KUR’ANDAKİ TEKRARLAR

“Bununla beraber; sureten tekrardır, fakat mânen her bir âyetin çok mânaları, çok faideleri, çok vücuh ve tabakatı vardır.”(1)

Bir Müslüman’ın her işine besmele ile başladığında Allah’ı hatırlaması tekrar sayılamayacağı gibi, Kur’ân-ı Kerîm’de bazı konuların birkaç kez nazara verilmeleri de tekrar değildir. Bu tekrarlar insan ruhunun ve kalbinin ihtiyacından kaynaklanmaktadır.

İnsanların her türlü şirkten uzak olarak tevhid esası üzere bir ömür geçirmeleri için Allah’ın birliğine dair ayetler çok tekrar edilmiştir.

Keza, o ağır şartlarda İslâm’ı yaşama ve anlatma mücadelesi veren sahabe-i kiram hazretlerinin istikbale ümitle bakabilmeleri için Hazreti Musa (as.)’nın muzafferiyeti ve Firavun’un akıbetiyle ilgili ayetler tekrarla nazara verilmiştir.

İnsanın kendi aczini ve fakrını unutmaması ve Rabbinin ona karşı ne kadar merhametli olduğunu düşünmesi için de ana rahminde geçirdiği safhalar birkaç kez hatırlatılmıştır.

Her konuda insan hayatına yön veren İslâm dini, miras konusunda da hükümler getirmiştir. Ancak bunlar diğerleri gibi defalarca tekrar edilmemiştir.

Bütün insanlık âleminin yanlış yolda olduğu, bir kısmının tahrif edilmiş semavî kitaplara, diğer kısmının putlara taptığı, bir başka grubun ise insan aklının mahsulü olan yanlış felsefî cereyanlara kapıldığı o cehalet asrında, Kur’ân-ı Kerîm hak dinin ve doğru inancın temelini atmıştır. Allah’a iman başta olmak üzere, bütün iman hakikatlerini insanlara açıklamış ve istikamet yolunu göstermiştir.

Öncelikle insanların kalplerini ve akıllarını tenvir eden Kur’ân-ı Kerîm, batılı bırakıp hakka tabi olanların teşkil edecekleri bir İslâm toplumunun da bütün esaslarını ortaya koymuştur. Toplumun her tabakasının suallerini cevaplandırmış, ihtiyaçlarını karşılayacak esaslar getirmiştir.

Küfürden imana, şirkten tevhide, bedevilikten medeniyete, zulümden adalete dönen bu insanların kalplerinde bu yeni inancı iyice yerleştirmek, şahsî ve içtimaî hayatlarında Kur’ân esaslarını tam hâkim kılmak için bu hakikatler üzerinde tekrarla durulmuştur. Bu tekrarlar her asra, özellikle de içinde bulunduğumuz bu dehşetli asra son derece lüzumludur. Küfrün, ahlâksızlığın ve batıl ideolojilerin birer şahs-ı manevî halinde, imana ve ahlâka hücum ettiği böyle dehşetli bir zamanda, Kur’ân ve iman hakikatleri üzerinde ne kadar tahşidat yapılsa yerindedir.

Tekrar konusunda, Nur Külliyatı’nda şu noktaya önemle dikkat çekilmiştir:

“Bununla beraber; sureten tekrardır, fakat mânen her bir âyetin çok mânaları, çok faideleri, çok vücuh ve tabakatı vardır.”

Ayetlerin sarih mânalarından başka işarî mânaları ve remizleri de var. Meselâ, Nur Külliyatı’nda izah edildiği gibi, İhlas Sûresindeki “Lemyelid, velemyuled”, yani “(O) doğurmadı ve doğurulmadı.” ayetinin zahir manasının altında şu işarî mânalar da gizlidir:

Hz. İsa (as.) ve Hz. Üzeyir gibi doğurulan varlıklar ilah olamayacakları gibi, Hz. Meryem gibi doğuran varlıklar da ilah olamazlar. Tabiat ve ondan doğan bütün varlıklar da İlah olamazlar. Yani, ağaç ilah olamayacağı gibi onun doğurduğu meyve de İlah olamaz. Keza, o ağacı doğuran toprak ve ona yardımcı olan güneş, su, hava da ilah olamazlar.

Tekrar konusunda en fazla Kıssa-ı Musa nazara verildiği için, bu konu üzerinde biraz durmak gerekecektir:

“ … Kıssa-i Mûsâ, çok meziyetleri ve hikmetleri müştemildir. Her makamda o makama münasib bir vecihle zikredilmesi, ayn-ı belâgattır.”(2)

Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Musa (as.)’nın kıssası birkaç surede tekrarlanmıştır. Ancak, Üstat Hazretlerinin de beyan ettiği gibi, bu kıssa her bir surede ayrı bir maksat için zikredildiğinden, bu tekrarlar gerçekte tekrar ve kusur sayılmazlar. Bunlardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz:

Birçok peygamber gibi Hazret-i Musa’nın da mucizelerine zamanın müşrikleri sihir isnadında bulunmuşlardır. Nitekim On Dokuzuncu Mektup’da beyan edildiği gibi, Peygamber Efendimiz (asm.)'in şakk-ı kamer mucizesini inkâr edemeyen müşrikler “Yetim-i Ebu Talibin sihri semaya da tesir etti demişlerdir.”

İşte, Hazret-i Musa’nın asasının sihirbazların bütün sihirlerini yutmasına Firavun ve etbaının sihir demeleri, Peygamber Efendimize (asm.) yapılan bu sihir isnadının Hazret-i Musa’ya da yapıldığını hatırlatmaktadır.

İlahlık taslayan kibir timsali Firavun’un akıbeti nazara verilmekle İslâm’a karşı çıkan müşriklerin de sonlarının hezimet ve mağlubiyet olacağı, hakkın batıla mutlaka galip geleceği müjdelenmekle müminlere ümit ve teselli verilmektedir. Bu teselliye, sadece sahabeler değil, baskıya ve zulme maruz bütün müminler muhtaçtırlar.

Hazret-i Musa (as.)’nın Hazret-i Hızır’la yaptığı seyahatte, çok önemli mesajlar vardır. Hazret-i Musa aleyhisselâmın dahi bilemediği ve Hz. Hızır’dan ders alma ihtiyacı duyduğu İlâhî sırlarla, müminlerin fazla meşgul olmamaları, özellikle belâ ve musibetler karşısında kadere itiraz yoluna gitmeyip Allah’ın hikmetine ve rahmetine itimat etmeleri ders verilmektedir.

Cenab-ı Hakk’ın, dilerse, fâcir ve kâfirleri bile dine hizmet ettireceği gerçeğine, Hazret-i Musa’nın, Firavun’un sarayında büyüyüp yetişmesi en güzel bir örnektir.

“Allah size yardım ederse, size galip gelecek kimse olamaz.” (Al-i İmran, 3/160) âyet-i kerîmesindeki hakikat dersine, Hazret-i Musa’nın Firavun’a galip gelmesi en büyük bir örnektir ve Müslümanların en güç şartlarda bile ümitsizliğe düşmelerine gerek olmadığının en müessir bir dersidir.

Hazreti Mûsâ’nın Allah’ı görme talebine karşı “Sen beni göremezsin.” buyrulması, Allah’ın bu âlemde görülemeyeceğini ders verir. Üstat Hazretleri, Mesnevî-i Nuriye’de, Peygamber Efendimiz (asm.)'in “Mirac yoluyla beka âlemine girdiğini” ve Cenâb-ı Hakk’ı bu dünya âleminde değil, o beka âleminde gördüğünü beyan ediyor. Demek oluyor ki, Hazret-i Mûsâ (as.)’nın görme talebinin yerine gelmemesi, o büyük mazhariyete bu dünyada kavuşmak istediği içindi.

Kıssa-yı Musa’da böyle daha nice hakikat dersleri verilmesi, bu kıssanın tekrarını kusur tevehhüm edenlerin aldandıklarını ve tekrarların son derece hikmetli olduğunu gösterir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, On Dokuzuncu Söz.
(2) bk. İşârâtü’l-İ’caz, Bakara Suresi.

Yükleniyor...