RABBANÎ MEKTUPLAR

“Hâmisen: Mistar-ı kader üstünde kalem-i kudretiyle yazılan mektûbât-ı Rabbâniye’yi mütalâa makamında, tefekkür ve istihsan vazifesine başladılar.”(1)

Nur Külliyatı’nda bu kâinat “kudret kalemiyle yazılmış bir kitaba” benzetilir ve “Bir harf bile kâtipsiz olamayacağına göre, her kelimesi ilim ve hikmetle dolu olan şu kâinat kitabı elbette ancak Allah’ın eseridir.” hakikati akıllara ve kalplere yerleştirilir.

Keza, kâinattaki varlıklar için bazen de “mektûbat-ı Rabbaniye” tabiri kullanılır. Mektup “yazılan, yazılmış” demektir. Bu tabirle, akıllara çok ibretli bir tefekkür levhası sergilenir. Şöyle ki:

Biz bir meyvenin ismini yazsak yahut resmini çizsek, ona bakanlar da o meyvenin ismini söylerler, ama ondan faydalanamazlar, çünkü o yazdığımız isim yahut yaptığımız resim “meyve olma” terbiyesinden geçmemiştir. Sadece cansız bir yazı veya şekil olmaktan ileri gitmez.

Allah’ın yarattığı bir meyveye baktığımızda durum farklıdır. O meyve de kudret kalemiyle yazılmış bir kelimedir. Şu var ki, biz o yazıdan faydalanabilir, yani onu yiyebilir, ondan istifade edebiliriz. Bir harf kâtipsiz olmazken, bir kelime, meselâ “elma” kelimesi elbette kâtipsiz olmaz. Sadece bir isim olmaktan öteye geçemeyen “elma” kelimesi kâtipsiz olmazsa, elbette bir mektûb-u Rabbanî olan gerçek elmalar da sahipsiz, sânisiz olmazlar.

Biz, yazdığımız “Güneş” kelimesinden ışık beklemeyiz; deniz kelimesinde balık avlayamayız; tarla kelimesinden mahsul alamayız. Çünkü bunların hiçbiri rabbanî değildirler, yani bir terbiyeden geçmemişlerdir. Allah’ın bu kâinat kitabında yazdığı bütün harfler, kelimeler, cümleler İlâhî bir terbiyeden geçmişlerdir, rabbanîdirler ve onların taşıdığı özelliklerden sürekli istifade edilir.

Malumdur ki, bir yazı önce zihinde planlanır, takdir edilir, daha sonra cümleler halinde kâğıda dökülür. Şu mahlûkatın harika özellikleri, vazifeleri, şekilleri, taşıdıkları hikmetler gösteriyor ki, bunlar Allah’ın ilminde takdir edilmişler ve o takdire uygun olarak da yaratılmışlardır.

Bu yaratılış, “misdar-ı kader üstünde kalem-i kudretle yazılan mektûbat-ı Rabbaniye” ifadesinde, bir temsil ile nazara verilir.

Misdar, cetvel demektir. Sadece düz bir hat çizmeye yarayan cetveller olduğu gibi, değişik geometrik şekiller taşıyan cetveller de vardır. Bunlardan birini kullandığımızda, kalemimiz o düz hat yahut o çizgiler üzerinde gezer. Cetveli kaldırdığımızda, ondaki çizgiyi yahut şekli kâğıda geçmiş olarak buluruz.

İşte eşyanın kaderde planlanması o cetveldeki şekillerin tespitine benzetilmiştir. Şekiller yahut çizgiler o misdara göre ortaya çıktığı gibi, mahlûkat da Allah’ın ilminde tayin edilen mahiyetlerine göre bu dünya yüzüne çıkarılır; “daire-i ilimden daire-i kudrete” geçirilirler.

(1) bk. Sözler, On Birinci Söz.

Yükleniyor...