RUBUBİYET SALTANATI

“Rububiyetin saltanatı, (nasılki) ubûdiyeti ve itaati ister...”(1)

Saltanat denilince, her emri harfiyyen yerine getirilen bir sultan hatıra gelir.

Rububiyet saltanatı Allah’a mahsustur. O’ndan başka Rab yoktur. Fatiha sûresinde, bütün hamdlerin ve senaların ancak Allah için olduğu beyan edildikten sonra, Allah’ın Rabbü’l-âlemîn olduğu ifade edilir. Yani, bütün âlemleri kim terbiye etmişse hamd de O’na mahsustur. Ve sûrenin devamında ders verildiği gibi, “ancak Ona ibâdet edilecek ve yalnız O’ndan yardım dilenecektir.”

Ubûdiyet, haşmetli rububiyete karşı ibâdet, duâ, hamd, tefekkür ve hayret ile mukabele etmektir. Bunlar ise bir kulun aslî görevidir.

Fatiha, Kur’ânın hülasası olduğu gibi, insan da kâinatın hülasasıdır. O halde bu hakikati kendi varlığımızda uygulamaya çalışalım:

Gözü görecek şekilde terbiye eden Allah’tır. Ruha görme sıfatını veren ve ruhla göz arasındaki akıl almaz ilgiyi kuran da O’dur. Bu rububiyete karşı kula düşen görev o gözü, yaratıcısının rızası dairesinde kullanmasıdır. Bu ise ubûdiyettir.

Göz örneğini, bütün duyu organlarımıza, hatta ruhumuza takılı bütün his dünyamıza tatbik edebiliriz. Bütün bunları en güzel şekilde terbiye eden ve bir ömür boyu helal dairesinde kullanılmak üzere bize emânet olarak veren Rabbimizin bu rububiyetine karşı şükürle, ibâdetle, itaatle mukabele etmemiz gerektiğini akıl ve vicdan birlikte tasdik ederler.

Allah, Rabbü’l-cenneti-ve’nnar’dır. Cenneti de o terbiye etmişti narı da. İşte o Rabbü’l-âlemînin rububiyetine karşı ubûdiyet görevini yerine getirenler ahirette büyük saâdetlere nail olacakları gibi, aksine hareket edenler de lâyık oldukları cezaya çarptırılacaklardır.

Rububiyet saltanatı Allah’a mahsus olduğu gibi, meselâ, rezzakiyet saltanatı da O’na muhsustur. Ondan başka Rezzak yoktur. Allah, kâinat fabrikasından hem rızıkları süzüp yaratıyor hem de rızıklananları… Sofrayı yaratan da O, misafirleri yaratan da…

Rububiyet ve Rezzakiyet gibi, Halıkıyet, Makiyet, Hâkimiyet, Müdebbiriyet, Musavviriyet saltanatları da O’na mahsustur.

Bu saltanatlar İlahi fiillerin her biri için de aynen geçerlidir.

İhya ve imate, yani hayatı verme ve alma fiilleri ayrı birer saltanattan haber verirler. Hayat veren de alan da ancak O’dur.

Tasvir, tezyin, tenvir de ayrı birer saltanatı ders verirler. O’ndan başka Musavvir ve Müzeyyin yoktur. Güneşin suretini takdir eden ve onu ziya ile süsleyen Allah olduğu gibi, çiçeğe o güzel sureti veren ve renklerle bezeten de O’dur. İnsanların kendi eserlerine suret vermeleri ve onları süslemeleri de bu ilahi isimlerin birer tecellisidir ve insan ruhuna yerleştirilen tasvir ve tezyin kabiliyetinin birer meyvesidirler.

(1) bk. Sözler, Dokuzuncu Söz.

Yükleniyor...