Block title
Block content

Malumdur ki, dahilden harice süzülen cüz-ihtiyari mizanıyla, ihtiyaç derecesiyle, kabiliyetin müsaadesiyle, Hakimiyet-i Esmanın nizam ve tekabülüyle feyz alınabilir; ifadesini açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kader, her şeye bir miktar ve o miktara göre bir kalıp vermiştir. Feyyaz-ı Mutlak'tan aldığı feyze olan kabiliyeti o kalıba göredir. Mâlûmdur ki, dahilden harice süzülen cüz-ü ihtiyarî mizanıyla, ihtiyaç derecesiyle, kabiliyetin müsaadesiyle, hâkimiyet-i Esmânın nizam ve tekabülüyle feyz alınabilir. Maahaza, şemsin azametini bir kabarcıkta aramak, akıllı olanın işi değildir."(1)

Kainattaki her bir eşyaya kader bir kalıp ve kapasite tayin etmiştir. Eşya, bu kalıp ve kapasitesinden öteye geçemez, onu aşamaz.

Karınca, fil gibi yiyemez ve onun yaptığı işleri yapamaz. Zira kalıp ve kapasitesi filin yaptığı işleri yapmaya müsait değildir.

İnek, kuş gibi uçamaz, zira kaderin ineğe takdir etmiş olduğu kalıp ve kapasite uçmaya uygun değildir vs... Bu ölçüyü her sahaya uygulamak mümkündür.

Mesela, sıradan ve avam bir insan İmam Gazali gibi eser yazıp müceddidlik yapamaz. Basit bir adam Yavuz Sultan Selimi taklit edemez...

İnsanların bir işe mazhariyet sırası iradeden başlar. Yani insan önce iç aleminde bir şeyi yapmayı irade eder ve bu irade, kabiliyet odasına gelir bakar. İradeden gelen emir ve meyil, kabiliyet odasında ona karşılık bir kabiliyetin olup olmadığını araştırır. İnsanın sadece irade etmesi yeterli olmuyor, irade ettiği şeye kabiliyet de gerekiyor.

Mesela, hiç marangozluk kabiliyeti ve tecrübesi olmayan birisi, kapı pencere yapmayı irade etse, bu irade havada kalır. Zira iradenin yanında kabiliyet ve tecrübe de lazımdır.

İnsanların ve eşyanın kabiliyet alanları ise Allah’ın isim ve sıfatlarının nizamı ve ölçüsü ile tayin ediliyor. Yani Allah bir insana marangozluk kabiliyeti bahşetmemiş ise, o insan o sahada asla başarı gösteremez. Öyle ise bütün eşyanın kalıp ve kabiliyetleri Allah’ın takdiri ve tanzimi ile tayin ediliyor.

Mesela, güneş bütün parlak şeylerde tecelli ederken, tecelli ettiği parlak şeyler güneşi kabiliyeti nispetinde gösteriyor. Bir kabarcığın güneşi yansıtması ile bir okyanusun güneşi yansıtması arasında dağlar kadar farkı vardır. Yani okyanus bile güneşin haşmetine mikyas ve ölçü olamazken, nasıl olur da koca güneşin haşmet ve büyüklüğünü bir kabarcıkta veya küçük bir aynada arayabiliriz. Her şey kalıbı kadar güneşi yansıtabilir. Öyle ise güneşin hakiki haşmetini ve büyüklüğünü  o küçük kalıplarda aramak abesle iştigal etmektir.

Aynen bu misalde olduğu gibi, Allah’ın sonsuz haşmet ve azametine bir eşya tek başına mikyas ve ölçü olamaz. Belki Onun haşmet ve azametini anlamak için, ancak bütün eserleri ve kainat bir parça mikyas ve ölçü olabilir. Adi bir taşa bakıp, işte onun eseri ve azameti demek, insanı yanılgılara sürükler. Öyle ise onun haşmet ve azameti sadedinde kafamızı kaldırıp bütün kainata bakmalıyız. Trilyonlarca dev galaksilerin icadı onun azametine mikyas olsun diyedir.  

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Zerre

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Zerre | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2561 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...