlâhî kudretin bütün icraatları her iki âlemde de “hikmet” üzeredir. Ancak dünyadaki icraatlarda hikmet, ahiretteki icraatlarda ise kudret daha hâkimdir.

(1) bk. Şualar, İkinci Şua, Uzunca Bir Haşiye.

Yükleniyor...